Dün Kanada’da sadece bir yarış izlenmedi; birkaç takımın sinir testi, bir yıldızın doğuşu ve eski usul Formula 1 kaosu aynı anda yaşandı. Montréal’de dün yaşananlar; strateji kumarı, takım içi savaş, mekanik ihanet ve yeni bir yıldızın doğuşunu aynı yarışın içine sığdırdı ve açık konuşmak gerekirse, uzun zamandır bir yarış hafta sonu bu kadar “eski usul Formula 1” hissi vermemişti.
Hazırsanız başlayalım!
Son haftalardaki seyrek takvimin ardından Montréal’de başlayan yarış, daha ilk turlardan itibaren Formula 1’in unutulmadığını net şekilde gösterdi. Daha başlarken bile 3 formasyon turunun atılması, bizi neler beklediğinin habercisi gibiydi. Tüm bu kaosun ve temponun içinden bu sezonun en büyük şampiyon adayı çıkıyor. Kimi Antonelli artık sadece “geleceğin yıldızı” değil. Çocuk, resmen bugünün en büyük gerçeği haline geldi.
Mercedes’in sezon başındaki gücü zaten belliydi ama Kanada’da asıl etkileyici olan şey Antonelli’nin baskı altında hiç kırılmamasıydı. George Russell pole’deydi, takımın doğal lideri gibi görünüyordu, fakat yarış başladıktan sonra direksiyonun arkasındaki en soğukkanlı isim yine Antonelli oldu. Özellikle Russell’la verdiği mücadelede yaptığı savunmalar ve limitteki araç kontrolü, bir çaylaktan çok prime dönemindeki şampiyon pilot hissi verdi. Russell’ın mekanik arızayla yarış dışı kalması elbette kırılma anıydı ama yarışın temposunu kuran isim zaten Antonelli’ydi.
Asıl dikkat çeken nokta ise şu: Formula 1 uzun süredir sahnenin merkezine yerleşecek yeni bir “ana karakter” bekliyordu.
Hamilton sonrası dönem tam oturmamıştı. Verstappen dominasyonu bir süre sonra kaçınılmaz şekilde alışılmış hale geldi. Norris ve Piastri hızlıydı ama hâlâ tam o aura oluşmamıştı. Antonelli’de ise o his var. Araç kontrolden çıkacak gibi oluyor ama toplamıyor, sahipleniyor. Telsiz konuşmalarında panik yok. Hata yaptığında yüzü düşmüyor. En önemlisi de yarışın ağırlığını taşıyabiliyor.
Şampiyon pilotların ortak özelliği budur. Yarışı kazanmazlar sadece… Yarışın sahibi gibi görünürler.
McLaren kumar oynadı, Ferrari eski günlerini hatırladı
Gelelim yarışın kaos yönlerine. Kanada’da bir başka dikkat çeken nokta McLaren’in yaptığı strateji faciasıydı. Yağmur beklentisiyle ıslak zemin lastiğe geçmek cesur hamleydi ama bazen cesaretle inat arasındaki çizgi çok ince oluyor. Norris harika bir start ile birkaç tur lider görünse de o tercih yarış başlamadan kaybettirdi aslında. Piastri’nin Albon’a şehadet dalışı yaparcasına temas etmesiyle ceza alması, Norris’in sonradan yaşadığı mekanik sorunlar derken McLaren hafta sonunu adeta kendi eliyle çöpe attı.
İlginç olan şu: geçen yıl McLaren’in en büyük gücü hata yapmamasıydı. Bu sezon ise hızları var ama o kusursuz takım kimliği yavaş yavaş çatlıyor gibi. Özellikle baskı altında strateji ekibi eski netliğini kaybetmiş durumda.
Ferrari tarafında ise uzun zaman sonra “yarışan Ferrari” izledik. Hamilton’ın Verstappen’le verdiği mücadele yarışta benim için en keyifli bölümlerindendi. Adeta 2021 yılını hatırlattı. İki dünya şampiyonunun limitte sürüşünü izlemek hâlâ bu sporun en özel şeylerinden biri. Hamilton ikinci oldu belki ama asıl önemli olan şey, Ferrari’nin ilk kez gerçekten yarış temposuyla güçlü görünmesiydi.
Verstappen ise podyuma çıkmasına rağmen mutlu görünmüyordu. Çünkü Red Bull artık eskisi gibi korkulan takım değil. Max hâlâ olağanüstü sürüyor ama araç artık onu taşıyan değil, onun taşıdığı bir otomobile dönüştü. Yarış sonrası yaptığı açıklamalar da bunu net gösteriyor. “Daha iyisini yapabiliriz” demesi aslında diplomatik bir sitemdi.
Bu hafta sonunun özeti aslında basit: Formula 1, yeniden tahmin edilmesi zor bir oyuna dönüşmüş durumda. Formula 1 yeniden canlı.
Tek takımın herkesi ezdiği steril yarışlar yerine; hata yapan devler, yükselen gençler, risk alan takımlar ve sürekli değişen dengeler izliyoruz artık. Dünkü yarışta eski dönemlerin kaotik ruhu vardı. Mekanik arızalar vardı. Pist üstü sert mücadele vardı. Strateji kumarı vardı. Gerçek yarış vardı.
Ve belki de yıllar sonra ilk kez paddock’ta herkes aynı soruyu sormaya başladı:
“Antonelli dönemi gerçekten başladı mı?”