- Travma veya şiddet yaşayan çocukların olay sonrasında tekrar tekrar sorgulanmasının ikincil örselenmeye yol açabileceği belirtildi.
- Çocukla iletişimde peş peşe ve yönlendirici sorulardan kaçınılarak güvenli ve yargısız bir dinleme ortamı sunulması gerektiği vurgulandı.
- Adli süreçte ifade provası yaptırılmaması ve iyileşme için çocuğun günlük rutinlerinin korunmasının önemine dikkat çekildi.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde okul önünde 11 öğrencinin yaralandığı silahlı saldırı, çocukların şiddet ve travma sonrası nasıl desteklenmesi gerektiği sorusunu da gündeme taşıdı. Uzmanlar, bu süreçte yetişkinlerin çocuklara yaklaşımının kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor.
gdh’a özel konuşan Uzman Psikolog ve Adli Görüşmeci Aslı Alpay, şiddet veya istismar yaşayan çocukların olay sonrasında tekrar tekrar sorgulanmasının psikolojik yükü artırabileceğine dikkat çekti. Alpay, çocukların anlatımındaki boşlukların yetişkinler tarafından varsayımlarla doldurulmaması gerektiğini belirterek, adli süreçlerde çocuğun güvenliğinin ve ikincil örselenmenin önlenmesinin öncelikli olması gerektiğini anlattı.
Çocuk yaşadığı şiddeti anlatırken nasıl yaklaşılmalı?
Çocuğun yaşadığı zorlayıcı olayı anlatmaya başladığı andaki yetişkin tepkisinin kritik olduğunu belirten Alpay, iyi niyetle sorulan bazı soruların dahi çocuk üzerinde ek bir baskı oluşturabileceğini söyledi.
Uzman Psikolog ve Adli Görüşmeci Aslı Alpay, şu ifadeleri kullandı:
“Çocuk böyle bir yaşantıyı anlatmaya başladığında yetişkinin ilk tepkisi çok önemli. Bazen iyi niyetle de olsa 'Neden daha önce söylemedin?', 'Emin misin?', 'Sonra ne yaptı?', 'Sen ne yaptın?' gibi peş peşe sorular sorabiliyoruz. Ya da yetişkin kendi korkusunu ve öfkesini çok yoğun biçimde çocuğun yanında gösterebiliyor. Bunların hepsi çocukta 'Yanlış bir şey mi yaptım?', 'Buna ben mi sebep oldum?' ya da 'Anlatmam kötü bir şey oldu' duygusu yaratabilir.
O anda çocuğun ihtiyacı bir sorgulama değil; güvenli, sakin ve yargılamayan bir yetişkindir. 'Seni dinliyorum', 'Bunu benimle paylaşman önemli', 'Şu anda yanındayım' gibi kısa ve güven veren ifadeler çoğu zaman çok daha değerlidir.”
Çocuğun yanında olay tekrar tekrar konuşulmamalı
Çocuğun yaşadığı olayın ardından yetişkinlerin kendi aralarında yaptığı konuşmaların da çocuk üzerinde etkili olabileceğini belirten Alpay, özellikle olayın ayrıntılarının çocuğun yanında tekrar tekrar gündeme getirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Çocukların yetişkinlerin tepkilerini yakından takip ettiğini vurgulayan Alpay, bu nedenle yaşanan olayın çocuğun günlük hayatının tamamını kaplamamasının önemli olduğunu söyledi.
Alpay, bu noktada yetişkinlerin yaklaşımına ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Bir başka önemli nokta da çocuğun yanında olayın ayrıntılarını başka yetişkinlerle tekrar tekrar konuşmamak. Çocuklar yetişkinlerin yüz ifadelerini, ses tonlarını ve kaygılarını düşündüğümüzden çok daha fazla takip ederler. Bizim amacımız çocuğa yaşananı unutturmak değil; yaşanan olayın çocuğun bütün dünyası hâline gelmesini önlemek olmalı.”
“Çocuğu tekrar tekrar sorgulamak doğru değil”
Çocuğun kendiliğinden yaşadıklarını anlatmasına alan açılmasıyla, yetişkinin ayrıntıları öğrenmek amacıyla çocuğu sorgulaması arasında önemli bir fark bulunduğunu belirten Alpay, özellikle ebeveyn ve öğretmenlerin olayın tüm ayrıntılarını ortaya çıkarmaya çalışmaması gerektiğini ifade etti.
Alpay, “Burada önemli bir ayrım var. Çocuğun kendiliğinden anlatmasına alan açmak başka, yetişkinin ayrıntıları öğrenmek amacıyla çocuğu tekrar tekrar sorgulaması başka.
Özellikle ebeveynlerin, yakınların ya da öğretmenlerin görevi olayın bütün ayrıntılarını ortaya çıkarmak değildir. Çocuk konuşmak istediğinde dinlemek; mümkün olduğunca kendi sözcüklerini kullanmasına izin vermek ve cevabı içinde barındıran, yönlendirici sorulardan kaçınmak gerekir.” şeklinde konuştu.
Çocuğun “hatırlamıyorum” demesine izin verilmeli
Çocuğun yaşadığı olayı anlatırken her ayrıntıyı hatırlamasının beklenmemesi gerektiğini belirten Alpay, özellikle yetişkinlerin yönlendirici sorulardan kaçınması gerektiğini vurguladı.
Alpay, çocukla iletişim kurulurken dikkat edilmesi gerekenlere ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Çocuk 'Hatırlamıyorum', 'Bilmiyorum' ya da 'Konuşmak istemiyorum' diyebilir. Bunların da kabul edilebilir cevaplar olduğunu hissetmesi önemlidir.
Çocuklarla adli görüşmeler konusunda yapılan çalışmalar da açık uçlu ve yönlendirmeyen yaklaşımın önemini gösteriyor; yapılandırılmış görüşme protokollerinde çocuğun serbest anlatımına öncelik veriliyor ve yönlendirici sorulardan kaçınılıyor. Bence yetişkin için en iyi ölçülerden biri şu: Merakımızı gidermek için değil, çocuğun ihtiyacı olduğu için konuşuyor olmalıyız.”
Çocuk yaşadığı olayı neden hemen anlatmayabilir?
Bir çocuğun yaşadığı şiddet veya travmayı hemen anlatmayabileceğini belirten Alpay, anlatımın gecikmesinin tek başına olayın doğruluğu veya yanlışlığı hakkında değerlendirme yapmak için yeterli olmadığını söyledi.
Alpay, çocuğun yaşanan olayı hemen anlatmamasının farklı nedenleri olabileceğini belirterek şöyle konuştu:
“Elbette anlatmayabilir. Her çocuk yaşadığı zorlayıcı olaya aynı şekilde tepki vermez. Çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, yaşadığı olayın niteliği, korkusu, utanması, kendisini suçlayıp suçlamaması, karşısındaki kişiye duyduğu güven gibi pek çok unsur anlatma biçimini etkileyebilir.
Bu nedenle bir çocuğun yaşadığı olayı hemen anlatmaması ya da bazı ayrıntıları hatırlayamaması tek başına anlatımın doğruluğu veya yanlışlığı hakkında hüküm vermemizi sağlamaz.”
Çocuğun anlatımındaki boşluklar varsayımlarla doldurulmamalı
Çocukların yaşadıkları olayları yetişkinlerle aynı şekilde hatırlamayabileceğini belirten Alpay, özellikle yoğun stresin bazı anıların çok net, bazılarının ise daha belirsiz aktarılmasına neden olabileceğini söyledi. Bu nedenle çocuk anlatımındaki eksik veya belirsiz noktaların yetişkinler tarafından varsayımlarla tamamlanmaması gerektiğini vurguladı.
Alpay, çocukların yaşanan olayı aktarırken zaman, sıra veya mekân gibi ayrıntılarda farklılıklar gösterebileceğine dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Çocuk belleğini yetişkin belleğinin küçük bir kopyası gibi düşünmemek gerekiyor. Özellikle yoğun stres altında bazı ayrıntılar çok canlı hatırlanırken bazı ayrıntılar belirsiz kalabilir. Zaman, sıra, mekân gibi ayrıntılar çocuğun yaşına ve gelişim özelliklerine göre farklı biçimde aktarılabilir.
Bu nedenle yetişkinlerin çocuğun anlatımındaki boşlukları kendi varsayımlarıyla doldurmaması önemli. Çocuğun 'hatırlamıyorum' diyebilmesi de sağlıklı bir görüşmenin parçasıdır; uluslararası adli görüşme protokollerinde de çocuğa bunu söyleyebileceğinin açıkça anlatılması öneriliyor. Çocuğu anlamaya çalışmak ile çocuğun anlatısını tamamlamaya çalışmak aynı şey değildir.”
Adli süreçte çocuğa ne söylenmeli?
Çocuğun ifadesinin alınması veya adli sürece dahil olması gereken durumlarda ebeveynlerin nasıl davranması gerektiğine de değinen Alpay, çocuğa süreç hakkında yaşına uygun ve sade bilgiler verilmesini ancak anlatımın prova ettirilmemesini önerdi.
Alpay, adli süreçte çocuğa yaklaşım konusunda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Böyle durumlarda ebeveynin en önemli görevinin çocuğa güvenli bir duygusal zemin sağlamak olduğunu düşünüyorum. Çocuğa yaşına uygun, sade bir dille süreç hakkında bilgi verilebilir. Ancak ne söylemesi gerektiği öğretilmemeli, anlatacakları prova edilmemeli ve 'Şunu mutlaka söyle', 'Bunu unutma' gibi yönlendirmeler yapılmamalıdır. Çocuğun görevi yetişkinlerin istediği biçimde bir anlatım oluşturmak değildir.”
Alpay, ebeveynlerin çocuklarına verebileceği mesajın açık ve yönlendirmeden uzak olması gerektiğini belirterek sözlerine şu şekilde devam etti:
“Ebeveynin verebileceği en kıymetli mesajlardan biri şu olabilir: ‘Senden bildiğin ve hatırladığın şeyleri kendi kelimelerinle anlatman bekleniyor. Bilmediğin veya hatırlamadığın bir şey olduğunda bunu da söyleyebilirsin.’”
Ebeveyn adli süreçte nasıl davranmalı?
Adli sürecin çocuk açısından mümkün olduğunca koruyucu yürütülmesinin önemine de değinen Alpay, çocuğun yaşı ve gelişim özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini şu sözlerle vurguladı:
“Adli süreçlerin çocuk açısından mümkün olduğunca koruyucu yürütülmesi son derece kıymetli. Ülkemizde de Adli Görüşme Odalarının temel yaklaşımında çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve bireysel özelliklerinin gözetilmesi ve ikincil örselenmenin önlenmesi önemli bir yer tutuyor. Ebeveyn açısından ise sürecin hukuki kısmını ilgili meslek profesyonellerine bırakıp çocuğun yanında sakin, ulaşılabilir ve güven veren kişi olarak kalmak en sağlıklı tutumlardan biridir.”
Çocuğu aynı olayı tekrar tekrar anlatmaya zorlamayın
Çocuğun yaşadığı olayın ardından farklı yetişkinler tarafından yeniden yeniden dinlenmesinin çocuk üzerindeki yükü artırabileceğine dikkat çeken Alpay, ailelerin ve okul çevresinin bu konuda dikkatli olması gerektiğini vurguladı.
Uzman Psikolog ve Adli Görüşmeci Aslı Alpay, şu ifadeleri kullandı:
“Burada ikincil örselenme kavramı çok önemli. Bazen çocuğu korumaya çalışırken farkında olmadan olayın tekrar tekrar gündeme gelmesine neden olabiliyoruz.
Aile üyelerinin ayrı ayrı soru sorması, öğretmenin ayrıntıları öğrenmeye çalışması, yakın çevrenin 'Bir de bana anlat' demesi ya da çocuğun yanında olayın sürekli konuşulması iyi niyetli olsa bile çocuğun yükünü artırabilir. Bu nedenle çocuk gerekli bilgiyi paylaştıktan sonra yetişkinlerin görevi mümkün olduğunca dinlemek, güvenliğini sağlamak ve gerekli profesyonel sürecin işlemesine destek olmak olmalıdır.”
Çocuğun günlük hayatı mümkün olduğunca korunmalı
Çocuğun yaşadığı olayın ardından günlük rutinlerinin korunmasının önemine dikkat çeken Alpay, yetişkinlerin çocuğun normal yaşamına mümkün olduğunca devam etmesini desteklemesi gerektiğini söyledi. Çocuğun okuluna devam etmesi, arkadaşlarıyla vakit geçirmesi ve günlük rutinlerini korumasının yeniden güven duygusu kazanması açısından önemli olduğunu vurguladı.
Adli süreçte çocuğun gereksiz şekilde tekrar tekrar dinlenmesinin önüne geçilmesinin de ikincil örselenmenin azaltılması açısından önemli olduğunu belirten Alpay, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Adalet Bakanlığının Adli Görüşme Odalarına ilişkin yaklaşımında da mağdurun zorunlu hâller dışında yeniden dinlenmesinin ve böylece ikincil örselenmesinin önüne geçilmesi özellikle vurgulanıyor. Aynı zamanda çocuğun hayatını yalnızca yaşadığı olay üzerinden tanımlamamak gerekir. Okuluna devam etmesi, arkadaşlarıyla görüşmesi, oyun oynaması, günlük rutinlerinin mümkün olduğunca sürmesi ve kendisini yeniden güvende hissetmesi de iyileşmenin önemli parçalarıdır.
Çocuk yaşadığı olaydan ibaret değildir. Bence yetişkinlerin unutmaması gereken en önemli şeylerden biri bu.”
Uzman uyardı: Çocuğu yaşadığı olaydan ibaret görmeyin
Alpay, çocuklarla ilgili şiddet ve istismar vakalarında yetişkinlerin temel amacının olayın tüm ayrıntılarını öğrenmek değil, çocuğun güvenliğini sağlamak ve doğru profesyonel desteğin devreye girmesine yardımcı olmak olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Çocuğu korumak her ayrıntıyı öğrenmek demek değildir. Bazen en koruyucu yaklaşım; doğru zamanda dinlemek, yönlendirmemek, güvenliğini sağlamak ve geri kalan süreci bu konuda eğitimli profesyonellere bırakmaktır. Çocuğun sesini duymak kadar, o sesi nasıl dinlediğimiz de önemlidir.”