İstanbul son günlerde şiddetli yağışların ardından taşan dereleri ve su basan bölgeleri konuşuyor.
Ancak şehrin suyla mücadelesi yeni değil.
Osmanlı döneminde İstanbul, derelerin taşması ve şiddetli yağışlar nedeniyle defalarca büyük afetler yaşadı. Bunların en çarpıcılarından biri, III. Selim’in tahta çıkmasından yalnızca birkaç ay sonra meydana geldi.
Takvimler 23 Ekim 1789’u gösteriyordu.
İstanbul’un üzerine çöken yağmur kısa süre içerisinde öylesine büyük bir felakete dönüştü ki tarihçiler yaşananları daha sonra “ikinci tufan” benzetmesiyle anlatacaktı. Haber7
İki gün boyunca yağdı
23 Ekim Perşembe günü başlayan şiddetli yağmur ertesi gün de devam etti.
Fatih, Eminönü, Kasımpaşa, Galata, Boğaziçi ve Üsküdar’da sokaklar ve pazarlar sel sularıyla doldu.
Yokuşlardan aşağı akan su öylesine kuvvetliydi ki zeminde yarıklar oluştu. Evler ve hamamlar zarar gördü, dükkânları basan sular esnafın mallarını sürükledi. Haber7
İstanbul’un iki yakası aynı anda afetle mücadele ediyordu.
Üsküdar’da sular cami avlusuna kadar yükseldi
Selin en ağır vurduğu yerlerden biri Üsküdar’dı.
Dönemin kayıtlarına göre sel suları Valide Camii’nin avlusunda merdivenlerin en üst basamağına kadar ulaştı.
Çarşıdaki dükkânlar su altında kaldı. Esnafın malları sokaklarda sürüklenmeye başladı.
Boğaziçi’nde ise onlarca ev sular altında kaldı. Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy ve Beylerbeyi’nde evlerin ve dükkânların bir bölümü yıkıldı veya sel tarafından denize sürüklendi. Haber7
Hamamların duvarlarını delerek insanları kurtardılar
Felaketin en çarpıcı sahnelerinden biri İstanbul hamamlarında yaşandı.
Sel sularının yükselmesi üzerine bazı hamamlarda insanlar mahsur kaldı.
Kapılardan çıkmanın mümkün olmadığı yerlerde içeridekileri kurtarabilmek için hamamların duvarları delinmek zorunda kaldı.
Şehrin gündelik hayatının en güvenli yapılarından sayılabilecek kalın taş duvarlı hamamlar bile sel karşısında sığınak olmaktan çıkmıştı. Haber7
Mezarlar açıldı, kemikler sokaklara saçıldı
Sel yalnız yaşayanların dünyasını altüst etmedi.
Sular bazı mezarlıkları da tahrip etti.
Toprak sürüklendi, mezarlar açıldı ve dönemin anlatımlarına göre insan kemikleri etrafa saçıldı.
Evlerin, dükkânların ve mezarlıkların aynı anda zarar gördüğü felaket, İstanbul halkında büyük korku yarattı. Haber7
64 kişi hayatını kaybetti
Felaketin bilançosu ağırdı.
Döneme ilişkin aktarımlarda 64 kişinin hayatını kaybettiği belirtiliyor. Boğaziçi’nde 45 evin sular altında kaldığı, çok sayıda ev ve dükkânın da yıkıldığı aktarılıyor. Haber7
Osmanlı tarihçisi Ahmed Cevdet Paşa, büyük İstanbul sellerinden söz ederken yağmuru “ikinci tufan denmeye şayan” sözleriyle tarif edecekti.
Hatta bazı tarih kaynaklarında yağmur suyunun alışılmış yağmur suyu gibi olmadığı, deniz suyu gibi acı bir tada sahip olduğu yönünde dikkat çekici bir kayıt da bulunuyor. Bunun dönemin gözlem ve anlatısı olduğunu, modern meteorolojik bir tespit olmadığını özellikle belirtmek gerekiyor. DergiPark
İstanbul’un bitmeyen sel hikâyesi
1789 felaketi aslında İstanbul tarihindeki tek büyük sel değildi.
1488’de şiddetli yağmur İstanbul sokaklarını sel yatağına çevirmiş, yıldırımın barut deposu olarak kullanılan Güngörmez Kilisesi’ne düşmesi büyük bir patlamaya yol açmıştı. İstanbul Ansiklopedisi
1563’te yaşanan büyük selde ise Kanuni Sultan Süleyman, Halkalı civarında avdayken felakete yakalanmış ve sığındığı İskender Çelebi bahçesindeki yapıda yükselen sulardan güçlükle kurtulmuştu. İstanbul Ansiklopedisi
1709’da Kâğıthane’den gelen sel bağ ve bahçeleri vurmuş; kavunlar, karpuzlar, kabaklar ve hatta araba tekerlekleri Haliç’in yüzünü kaplamıştı. İstanbul Ansiklopedisi
1811’de ise Beşiktaş adeta göle dönmüş, taş köprü yıkılmıştı. İnsanlar sokaklarda mahsur kalan kadınları, erkekleri ve çocukları evlerinin pencerelerinden içeri çekerek kurtarmaya çalışmıştı. Bir hamamı basan selin kubbeye kadar yükseldiği ve içeride kalanların hayatını kaybettiği aktarılır. İstanbul Ansiklopedisi
Dereler değişmedi, şehir değişti
İstanbul’un tarihî sellerinin ortak noktalarından biri, şehrin topoğrafyasıdır.
Kâğıthane, Alibeyköy, Bayrampaşa, Halkalı ve Boğaziçi’ne inen vadiler, yüzyıllar boyunca yoğun yağışlarda suyun doğal akış güzergâhlarını oluşturdu.
Osmanlı İstanbul’unda da bu güzergâhlar taştı; köprüler yıkıldı, bostanlar yok oldu, evler su altında kaldı ve insanlar hayatlarını kaybetti.
Bu nedenle bugün İstanbul’da yaşanan her büyük taşkın, aslında şehrin çok eski bir gerçeğini yeniden hatırlatıyor:
İstanbul’un dereleri zaman içinde küçültülebilir, üzerleri kapatılabilir veya çevreleri yapılaşabilir. Fakat su, yüzyıllardır aktığı yolu unutmaz.