Birinci Dünya Savaşı'nda pilotluk yaptı. Ruslara esir düştü, Hazar Denizi'ndeki Nargin Adası'ndan kaçtı. Kurtuluş Savaşı'nda yeniden kokpite oturdu. Kendi uçağını yaptı; fakat onu uçurduğu için ceza aldı. Yılmadı, bir uçak daha yaptı. Bu kez ruhsat alabilmek için uçağını söküp trenle Çekoslovakya'ya götürdü. Türkiye'nin ilk sivil havacılık okulunu ve daha sonra kendi hava yolu şirketini kurdu.
Vecihi Hürkuş'un hayatı, neredeyse Türk havacılığının ilk yarım yüzyılının hikâyesidir.
Makinist olarak başladı, pilot oldu
Vecihi Hürkuş, 1896'da İstanbul'da dünyaya geldi. Tophane Sanat Okulu'ndan mezun olduktan sonra Balkan Savaşı'na gönüllü katıldı. Asıl tutkusu ise henüz emekleme dönemindeki havacılıktı.
Tayyare Makinist Mektebi'nde eğitim gördü ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Bağdat Cephesi'ne uçak makinisti olarak gönderildi. 1916'da geçirdiği uçak kazasının ardından İstanbul'a döndü ve bu kez Yeşilköy Tayyare Mektebi'ne girerek pilot oldu.
1917'de Kafkas Cephesi'nde görev yaparken bir Rus uçağını düşürdü. Türk Hava Kurumu kaynakları onu uçak düşüren ilk Türk tayyareci olarak kaydediyor. Aynı yıl başka bir hava muharebesinde kendi uçağı vuruldu. Hürkuş, uçağının Rusların eline geçmesini önlemek için onu yaktı ve esir düştü.
Nargin Adası'ndan kaçış
Esir olarak Hazar Denizi'ndeki Nargin Adası'na gönderildi.
Fakat Vecihi'nin savaş macerası burada bitmedi. İstihkâm Teğmeni Salih Bey'le birlikte adadan kaçmayı başardı. Azerbaycanlıların yardımıyla gerçekleşen kaçışın ardından ikili yaklaşık iki buçuk ay süren zorlu bir yolculukla Süleymaniye üzerinden Musul'a ulaştı.
İstanbul'a döndüğünde savaş bitmek üzereydi.
Ancak birkaç yıl sonra Anadolu'da yeni bir mücadele başlıyordu.
Kurtuluş Savaşı'nın gökyüzünde
İstanbul'un işgalinden sonra Anadolu'ya geçen Vecihi Hürkuş, Millî Mücadele'ye katıldı. Kurtuluş Savaşı boyunca keşif ve muharebe uçuşları gerçekleştirdi; bir Yunan uçağını düşürdü.
Savaş sırasındaki hizmetleri nedeniyle üç TBMM takdirnamesi ve kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası aldı. THK, üç kez TBMM takdirnamesi verilen tek kişi olduğunu belirtiyor.
Fakat Vecihi Hürkuş'u sıra dışı yapan yalnızca savaş pilotluğu değildi.
Asıl hikâye savaş bittikten sonra başladı.
Kendi uçağını yaptı
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Hürkuş'un kafasında büyük bir hedef vardı:
Türkiye'de uçak yapmak.
Savaş sonrasında elde kalan uçak parçalarından yararlanarak kendi tasarımını hazırladı. Vecihi K-VI adını verdiği uçak 1924'te tamamlandı.
Ancak ortada ilginç bir sorun vardı.
Uçağın uçuşa elverişli olup olmadığını değerlendirecek teknik kurul oluşturulmuştu fakat kurulda uçağı teknik olarak inceleyip gerekli sertifikayı verebilecek yeterlilikte personel bulunmuyordu.
Vecihi bekledi.
Sonunda beklemekten vazgeçti.
28 Ocak 1925'te Vecihi K-VI'nın kokpitine oturdu ve havalandı.
Uçak başarıyla uçmuştu.
Fakat izinsiz uçtuğu gerekçesiyle Vecihi Hürkuş'a 10 gün ev hapsi ve maaşının yarısının kesilmesi cezası verildi.
Türk havacılık tarihinin en çarpıcı paradokslarından biri böyle ortaya çıktı:
Kendi yaptığı uçağı uçurmayı başaran adam, o uçağı izinsiz uçurduğu için cezalandırılmıştı.
Kadıköy'deki keresteci dükkânından gökyüzüne
Vecihi pes etmedi.
1930'da İstanbul Kadıköy'de bir keresteci dükkânı kiraladı. Mütevazı atölyesinde yalnızca üç ay içerisinde yeni bir uçak meydana getirdi:
Vecihi XIV.
27 Eylül 1930'da Fikirtepe'den havalanan iki kişilik uçak, Türkiye'nin ilk sivil uçaklarından biri olarak havacılık tarihine geçti.
Ancak sertifikasyon sorunu yeniden karşısına çıktı.
Bu defa Vecihi Hürkuş'un çözümü olağanüstüydü.
Uçağını söktü, trene yükledi
Türkiye'de gerekli teknik değerlendirme yapılamayınca Vecihi XIV söküldü ve trenle Prag'a gönderildi.
Hürkuş da Çekoslovakya'ya gitti.
Uçağı burada teknik incelemelerden geçti ve 23 Nisan 1931'de Çek makamlarından uçuş iznini aldı.
Ardından kendi yaptığı uçağıyla Türkiye'ye döndü.
Bir anlamda Vecihi, Türkiye'de yaptığı uçağın uçabileceğini kanıtlayabilmek için Avrupa'dan sertifika almak zorunda kalmıştı.
Türkiye'nin ilk sivil havacılık okulunu kurdu
Hürkuş'un hayali yalnızca uçmak değildi.
Yeni pilotlar yetiştirmek istiyordu.
21 Nisan 1932'de Vecihi Sivil Tayyare Mektebi'ni kurdu. Okula kadın öğrenciler de kabul edildi. Burada yetişen isimlerden Bedriye Tahir Gökmen, Türk kadın havacılığının öncü isimlerinden biri oldu.
Fakat okul maddi sıkıntılar yaşadı; öğrencilerin diplomalarının resmî denkliği konusunda sorunlar çıktı ve sonunda kapandı.
Vecihi yine vazgeçmedi.
Yeni uçaklar yaptı, pilotlar yetiştirdi ve 1937'de Almanya'ya giderek mühendislik eğitimi aldı. 1939'da Weimar'daki okuldan tayyare makine mühendisliği diplomasıyla döndü.
Son büyük hayali: Hürkuş Hava Yolları
1954'e gelindiğinde artık yaklaşık kırk yıllık bir havacıydı.
Bu kez Türkiye'de özel bir hava yolu kurmaya karar verdi:
Hürkuş Hava Yolları.
Banka kredisiyle sekiz uçak satın aldı. Fakat istediği hatlarda uçuş izinleri konusunda yaşanan sorunlar, kısıtlamalar ve mali güçlükler şirketin faaliyetlerini sürdürülemez hâle getirdi. Hürkuş Hava Yolları sonunda kapandı.
Elinde kalan son uçaklardan TC-ERK ise Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü'nün çalışmalarında kullanıldı; Güneydoğu Anadolu'da toryum, uranyum ve fosfat araştırmalarına katıldı.
Bir ömre kaç hayat sığar?
Pilot oldu.
Savaşta uçtu.
Uçak düşürdü.
Kendisi düşürüldü.
Esir oldu.
Esaretten kaçtı.
Kurtuluş Savaşı'na katıldı.
Uçak tasarladı ve üretti.
Havacılık okulu açtı.
Mühendis oldu.
Hava yolu şirketi kurdu.
Ve bütün bunları Türkiye'de havacılığın henüz yeni yeni kurumsallaştığı bir dönemde yaptı.
Hayatının son yıllarında maddi sıkıntılar yaşayan Vecihi Hürkuş, anılarını kaleme aldığı sırada beyin kanaması geçirdi ve 16 Temmuz 1969'da hayatını kaybetti. Ankara Cebeci Asri Mezarlığı'na defnedildi.
Onun hikâyesini belki de tek bir olay özetliyor:
Türkiye'nin ilk uçaklarından birini kendi elleriyle yaptı. Uçağı havalandı. Ama onu uçurduğu için cezalandırıldı.
Vecihi Hürkuş buna rağmen gökyüzünden vazgeçmedi.
Bugün geriye baktığımızda onun hayatı yalnızca bir pilotun biyografisi değil; Türkiye'de havacılık ve uçak üretme idealinin öncü hikâyelerinden biridir.