Mutsuzluğun hıncıyla zehirlenen kalabalıklar

Herkes kendine bir düşman arıyor. Ve ne acıdır ki, en yakınımızdakiler oluyor bu öfkenin hedefi. Kendi acısını kabullenemeyen, başkalarının neşesinden rahatsızlık duyan, huzur bulmuş bir yüz gördüğünde içinde kıskançlık kabaran kalabalıklarla dolu.

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

Mutsuzluğun hıncıyla zehirlenen kalabalıklar

Artık ne bir tebessüm saklı sokak aralarında, ne de bir “merhaba”nın sıcaklığı var gözlerde.

İnsanlar, içlerinde büyüttükleri mutsuzluklarını bir kin, bir öfke, bir intikam silahına dönüştürmüş durumda.

Kimse kimseyi dinlemiyor, kimse kimseyi gerçekten görmüyor.

Herkes öfkeli.

Herkes yorgun.

Herkes kendine bir düşman arıyor. Ve ne acıdır ki, en yakınımızdakiler oluyor bu öfkenin hedefi.

İçinde bulunduğumuz çağ, kendi yarasına bakmak yerine başkalarının yarasına tuz basan insanların çağı.

Kendi acısını kabullenemeyen, başkalarının neşesinden rahatsızlık duyan, huzur bulmuş bir yüz gördüğünde içinde kıskançlık kabaran kalabalıklarla dolu.

Birinin güldüğünü gördüklerinde, kendi ağlamışlıklarını hatırlayıp öfkeye sarılıyorlar.

Ve her defasında, sanki mutluluğun intikamını almak istercesine saldırganlaşıyorlar.

Oysa kimse kimsenin öfke çuvalı değil.

Kimse kimsenin mutsuzluğunu sırtlamak, onun çözemediği iç hesaplaşmaların kurbanı olmak zorunda değil.

İnsan, yaralı olabilir.

Acı çekebilir.

Hayal kırıklığına uğramış, terk edilmiş, incitilmiş olabilir.

Ama bütün bunların faturası başkalarına kesilmez.

Kesilmemeli.

İnsan, acısından karakter çıkaramadıysa, acısı onu büyütemediyse, o acı sadece başka acılar üretir.

Ve bu zincir böylece sürer gider.

Halbuki bir an durup düşünsek… Kendi yaralarımıza bakmak, onları iyileştirmek için çaba göstermek yerine neden başkalarının canını yakmakla meşgulüz?

Neden içimizdeki boşluğu, bir başkasının yıkımıyla doldurabileceğimizi sanıyoruz? Neden mutsuzluğumuzu, başka hayatlara saldırarak meşrulaştırıyoruz?

Bu hal, merhametin öldüğü, anlayışın gömüldüğü, vicdanın susturulduğu bir haldir.

Ve bu hal, insanı insana yabancılaştırır.

Herkesin herkese düşman kesildiği, herkesin herkesle kavgalı olduğu bir yalnızlık girdabına sürükler bizi.

Oysa ne kadar da insanca olurdu,birinin gözlerine bakıp, onun da bizden farklı olmadığını anlamak. Onun da kırıldığı, onun da ağladığı, onun da kaybettiği zamanlar olduğunu kabul etmek.

Belki o zaman, bu kadar öfkeli, bu kadar kırıcı, bu kadar tahammülsüz olmazdık.

Yaralarımızı başkasına bulaştırmak yerine, birbirimize merhem olmayı seçebilseydik,belki o zaman dünya biraz daha yaşanılır olurdu.

Vesselam…

Fazıl Ergüt’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim