- Raporda İsrail’in yayılmacılığının Gazze, Batı Şeria, Lübnan ve Suriye’deki politikaların bölgesel ve küresel istikrarsızlığı artırdığı belirtildi.
- Tel Aviv'in ABD’ye bağımlılığına dikkat çeken rapor İsrail’in uzun süreli ve yüksek yoğunluklu savaşları tek başına sürdürme kapasitesinin sınırlı olduğu vurgulandı.
- İsrail'in askeri üstünlüğünün kalıcı bölgesel hakimiyet sağlamadığı, komşu ülkeleri alternatif güvenlik arayışlarına yöneltebileceği ifade edildi.
- Ayrıca raporda “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” süreçlerinin bölgesel dayanıklılığı güçlendiren ve dış müdahaleleri zorlaştıran unsurlar olduğu kaydedildi.
Milli İstihbarat Akademisi (MİA), “İsrail Yayılmacılığının Anatomisi” başlıklı raporunu yayımladı. Raporda, İsrail’in yayılmacılık politikalarının tarihsel, ideolojik, siyasi ve askeri temelleri ile bu politikaların bölgesel güvenlik üzerindeki etkileri ele alındı. İsrail’in bölgesel hegemonya arayışı, ABD desteğinin rolü ve Türkiye’nin izleyebileceği stratejiler de değerlendirildi.
Milli İstihbarat Akademisi Başkanı Prof. Dr. Talha Köse, raporun ön sözünde İsrail’in Gazze’de soykırıma ulaşan eylemlerinin, Batı Şeria’da idari ilhaka dönüşen işgalinin ve Lübnan ile Suriye’deki yayılmacılığının küresel ölçekte istikrarsızlığa yol açtığına dikkat çekti.
İsrail’in Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Kızıldeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan genişleme arayışının ve saldırganlığının, bölgede kalıcı barışın anahtarı olan iki devletli çözümü fiilen çıkmaza sürüklediğini belirten Köse, Türkiye’nin güvenlik anlayışının bölge devletlerinin egemenliğinin, toprak bütünlüğünün ve kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesine dayandığını ifade etti.
Köse, İsrail’in ise çevresindeki aktörlerin zayıf, parçalı ve müdahaleye açık kalması üzerinden güvenlik politikasını şekillendirdiğini kaydetti.
İsrail’in yayılmacılığı Gazze’de soykırıma dönüşen bir aşamaya geçti
Raporda, İsrail’in yayılmacılık politikasını teolojik hak iddialarıyla meşrulaştırmaya çalıştığı belirtildi. Siyonist ve radikal sağ aktörlerin siyasi ve bürokratik yapılarda güç kazanmasıyla yayılmacı taleplerin devlet politikasına dönüştüğü, askeri ve istihbari kapasitenin de bu politikaların uygulanmasını sağladığı ifade edildi.
Sahada ortaya çıkan yeni fiili durumların çatışmaları ve güvenlik kaygılarını artırarak aynı mekanizmayı yeniden beslediği değerlendirmesine yer verilen raporda, İsrail’in yayılmacılığının yalnızca askeri işgallerle sınırlı olmadığı vurgulandı. Toprak temelli, hukuki-idari ve demografik uygulamaların birbirini tamamladığı belirtildi.
7 Ekim sonrasında İsrail’in uzun süredir devam eden yayılmacılık stratejisinde önemli bir kırılma yaşandığı ve stratejinin Gazze’de soykırıma dönüşen yeni bir aşamaya geçtiği değerlendirmesi yapıldı.
İsrail’in yayılmacı politikalarının yalnızca mevcut hükümetle sınırlı olmadığına işaret edilen raporda, bu politikaların devlet kurumları ve yasal düzenlemeler aracılığıyla kalıcı hale getirildiği belirtildi. Hükümet değişikliğinin söz konusu politikaları sona erdirmek için tek başına yeterli olmayabileceği vurgulandı.
Raporda ayrıca, daha önce siyasi sistemin çeperinde bulunan radikal sağın İsrail siyasetinin merkezine yerleştiği ifade edildi. Yerleşimci hareketlerin devletin karar alma ve uygulama mekanizmalarının parçası haline geldiği, bu çevrelerden gelen kadroların bakanlıklarda ve bürokraside görev üstlendiği kaydedildi.
ABD desteği İsrail’in askeri kapasitesinde belirleyici
Raporda, İsrail’in askeri ve teknolojik kapasitesinin uzak coğrafyalarda operasyon yürütmesine imkan tanıdığı ancak ülkenin uzun süreli ve yüksek yoğunluklu bir savaşı tek başına sürdürebilecek yeterlilikte olmadığı belirtildi.
ABD/İsrail-İran Savaşı’nın, İsrail’in askeri kapasitesinin sürdürülebilirliği açısından ABD’ye olan yapısal bağımlılığını ortaya koyduğu değerlendirmesi yapıldı.
Bununla birlikte Gazze’deki soykırımın özellikle ABD’deki genç kuşaklarda oluşturduğu tepkilerin, İsrail’e verilen desteğin geleceği açısından belirsizlik yarattığına dikkat çekildi.
İsrail’in kazanımları kısa vadeli
Raporda, İsrail’in askeri üstünlüğünün çevre ülkelerde kısa vadeli avantajlar sağlayabildiği ancak kalıcı bir bölgesel üstünlüğe dönüştürülemediği belirtildi.
İsrail’in yayılmacı politikalarının kısa vadede askeri hareket alanını genişletebildiği, uzun vadede ise çevresindeki aktörleri alternatif güvenlik arayışlarına yönelteceği değerlendirmesine yer verildi.
“Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” stratejik dayanıklılık unsuru
Çalışmada, İsrail’in bölgesel müdahale kapasitesinin yalnızca askeri varlığından değil, bölgedeki toplumsal ve kimlik temelli kırılganlıklardan da beslendiği ifade edildi.
Bu kapsamda “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” süreçlerinin, Türk, Kürt ve Arap toplumları arasındaki bağları güçlendiren stratejik bir dayanıklılık unsuru olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. Bu süreçlerin, dış aktörlerin etnik farklılıkları müdahale aracına dönüştürmesini zorlaştıracağı belirtildi.
Raporda, Türkiye’nin bölgesel stratejisinde devletlerin kapasitelerinin güçlendirilmesi, egemenlik boşluklarının azaltılması ve bölgesel dayanıklılığın artırılmasının öncelikli olduğu kaydedildi. “Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge” süreçlerinin de dış aktörlerin etnik ve toplumsal kırılganlıkları müdahale alanına dönüştürmesini zorlaştıracağı değerlendirmesi yapıldı.