- İsrailli aktivist ve yazar Miko Peled, İsrail'in 7 Ekim sonrasında içten içe çöktüğünü savunarak eğitim, sağlık, yargı, emniyet ve ordu kurumlarını eleştirdi.
- Peled, Başbakan Binyamin Netanyahu'yu "savaş suçlusu" olarak nitelendirdi ve Gazze'deki suçlar nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesinde yargılanması gerektiğini söyledi.
- İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak genel seçimler öncesinde Netanyahu'nun koalisyonunun güçlü olduğunu belirten Peled, başbakanın iktidarı bırakacak gibi görünmediğini ifade etti.
- Filistin'de kalıcı barış için özgür Filistin'in kurulmasını, Filistinlilerin geri dönüş hakkının tanınmasını ve mevcut rejimin demokratik bir yapıyla değiştirilmesini savunan Peled, İsrail'le normalleşmeye karşı çıkılması çağrısı yaptı.
İsrailli aktivist ve yazar Miko Peled, İsrail'in 7 Ekim sonrasında giderek derinleşen bir iç kriz yaşadığını savunarak ülkenin eğitim, sağlık, emniyet, yargı ve ordu kurumlarına yönelik eleştirilerde bulundu. Netanyahu'nun iktidarı bırakacağına ilişkin bir işaret görmediğini belirten Peled, İsrail toplumunda sürekli savaşa hazır olunması gerektiği düşüncesinin hakim olduğunu ifade etti.
Peled'in, kız kardeşi Nurit ile aynı okulda eğitim gören Netanyahu ile tanışıklığı, çocukluk yıllarında Kudüs'te yaşadıkları mahalleye kadar uzanıyor. Miko Peled, Generalin Oğlu (The General's Son) adlı anı kitabında, çocukken Bibi olarak anılan Netanyahu'ya hayranlık duyduğunu anlatsa da bu hayranlığının Netanyahu'nun siyasete atılmasıyla sona erdiğini belirtiyor.
Netanyahu'nun başbakan olduğu 1997'de, yeğeni Smadar'ın Kudüs'te düzenlenen bir intihar saldırısında hayatını kaybetmesinin ardından Peled, Filistinlilerle dayanışma içinde olarak aktivizme atıldı.
Aktivist ve yazar Peled, İsrail'de genel seçimler yaklaşırken Anadolu Ajansı (AA) muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Netanyahu'yu "savaş suçlusu" olarak nitelendirdi
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu "savaş suçlusu" olarak tanımlayan Peled, Filistin topraklarında soykırımın yaşandığını ve etnik temizlik kampanyasının yürütüldüğünü savundu.
Filistin'deki soykırımın Netanyahu'nun öncülüğünde gerçekleştirildiğini ileri süren Peled, İsrail Başbakanı'nın ideolojisinin uzun süredir bilindiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
"(Netanyahu) On yılı aşkın süredir başbakan ve onun ideolojisi hiçbir zaman sır olmadı. İdeolojisi iyi bilinirdi. O ne düşündüğünü ve ne yapmak istediğini asla gizlemez. Bu sebeple sürekli seçiliyor çünkü İsrail kamuoyu, onun söylediklerini beğeniyor."
Gazze'deki soykırımın önlenebilir olduğunu ancak kimsenin bunu "önlemek istemediğini" söyleyen Peled, Netanyahu'nun Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargılanması ve ömrünün geri kalanını hapishanede geçirmesi gerektiğini dile getirdi.
İsrail'deki seçimler: Netanyahu iktidarı bırakacak gibi görünmüyor
İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak genel seçimlere ilişkin görüşlerini paylaşan Peled, Netanyahu'nun yeniden seçilmesine neredeyse kesin gözüyle baktığını söyledi.
İsrail'in parlamenter sistemle yönetildiğini hatırlatan Peled, seçimlerde hiçbir partinin tek başına iktidara gelmesinin garanti olmadığını, parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan tarafın koalisyon kurma sürecini başlattığını belirtti.
Koalisyon kurma sürecini bir tür "kirli pazarlık" olarak nitelendiren Peled, siyasi partiler arasındaki ilişkileri karşılıklı çıkarlar üzerinden değerlendirdi.
Peled, "Siz bana desteğinizi veriyorsunuz, ben de karşılığında istediğiniz şey için size istediğiniz parayı veriyorum. Şu anda Netanyahu'nun koalisyonu oldukça sağlam. Dolayısıyla iktidarı bırakacak gibi görünmüyor. Herhangi bir nedenle ortadan kaybolacağını ya da siyasi sahneden çekileceğini düşünenler, siyasi tabloyu doğru okuyamıyor." dedi.
İsrail kamuoyunda sürekli savaşa hazır olunması gerektiği yönünde bir algının ve ideolojinin hakim olduğunu savunan Peled, toplumun bu doğrultuda "eğitildiğini" ve medyanın da bu anlayışın oluşmasında rol oynadığını ifade etti.
"İki devletli çözüm bir mitten ibaret"
İsrail'in son 50 yılda iki devletli çözüm anlayışının hayata geçirilmemesi için çalıştığını öne süren Peled, Batı Şeria'daki mevcut duruma dikkati çekti.
Peled, "Batı Şeria diye bir yer yok. İsrail henüz hukuken ilhak etmemiş olsa da Batı Şeria'nın neredeyse tümünü ele geçirdi. Fiili olarak çoğu gitti. Filistinlilerin yaşadıkları gettolar var ve şimdi de onları buradan çıkarmak istiyorlar. Dolayısıyla iki devletli çözüm bir mitten ibaret." diye konuştu.
Avrupalıların gerçeği dile getirmekten çekindikleri için iki devletli çözüm anlayışına tutunmak istediklerini savunan Peled, siyonizmin ırkçı ve soykırımcı bir ideoloji olduğunu, Filistin'de apartheid temelli bir rejim oluşturduğunu açıkça söylemekten kaçınıldığını ileri sürdü.
Filistin Özgürlük Evi'nde barış çalışmaları
Miko Peled, Filistin için adalet, barış ve dayanışma bilinci oluşturmayı amaçlayan, kurucusu olduğu Filistin Özgürlük Evi (Palestine House of Freedom) bünyesinde yürüttükleri çalışmaları da anlattı.
ABD'nin başkenti Washington'da faaliyet gösteren kuruluşun temel çalışmalarından birinin siyasetçileri ve kamuoyunu bilgilendirmek olduğunu belirten Peled, "Onlara barışın mümkün olduğunu, barış için bir alternatif bulunduğunu anlatıyoruz." dedi.
Peled, kalıcı barışın özgür Filistin'in kurulması ve Filistinlilerin geri dönüş hakkının tanınmasıyla mümkün olabileceğini savundu. Mevcut apartheid rejiminin yerini toplumun tüm kesimlerini temsil eden demokratik bir yapının alması gerektiğini belirtti.
Siyasetçilerin bu gerçeği anlamaya başladığını ileri süren Peled, uluslararası toplumun mevcut rejime meşruiyet kazandırmasının da ciddi bir suç olduğunu söyledi.
Peled, "Bu rejimin tanınmasına ve meşruiyet kazanmasına izin verilmesi de korkunç bir suçtu. Bunun sorumluları hesap vermeli çünkü başta İngilizler, Almanlar ve Amerikalılar olmak üzere bu rejimi Batı kurdu ve ayakta kalmasını sağladı." ifadelerini kullandı.
İsrailli aktivist ve yazar, İsrail devleti kurulmadan önce, 1948'den evvel de Filistinlilere karşı ağır suçlar işlendiğini hatırlattı.
İsrail'in uluslararası platformlardan dışlanmasını istedi
İsrail'in uluslararası akademik, sportif ve kültürel platformlarda yer almasına izin verilmemesi gerektiğini savunan Peled, ülkeye uluslararası toplumda dışlanmış bir ülke muamelesi yapılması çağrısında bulundu.
Geleneksel olarak Filistin'in yanında yer almış ülkelerin İsrail'e destek vermesini "saçmalık" olarak nitelendiren Peled, bu ülkelerin tutum değişikliğinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.
Peled, "Belli bir ilkesel duruşun ve ahlaki pusulanın olması gerekiyor. Bu durum beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Bana göre asıl tehlike, geçmişte Filistin'in en güçlü ve en kararlı müttefikleri arasında yer alan bu ülkelerin şimdi İsrail'le ilişkileri normalleştirmeyi değerlendiriyor olması." dedi.
Değişimin toplumların içinden başlaması gerektiğini belirten Peled, dünya genelindeki halklara İsrail'le normalleşmeye, ticarete ve diplomatik ilişkilere karşı çıkma çağrısı yaptı.
Peled, "Dünya çapında halkların ayağa kalkıp (İsrail'le) normalleşmeye, ticarete, diplomatik ilişkilere hayır demesi lazım." ifadelerini kullandı.
"İsrail içeriden çöküyor"
İsrail devletinin özellikle 7 Ekim sonrasında "içten içe çöktüğünü" savunan Peled, İsrail toplumunun parçalandığını ve hiçbir zaman bütünleşik bir toplum olmadığını ileri sürdü.
İsrail'in temel kurumlarının ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten Peled, eğitim ve sağlık sistemlerinin durumuna, emniyet teşkilatındaki yolsuzluk iddialarına, yargının siyasallaşmasına ve ordunun 7 Ekim'deki performansına ilişkin eleştirilerde bulundu.
Peled, İsrail'deki kurumların durumunu şu sözlerle değerlendirdi:
"İsrail içeriden çöküyor. Eğitim sistemi iflas etmiş durumda. Bir zamanlar en üst düzeyde olduğu düşünülen sağlık sistemi de çöküşün eşiğinde, o da iflas etmiş durumda. Polis teşkilatı yolsuzluğa batmış. Yargı sistemi siyasallaşmış. Orduya gelince, 7 Ekim'de ordunun ve istihbarat servislerinin ne kadar beceriksiz kaldığını açıkça gördük. Peki, geriye devletten ne kaldı? Ortada hala bir devlet varmış gibi davranmaktan başka bir şey kalmadı."
Peled
Baskının artmasıyla İsrail'in tamamen çökeceğini savunan Peled, mevcut rejimin yerine demokratik bir Filistin'in kurulmasına yönelik bir plan bulunmaması halinde ortaya çıkacak kaosun boyutlarının tahmin edilemeyeceğini söyledi.