- Maltepe’deki bina çökmesi, İstanbul’da yapı güvenliğine ilişkin denetimlerin önemini bir kez daha ortaya koydu.
- Uzmanlar, binaların yalnızca yaşlarının değil, sonradan yapılan tadilatların ve projeye aykırı değişikliklerin de değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
- Riskli binaların tespit edilmesi, güçlendirme seçeneklerinin değerlendirilmesi ve vatandaşların yapı güvenliği konusunda bilgilendirilmesi isteniyor.
İstanbul Maltepe’de yaşanan bina çökmesi, yapı güvenliğini ve mevcut yapı stokundaki riskleri bir kez daha gözler önüne serdi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının verilerine göre İstanbul'da yaklaşık 1,5 milyon riskli bağımsız bölüm bulunuyor. Daha önce açıklanan verilere göre bunların 600 bininin acil dönüşmesi gerekiyor. Bu tablo, megakentte yapı güvenliğinin ve kentsel dönüşüm çalışmalarının önemini ortaya koyuyor. Uzmanlar, kolon ve kirişlere yapılan müdahalelerin binaların taşıyıcı sistemini zayıflatabileceğine dikkat çekerken, tehlikenin her zaman gözle fark edilemeyebileceği uyarısında bulunuyor. İnşaat mühendisleri; riskli yapıların bilimsel yöntemlerle tespit edilmesi, düzenli denetlenmesi ve uygun olanların güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Binanın güvenliğini sonradan yapılan müdahaleler belirliyor
İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Uluata, İstanbul Maltepe’de yaşanan bina çökmesinin, yapı güvenliği ve mevcut yapı stokunun bütüncül biçimde değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne serdiğini belirtti. “Bir yapının güvenliği yalnızca inşa edildiği tarihteki proje ve uygulamayla sınırlı değildir” diyen Uluata, yapının kullanım sürecinde taşıyıcı sisteme yapılan müdahalelerin, projeye aykırı değişikliklerin, kaçak kat ve eklentilerin de yapı güvenliğini doğrudan etkilediğini söyledi.
Zemin katlardaki tadilat taşıyıcı sistemi zayıflatabilir
Dükkânların üzerinde bulunan konutların güvenliğinin de bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini anlatan Uluata, “Özellikle zemin katlarda ticari kullanım amacıyla duvarların kaldırılması, asma kat yapılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, yapının taşıyıcı sistem bütünlüğünü bozarak deprem karşısındaki dayanımını azaltabilir” diye konuştu. Bir binanın yalnızca dükkânların üzerinde yer alması veya eski olması, tek başına güvensiz olduğu anlamına gelmediğine de işaret eden Uluata, yapının mevcut durumunun, projeye uygunluğu ve sonradan yapılan müdahalelerin mühendislik hizmetleriyle incelenmesi gerektiğini ifade etti.
Binalardaki tehlike her zaman gözle görülmeyebilir
Bir yapının güvenli olup olmadığının yalnızca dışarıdan gözlem yapılarak belirlenemeyeceğinin altını çizen Uluata, “Tehlike her zaman önceden fark edilebilecek belirtilerle ortaya çıkmayabilir. Yurttaşların şüpheli durumları ilgili idarelere bildirmesi, taşıyıcı sisteme yönelik izinsiz müdahalelerin önlenmesi ve binaların düzenli biçimde denetlenmesi yaşamsal önem taşımaktadır. Kolon kesilmesi veya taşıyıcı sisteme başka bir müdahale yapıldığı öğrenildiğinde, durum vakit kaybetmeden ilgili belediyeye ve yetkili idarelere bildirilmeli; yapının güvenliği uzmanlar tarafından değerlendirilene kadar riskli bölümlerin kullanımı konusunda gerekli tedbirler alınmalıdır” dedi.
Her riskli bina yıkılmak zorunda değil
Risk taşıdığı belirlenen her yapının mutlaka yıkılması gerektiğinin de söylenemeyeceğini savunan Uluata, şunları söyledi: “Yapının mevcut durumu, taşıyıcı sistem özellikleri ve mühendislik incelemelerinin sonuçları doğrultusunda güçlendirme veya yeniden yapım seçenekleri değerlendirilmelidir. Güçlendirme, ancak gerekli inceleme ve analizler sonucunda uygun bulunması, mühendislik projesine göre uygulanması ve uygulamanın denetlenmesi koşuluyla güvenli bir seçenek olabilir.”
Yapı güvenliği bireylere bırakılamaz
İnşaat Mühendisleri Odası olarak temel yaklaşımlarına da değinen Uluata, “Güvenli yapılarda yaşamak bir yaşam hakkıdır. Yurttaşlar yaşadıkları, satın aldıkları veya kiraladıkları yapıların güvenliği hakkında bilgi sahibi olabilmelidir. Yapı güvenliği yalnızca bina sakinlerinin bireysel çabalarına bırakılamaz; merkezi ve yerel yönetimlerin denetim, izleme ve riskleri önceden belirleme sorumluluğu bulunmaktadır. Yapı stokunun envanterinin çıkarılması, taşıyıcı sisteme yönelik izinsiz müdahalelerin önlenmesi, riskli yapıların tespiti ve güçlendirme süreçlerinin kamusal bir programla yürütülmesi gerekmektedir. Her çökme olayından sonra nedenleri araştırmakla yetinilmemeli, benzer olayların yaşanmaması için gerekli önlemler önceden alınmalıdır” dedi.
İstanbul’un riskli yapı haritası çıkarılmalı
Riskli yapıların varlığını bilmek ile hangi yapıların risk taşıdığını somut olarak belirlemenin birbirinden farklı olduğunu anlatan Uluata, “Bakanlık tarafından açıklanan tahmini riskli konut ve bağımsız bölüm sayıları, doğrudan riskli bina sayısı olarak değerlendirilemez. İstanbul’daki yapıların ruhsat, proje, iskân, tadilat ve mevcut güvenlik durumlarını kapsayan bir envanter oluşturulmalı; riskli yapıların tespiti ve önceliklendirilmesi bilimsel ve teknik esaslara dayalı, kamusal bir program çerçevesinde yürütülmelidir” ifadelerini kullandı.
Binlerce bina yüksek risk grubunda
Öte yandan İstanbul Büyükşehir Belediyesinin Şubat 2025'te açıkladığı hızlı tarama sonuçlarında, 6 bin 840 bina çok yüksek riskli grupta yer aldı. Bunlardan 318'i kendi kendine çökme tehlikesi taşıyan ilk grupta sınıflandırıldı. Ağustos 2025'te ise bin 100 çok yüksek riskli yapıda dönüşüm sürecinin başlatıldığı açıklandı.
Binasının güvenliğini merak edenler nereye başvuracak?
İstanbul'da yaşayan vatandaşlar, İBB'nin bina tespit sistemi üzerinden hızlı tarama için başvuruda bulunabiliyor. Uzman ekipler tarafından yapılan inceleme sonucunda binanın risk durumuna ilişkin ön değerlendirme hazırlanıyor. Resmî riskli yapı tespiti için ise maliklerden birinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından lisanslandırılmış kurumlara başvurması gerekiyor.