Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te düzenlediği "Türk Dünyası Diyalogları: Ortak Gelecek ve Ortak Vizyon" başlıklı paneli takip etme fırsatı olanlar, iki temel hisle karşılaştı.
Bunlardan ilki, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev'in öncülüğünde hayata geçirilen Üçüncü Rönesans döneminin başkente adım atılır atılmaz hissedildiği ve bu anlamda Taşkent'in verdiği huzur ve güven duygusu.
İkincisi ise Özbek vatandaşlarının karşısındaki insanın Türk olduğunu öğrendikleri an "Hoşgelmişsin kardaş" demeleri ve bu kişilerin gözlerindeki samimi gülümsemeyi görmenin verdiği mutluluk. Zira bu hisler, Türk Dünyası'nın iki halkının kucaklaşması gibi güçlü bir duyguyu yansıtıyor.
Dünya Ekonomisi ve Diplomasi Üniversitesi'nin Özbek misafirperverliğini en iyi şekilde gösterdiği bu kıymetli panel, anyı zamanda İletişim Başkanlığı'nın Özbekistan'da geleceğin diplomatlarını yetiştiren bir üniversitede Türk Dünyası bilincini diri tutması açısından da mühim bir kamu diplomasisi başarısı.
Dahası bu panel, İletişim Başkanlığı'nın gelecek ay Ankara'da düzenlenecek olan Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne atfettiği ehemmiyetin de göstergesi. Zira benzer bir panel geçtiğimiz günlerde Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de de düzenlenmişti. 1 Ekim'de de Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'te düzenlenecek.
Ev sahibi üniversitenin öğrencilerinin ve akademisyenler ile gazetecilerin yoğun ilgi gösterdiği panelin gerek açılış konuşmalarında gerekse de oturum aşamasında konuşan Türk ve Özbek diplomat ve akademisyenler, Türk Dünyası'nın temel meselelerini ve bu meselelere ilişkin kendi yaklaşımlarını ortaya koydu.
Bu bağlamda panelde Türk Dünyası ülkeleri arasındaki ekonomik, siyasi ve kültürel ilişkilerin geliştirilmesi, eğitim ve akademi alanındaki iş birliğinin ilerletilmesi ve Orta Koridor konusunda atılabilecek adımlar ele alındı.
Esasen konuşmacıların tamamı, Türk Dünyası devletlerinin karşılıklı egemenliğe saygı prensibi çerçevesinde kazan-kazan anlayışıyla yapıcı iş birliğini geliştirmesinden yana.
Son yıllarda gerçekleşen Türk Devletleri Teşkilatı zirvelerini hatırlarsak liderlerin de farklı düşündüğü konuların sayısının bir elin parmağını geçmeyecek kadar az olduğunu iddia etmek mümkün. Hatta temel dış politika prensiplerinde hemfikir olduklarını söyleyebiliriz. Liderler, ortak ailemiz olan Türk Dünyası'nı daha müreffeh, daha güvenli ve daha istikrarlı hale getirme arzusu içerisinde.
Bu arzu doğrultusunda ortaya konulan çabanın neticesi olarak istikrarsızlıkların her geçen gün daha da arttığı bir dünyada, yaşanan çatışmaların ve savaşların halklara acıdan başka hiçbir şey vermediği çağımızda, Türk Dünyası bir istikrar adası olarak her geçen gün daha güçlü bir güç merkezi haline gelmekte.
Öyleyse Ankara'da gerçekleşesek tarihi zirveyi şimdiden gündeme taşımak ve Türk Dünyası entegrasyon süreçlerinde yaşanabilecek yeni gelişmeleri konuşmak gerekir.
Ankara Zirvesi'nde masada hangi başlıklar olacak?
Öncelikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile başlayan küresel enerji krizi, son bir yıl içerisinde İran Savaşı nedeniyle yaşanan Hürmüz Krizi ve hem İran Savaşı ile hem de Yemen merkezli gelişmelerle ilişkili olarak Babülmendep Boğazı'nda yaşanan gerilim düşünüldüğünde, zirvenin ana gündem maddesinin Türk Dünyası'nın enerji kaynaklarının Avrupa'ya ulaştırılmasını öngören Orta Koridor'u güçlendirecek adımlar olacağını öngörmek mümkün.
Üstelik Orta Koridor, Çin açısından da önemli bir güzergah olup, Kuşak-Yol Projesi kapsamında da değerlendirilebilir. Bu da Çin'den Avrupa'ya uzanan güvenli ve istikrarlı bir güzergah demek.
Buna ek olarak Orta Koridor'u; yani Orta Asya-Kafkasya-Türkiye hattını transit taşımacılık boyutunda da kullanmak mümkün. Dolayısıyla Ankara Zirvesi'nin ilk gündem maddesi üye devletlerin müşterek projesi olan Orta Koridor olacaktır.
Belirtmek gerekir ki; Türk Dünyası'ndaki iş birliğinin Türk halkları için ortak refah yaratması zaruridir. Bu sebeple de zirvede gözlemci ve tam üye devletler arasındaki ticareti artıracak projelerin gündeme gelmesi ve bazı anlaşmaların ortaya çıkması da muhtemel.
Zirvenin bir başka gündem konusu ise öğrenci ve akademisyen değişimi programları başta olmak üzere eğitim ve kültür alanlarındaki iş birliğinin artırılması olabilir. Çünkü bu iş birliği, doğrudan güncel siyaseti etkilemese de ilişkilerin geleceğine yön vermesi olası kişilerin düşünsel gelişimini şekillendirmektedir ve elbette Türk Dünyası ülkelerinin en önemli görevlerinden biri de Türk Dünyası bilincine sahip nesiller yetiştirmektir.
Kısacası İsmail Gaspıralı'nın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarıyla birbirine yakınlaşan kardeş devletler, Ankara'da bu iş birliğini daha da ileri taşımak için gerekli adımları atacak.
Artık o tarihi adımı atmanın zamanı gelmedi mi?
Tüm bu öngörülerin masada olması beklenirken; zirvenin gündeminde olması beklenmeyen bazı konuları da tartışmaya açmak gerektiğini iddia edebiliriz. Nasıl mı?
Kuşkusuz Türk Devletleri Teşkilatı'nın 2022'deki Semerkant Zirvesi'nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni gözlemci üye olarak kabul etmesi tarihi bir gelişmeydi. Böylece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, ilk kez bir uluslararası örgütte kendi ismiyle yer aldı. Ancak bu gözlemci üyeliğin tam üyelikle taçlandırılması da bir gün mutlaka gelecek. Peki tarihin durdurulmaz akışının bir gerçeği olan o günü yaşamayı neden erteleyelim ki?
Elbette henüz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanıma kararı almayan Türk Dünyası ülkelerinin tam üyelik konusunu onaylamalarını da beklemek çok gerçekçi değil. Ancak zaten tanıma kararı da tarihin durdurulamaz akışının bir gereği olarak bir gün gerçekleşecek.
Bu nokta çekincesi olan ülkelerin kaygılarını anlamak mümkün. Zira söz konusu devletlerin bazıları AB ile yürüttükleri süreçleri kendi ticari ve siyasi çıkarları çerçevesinde önceliklendirme ihtiyacı hissediyor, bazıları ise geçmişte yaşadığı birtakım deneyimleri göz önünde bulunduruyor. Fakat bu durum, Kıbrıs'ın kuzeyinde Türkün kendisine ait olan, kendi bayrağı, anayasası ve parlamentosu bulunan bir devleti olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Türkmenistan'ın tam üyeliği neden gündeme gelmesin?
Teşkilatın gözlemci üyelerinden olan Türkmenistan, Daimi Tarafsızlık Statüsü gereği tam üye olma gündemine sahip değil. Fakat krizlerin ve çatışmaların arttığı bir dünyada iş birliğini önceliklendirmenin ve barışı savunmanın önemi de bir o kadar artıyor.
Kısacası Aşkabat yönetimi, bir savunma ve güvenlik örgütü olmayan ve dahası hiçbir devlete karşı kurulmuş olmayan Türk Devletleri Teşkilatı'na tam üye olmayı en azından düşünmeli ve gündemine almalı. Zira "Daimi Tarafsızlık Statüsü" ile bilinen İsviçre'de bile halk, 27 Eylül 2026 tarihinde yapılan referandumda ülkenin geleneksel tarafsızlık politikasını daha katı ve kısıtlayıcı kurallara bağlamayı öngören anayasa değişikliği teklifini %70,15 gibi büyük bir çoğunlukla reddetti.
Özetle hem üye devletlerin Ankara Zirvesi'nde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tam üyeliğini gündeme alması hem de Türkmenistan'ın tam üyeliği düşünmesi, bu büyük ve güçlü aileyi çok daha güçlü kılacaktır.