Bugünkü hesaplamalar depremin büyüklüğünü yaklaşık 7,2 civarında tahmin ediyor; tarihsel bir deprem olduğu için bu değerin önemli bir belirsizlik payı bulunuyor. Sarsıntı yalnız İstanbul'da değil, Bolu'dan Edirne'ye kadar geniş bir bölgede hissedildi.
İstanbul bir gecede değişti
Dönemin İstanbul'u bugünkünden çok daha küçük bir şehirdi. Nüfusunun yaklaşık 160–200 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.
Buna rağmen kayıp korkunçtu.
Tarihî kayıtların değerlendirilmesine göre binlerce insan hayatını kaybetti, 10 binden fazla kişi yaralandı. Evler, camiler, surlar ve kamu yapıları ağır hasar gördü. Can kaybına ilişkin kaynaklarda 4 binden 13 bine kadar değişen rakamlar bulunduğundan tek bir kesin sayı vermek mümkün değil.
İstanbul'un yüzyıllardır şehri çevreleyen surları dahi felaketten kurtulamadı. Araştırmalarda surların çok büyük bölümünün zarar gördüğü aktarılıyor.
Fakat felaket yalnızca karadan gelmedi.
Marmara denizi de İstanbul'un üzerine yürüdü
Deprem Marmara'da tsunami meydana getirdi.
Tarihsel kayıtların değerlendirmelerine göre bazı noktalarda birkaç metreyi bulan, hatta 6 metreyi aşmış olabileceği belirtilen dalgalar İstanbul kıyılarını vurdu. Sular surları aşarak yerleşim alanlarına ulaştı; özellikle Galata çevresinde evlerin su altında kaldığı aktarılıyor.
Ardından artçı sarsıntılar başladı.
İstanbullular evlerine girmeye korkuyor, açık alanlarda ve geçici barınaklarda yaşamaya çalışıyordu. II. Bayezid'in de saraydan ayrıldığı ve güvenli kabul edilen bir yerde kaldığı aktarılır.
İstanbul yeniden kuruldu
Felaketin ardından Osmanlı yönetimi büyük bir yeniden imar faaliyeti başlattı.
Kaynaklarda II. Bayezid'in zarar gören halka maddi yardım sağladığı, şehrin yeniden inşası için imparatorluğun farklı bölgelerinden çok sayıda usta ve işçinin İstanbul'a getirildiği aktarılıyor.
Daha da önemlisi, deprem sonrasında yapı güvenliği konusunda bazı dersler çıkarılmaya çalışıldı. Ahşap-karkas yapıların teşvik edilmesi ve riskli dolgu alanlarında yapılaşmanın sınırlandırılması gibi tedbirlerden söz ediliyor.
Yani 516 yıl önce İstanbul yalnızca yıkılmadı; yaşadığı felaketten ders çıkarmaya da çalıştı.
Peki biz çıkardık mı?
1509'u yalnızca tarih kitaplarında kalmış uzak bir felaket olarak görmek büyük bir hata olur.
İstanbul'un tarihinde 1509 tek başına değildir.
1719, 1766, 1894, 1912 ve 1999 gibi depremler Marmara ve çevresinin sismik tarihinin parçalarıdır. Bilimsel çalışmalar İstanbul'u etkileyen depremlerin esas kaynağının, Kuzey Anadolu Fay Sistemi'nin Marmara Denizi içerisindeki aktif segmentleri olduğunu ortaya koyuyor.
Bu nedenle halk arasında kullanılan “İstanbul'un deprem döngüsü” ifadesini doğru anlamak gerekiyor.
Depremler takvime bağlı değildir.
“Her 250 yılda bir İstanbul depremi olur” gibi kesin bir denklem bilimsel değildir. Fakat tarihsel kayıtların gösterdiği başka bir gerçek vardır: Marmara tekrar tekrar büyük depremler üretmiştir ve İstanbul bu aktif tektonik sistemin hemen yanı başındadır.
Nitekim AFAD ile GFZ'nin Marmara'daki gözlem çalışmalarının temel gerekçelerinden biri de İstanbul ve doğu Marmara çevresindeki fay zonunun sürekli ve hassas biçimde izlenmesidir.
1509'un bize bıraktığı asıl miras
“Küçük Kıyamet”in üzerinden beş asırdan fazla zaman geçti.
Şehir değişti.
Nüfus yüz binlerden milyonlara çıktı. Yapılaşma olağanüstü ölçüde arttı. İstanbul artık yalnız Türkiye'nin değil, dünyanın en büyük metropollerinden biri.
Ama Marmara aynı Marmara.
Faylar hâlâ orada.
Bir depremin ne zaman meydana geleceğini bugün kesin olarak söyleyemiyoruz. Fakat İstanbul'un deprem tehlikesi altında olduğunu söylemek bir kehanet değil; jeolojinin ve şehrin kendi tarihinin bize gösterdiği bir gerçek.
10 Eylül 1509'u bu yüzden yalnızca “tarihte bugün” diye hatırlamamak gerekiyor.
Çünkü tarih bazen geleceği haber vermez; ama geleceğe nasıl hazırlanılması gerektiğini çok açık biçimde anlatır.
İstanbul'un 1509'dan çıkaracağı en önemli ders belki de budur: Depremi engelleyemeyiz; fakat onu felakete dönüştürecek koşulları azaltabiliriz.