Bu zafer, bir zamanlar kendi topraklarından zorla sürülen, vatandaşlıkları tanınmayan ve sandığa gitmeleri engellenen Amerika'nın yerli halkları için tarihî bir dönüm noktası olarak görülüyor.
3 Kasım 2026'da ABD'de yapılan ara seçimler, ülkenin yerli halkları açısından önemli bir gelişmeye sahne oldu.
Demokrat Parti'nin New Mexico valisi adayı Deb Haaland, Cumhuriyetçi rakibi Gregg Hull'u geride bırakarak seçimi kazandı.
Laguna Pueblo topluluğunun bir üyesi olan Haaland, böylece ABD tarihinde eyalet valiliğine seçilen ilk Amerikan yerlisi kadın unvanını aldı.
Haaland'ın zaferi yalnızca siyasi bir başarı değildi. Aynı zamanda Amerika'nın kuruluşundan bu yana yerli halkların karşı karşıya kaldığı ayrımcılığı ve uzun hak mücadelesini yeniden gündeme taşıdı.
Çünkü bugün bir eyaleti yönetmeye hazırlanan yerli bir kadının ataları, bir zamanlar aynı ülkenin yasaları karşısında vatandaş bile sayılmıyordu.
Kendi topraklarında yabancı sayılan insanlar
Avrupalıların Amerika kıtasına gelişinden önce Kuzey Amerika, birbirinden farklı dillere, geleneklere ve siyasi yapılara sahip çok sayıda yerli topluluğa ev sahipliği yapıyordu.
Ancak Avrupa kolonizasyonuyla başlayan süreç, bu halklar için büyük bir yıkıma dönüştü.
Savaşlar, salgın hastalıklar, zorunlu göçler ve toprak kayıpları, kıtanın yerli nüfusunu derinden etkiledi.
1776'da Amerika Birleşik Devletleri bağımsızlığını ilan ettiğinde, yeni devletin sınırları içinde yaşayan yerli halkların önemli bir bölümü siyasi sistemin dışında bırakılmıştı.
ABD'nin batıya doğru genişlemesiyle birlikte yerli toplulukların toprakları üzerindeki baskı daha da arttı.
1830'da Başkan Andrew Jackson döneminde kabul edilen Indian Removal Act, doğudaki yerli halkların Mississippi Nehri'nin batısına taşınmasının önünü açtı.
Özellikle Cherokee halkının 1838'de zorla göç ettirilmesi, Amerikan tarihine Gözyaşı Yolu olarak geçti.
Binlerce insanın hayatını kaybettiği bu sürgünler, yerli halkların hafızasında derin izler bıraktı.
Üstelik topraklarını kaybeden toplulukların siyasi ve kültürel varlıkları da uzun yıllar boyunca baskı altında tutuldu.
Vatandaşlık hakkı için 1924 yılı beklendi
Amerikan yerlilerinin yaşadığı en dikkat çekici hukuki sorunlardan biri vatandaşlık meselesiydi.
ABD topraklarında doğmuş olmalarına rağmen yerli halkların tamamı otomatik olarak Amerikan vatandaşı kabul edilmiyordu.
Bazı yerli toplulukların üyeleri anlaşmalar, özel yasalar veya askerlik hizmeti gibi yollarla vatandaşlık elde etmişti.
Ancak bu hak bütün yerlileri kapsamıyordu.
Nihayet 2 Haziran 1924'te Başkan Calvin Coolidge tarafından imzalanan Indian Citizenship Act ile ABD sınırları içinde doğmuş ve henüz vatandaş olmayan bütün Amerikan yerlilerine vatandaşlık tanındı.
Bu düzenleme, yerli halkların hukuki statüsü açısından önemli bir dönüm noktasıydı.
Fakat sorunlar burada bitmedi.
Çünkü vatandaşlık hakkının tanınması, bütün eyaletlerde oy kullanma hakkının güvence altına alınması anlamına gelmiyordu.
Vatandaş oldular ama sandığa gidemediler
1924'ten sonra da bazı Amerikan eyaletleri, yerli halkların seçimlere katılmasını engellemeyi sürdürdü.
Kimi yerlerde yerli toplulukların federal yönetimin vesayeti altında olduğu ileri sürülüyor, kimi yerlerde ise vergi ve ikamet şartları gerekçe gösteriliyordu.
Okuryazarlık sınavları ve çeşitli idari uygulamalar da yerli seçmenlerin karşısına çıkarılan engeller arasındaydı.
Bu mücadelede en dikkat çekici örneklerden biri, Deb Haaland'ın bugün valiliğine seçildiği New Mexico eyaletinde yaşandı.
İkinci Dünya Savaşı'nda ABD ordusunda görev yapan Miguel Trujillo, savaşın ardından New Mexico'da oy kullanmak istediğinde engellemeyle karşılaştı.
Isleta Pueblo topluluğunun üyesi olan Trujillo, bunun üzerine dava açtı.
1948'de kazanılan dava, New Mexico'daki Amerikan yerlilerinin oy kullanma hakkı açısından tarihî bir gelişme oldu.
Böylece ülkesinin ordusunda savaşmış bir yerli vatandaşın, aynı ülkenin seçimlerinde oy kullanabilmek için mahkemeye gitmek zorunda kaldığı çarpıcı bir adaletsizlik sona erdirilmeye başlandı.
Ancak ABD genelindeki hukuki ve fiilî engellerin ortadan kaldırılması daha uzun yıllar aldı.
1965 tarihli Oy Hakkı Yasası ve sonraki düzenlemeler, yerli seçmenlerin haklarının korunmasında önemli rol oynadı.
Bir zamanlar oy veremiyorlardı, şimdi eyalet yönetiyorlar
Amerikan yerlilerinin siyasi temsili özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek güçlendi.
Yerli hakları hareketleri, yalnızca seçimlere katılma hakkını değil, kabilelerin kendi kendilerini yönetme yetkilerini, kültürel miraslarını ve toprakları üzerindeki haklarını da gündeme taşıdı.
Deb Haaland ise bu mücadelenin son yıllardaki en dikkat çekici siyasi isimlerinden biri hâline geldi.
2018'de Sharice Davids ile birlikte ABD Temsilciler Meclisine seçilen ilk iki Amerikan yerlisi kadından biri oldu.
2021'de Başkan Joe Biden tarafından İçişleri Bakanlığına getirildiğinde ise ABD tarihinde federal kabinede bakanlık yapan ilk Amerikan yerlisi olarak bir başka ilke imza attı.
İçişleri Bakanlığı, ABD'de federal toprakların yönetiminin yanı sıra yerli topluluklarla ilişkiler açısından da önemli yetkilere sahipti.
Haaland'ın bu kurumun başına geçmesi, yerli halkların devlet yönetimindeki temsili bakımından sembolik bir anlam taşıyordu.
Şimdi ise New Mexico valiliğine seçilerek siyasi kariyerinde yeni bir aşamaya ulaştı.
Tarihin dikkat çekici karşılaşması
Deb Haaland'ın seçim zaferini daha da anlamlı kılan ayrıntı, New Mexico'nun geçmişinde saklı.
Bu eyalette yaşayan yerli halkların oy kullanma hakkı 1948'de önemli bir hukuk mücadelesi sonucunda tanınmıştı.
Aradan 78 yıl geçti.
Bir zamanlar yerli bir savaş gazisinin sandığa gitmek için dava açmak zorunda kaldığı New Mexico'da, şimdi yine yerli bir kadın eyaletin en üst yönetim makamına seçildi.
Üstelik Haaland'ın başarısı, Amerikan yerlilerinin siyaset sahnesinde giderek daha görünür hâle geldiği bir döneme rastlıyor.
2026 seçimlerinde ülke genelinde yüzlerce yerli adayın çeşitli görevlere talip olması, bu dönüşümün yalnızca tek bir isimle sınırlı olmadığını gösteriyor.
Bununla birlikte siyasi temsilin artması, yerli halkların karşı karşıya bulunduğu bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor.
Toprak hakları, kabile egemenliği, sağlık hizmetleri, eğitim, ekonomik eşitsizlikler ve kültürel mirasın korunması gibi meseleler hâlâ önemini koruyor.
2026'da yazılan yeni bir sayfa
Amerikan yerlilerinin tarihi yalnızca kayıpların ve sürgünlerin tarihi değil.
Aynı zamanda haklarını korumak, topluluklarını yaşatmak ve siyasi varlıklarını kabul ettirmek için verdikleri uzun mücadelenin de tarihi.
1830'larda topraklarından zorla uzaklaştırılan, 1924'e kadar tamamına vatandaşlık tanınmayan ve sonraki yıllarda oy kullanabilmek için mahkemelerde mücadele eden bu halklar, bugün ABD siyasetinde giderek daha fazla temsil ediliyor.
Deb Haaland'ın New Mexico valiliğine seçilmesi, bu uzun tarihsel sürecin en dikkat çekici gelişmelerinden biri oldu.
Elbette tek bir seçim, geçmişte yaşanan haksızlıkları ortadan kaldırmıyor.
Ancak 3 Kasım 2026, Amerikan yerlilerinin siyasi temsil tarihinde yeni bir sayfa açtı.
Bir zamanlar kendi topraklarında oy kullanmaları bile engellenen insanların torunlarından biri, artık o toprakların yönetiminde en üst makama gelmeye hazırlanıyor.