Muayenehanemde hastalarıma zaman zaman şu soruyu soruyorum: “Tansiyonunuz kaç?”
Çoğu zaman cevap geliyor: “Hocam, benim tansiyonum yok.”
Ardından ikinci soruyu soruyorum: “En son ne zaman ölçtürdünüz?”
İşte burada cevap genellikle değişiyor. “Hatırlamıyorum…”
Hipertansiyonun en tehlikeli tarafı da tam olarak bu. Çoğu zaman ağrıtmıyor, baş ağrıtmıyor, günlük yaşamı bozmuyor. Ama sessizce kalp damarlarını, böbrekleri ve beyni yaşlandırabiliyor.
Dünyada 30-79 yaş arasındaki yaklaşık 1,28 milyar insan hipertansiyonla yaşıyor. Üstelik bunların yaklaşık %46’sı hipertansiyonu olduğunu bilmiyor. Daha çarpıcı olanı ise hipertansiyonu olan insanların yalnızca yaklaşık beşte birinde tansiyonun kontrol altında olması. Bu rakamlar, hipertansiyonun neden “sessiz salgın” olarak anıldığını çok iyi anlatıyor. (Dünya Sağlık Örgütü)
Peki tansiyon neden bu kadar önemli?
Çünkü damarlarımızı bir bahçe hortumu gibi düşünün. Hortumun içindeki basınç sürekli yüksek olursa zamanla hortumun duvarı zarar görür. Vücudumuzdaki damarlar da bundan farklı değildir. Yıllarca yüksek basınca maruz kalan damarların iç yüzeyi bozulur. Damar sertliği hızlanır. Kalbin iş yükü artar. Böbreklerin küçük damarları zarar görür. Beyindeki damarlar da bu süreçten nasibini alır.
Sonuç?
Kalp krizi, inme, kalp yetmezliği ve böbrek hastalığı riski artar (Dünya Sağlık Örgütü de yüksek tansiyonu kalp, beyin ve böbrek hastalıklarının en önemli değiştirilebilir risk faktörlerinden biri olarak kabul ediyor).
İşte burada önemli bir yanlış anlaşılmayı düzeltmek gerekiyor: “Benim tansiyonum 15-9 civarında, ama kendimi çok iyi hissediyorum. Bir şey olmaz” DEMEYİN!
Kendinizi iyi hissetmeniz, tansiyonunuzun damarlarınıza zarar vermediği anlamına gelmez!
Çünkü hipertansiyonun etkileri yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan bir sorun değil; yaşam tarzındaki değişikliklerle birlikte daha genç yaşlarda da karşımıza çıkabiliyor. Obezitenin artması, hareketsizlik, fazla tuz tüketimi, alkol, kötü beslenme ve stres bu riski artırıyor. Özellikle fazla kilo ile yüksek tansiyon arasındaki ilişki çok güçlü. Vücut yağ oranı ve özellikle karın bölgesindeki yağlanma arttıkça, kalbin iş yükü ve damarlar üzerindeki basınç artarak hipertansiyon gelişme riski yükselir (Dünya Sağlık Örgütü).
9.361 kişinin katıldığı SPRINT çalışmasında, yüksek kalp-damar riski taşıyan kişilerde sistolik tansiyonun düşürülmesi; kalp krizi, kalp yetmezliği, inme ve kalp-damar kaynaklı ölüm oranlarının düştüğü görüldü. Yoğun tedavi grubunda ciddi kalp-damar olaylarının riski yaklaşık %25 daha düşük, tüm nedenlere bağlı ölüm riski ise yaklaşık %27 daha düşük bulundu.
Unutmayınız ki! Tansiyonun tehlikesi çoğu zaman bugün ne hissettiğiniz değil, 10-20 yıl sonra damarlarınızda ne bırakacağı. Bugün 50 yaşındasınız ama damarlarınız 70 yaşındaki bir insanın damarları gibi davranıyorsa, sadece tansiyon değerini değil, biyolojik yaşlanmayı da konuşmamız gerekir. Bu nedenle ara sıra başınız ağrıyınca tansiyon ölçmek yeterli değildir. Tansiyonunuzu düzenli olarak ölçün. Ama burada çok önemli bir ayrıntı var: “Herkesin tansiyonu 12’nin altına indirilmeli” sonucu çıkarılmamalı.
Çünkü tansiyon hedefi kişinin yaşına, diyabetine, böbrek fonksiyonlarına, kalp-damar hastalıklarına ve kullandığı ilaçlara göre değişir. Fazla düşük tansiyon da özellikle bazı kişilerde baş dönmesi, düşme, böbrek fonksiyonlarında bozulma gibi sorunlara yol açabilir.
Tansiyonunuzu düşürmek için ise ilk adım ilaç değildir. Önce sofranıza bakalım. Çünkü fazla tuz, hipertansiyonun en önemli değiştirilebilir nedenlerinden biri. Turşu, salamura, paketli gıdalar, işlenmiş etler, hazır çorbalar, cipsler, tuzlu peynirler ve sofrada alışkanlıkla kullanılan ekstra tuz… Gün içinde fark etmeden çok fazla sodyum alabiliyoruz. Bunun yanı sıra düzenli yürümekte tansiyon kontrolüne yardımcı oluyor. Dünya Sağlık Örgütü yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite öneriyor. (Dünya Sağlık Örgütü)
Ve en önemlisi…
“Ben kendimi iyi hissediyorum” cümlesini sağlık kontrolünün yerine koymayın.
Çünkü hipertansiyonun en büyük özelliği şudur: Sizi hasta hissettirmeden hasta edebilir.
Bir tansiyon aletiyle birkaç dakikada öğrenebileceğiniz bir bilgi, belki de önünüzdeki 20 yılın kalp, beyin ve böbrek sağlığını değiştirebilir.
Bazen uzun yaşamanın yolu, büyük bir tedaviden değil, küçük bir ölçümden geçer.