Türkiye’nin Anayasa Meselesi (1)

Murat Yılmaz

Yazan: Murat Yılmaz

· 3 dk okuma

Türkiye’nin Anayasa Meselesi (1)

Yeni, sivil ve demokratik Anayasa konusu zaman zaman tartışılıyor… Bu tartışmalar yeni anayasanın hemen yarın veya yeni yasama yılında yapılacağını değil, Türkiye’nin ufkunda olduğunu gösteriyor. Belki de yeni anayasa seçimlerden sonraya kalabilir, kısmi bir anayasa reformu gündeme gelebilir. Anayasanın siyasetin ve kamuoyunun gündeminde olması ve tartışılması, yapıcı niyet ve katkılarla anayasanın pişmesine ve olgunlaşmasına olumlu katkı sunması mümkündür. Ancak bu Türkiye’nin anayasal birikimi ve prensipleri dikkate alındığında mümkün olabilecektir. Bu bakımda yıkıcı polemiklerden uzak durmak elzemdir.

Türkiye iki yüzyıldır anayasal bir devlet olmaya çalışıyor. Bu iki yüzyılın ilkinde Osmanlı Devleti’nin son yüzyılı, ikincisinde Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yüzyılı yaşandı. Cumhuriyet dönemini anlayabilmek için önce dünyanın modernleşme tecrübesinin temellük edilmeye çalışıldığı on dokuzuncu yüzyıl birikiminin bir değerlendirmesiyle işe başlamak elzem. Osmanlı’da anayasa arayışı, padişahın yetkilerinin kısıtlanarak, yetkilerin bürokratlara devredilmesi ve halka verilmesi arasındaki tezlerin mücadelesi şeklinde gelişmiştir. Merkezin çevreyi kontrol etmesi halindeki geleneksel yönetim anlayışındaki merkezin, saraydan bürokratik zümreye doğru genişlemesini “demokrasi” açısından yeterli gören anlayış, halkın aydınlanmış bir despot veya aydınlanmış despotik bir zümre eliyle vesayet altında yönetilmesi ve eğitilmesini esas almıştır. Bunun karşısında ise demokrasi ve hürriyet anlayışını merkezin çevreyi yönetmesinin yeni formatının ötesinde, bu iddiayı ciddiye alarak gerçekleştirmek isteyen elitlerin mücadelesi, anayasal devletin çerçevesini çizecektir. Bu mücadelede, zaman zaman demokrasi ve anayasal devlet bakımından, siyasi tatbikatta ve siyasi kültürde ciddi gelişmeler yaşanmıştır.

İttihat ve Terakki Mirası

İttihat ve Terakki dönemi, bu bahisteki olumlu ve olumsuz gelişmeleri bağrında taşımaktadır. İttihat ve Terakki’nin Birinci Dünya Savaşıyla beraber giderek otoriterleşen yönetimine rağmen, Cemiyetin içinde çok güçlü bir şekilde anayasa ve hürriyeti savunan bir damar, varlığını muhafaza etmiştir. Diğer taraftan Cemiyetin illegal yapılanması ve savaşla beraber yönetimi ele alan komitacı kanadın, anayasa ve hürriyet rejiminin prosedürleriyle kendini bağlı saymayıp, kendini milletin hakimiyetini temsil eden “mukaddes cemiyet” olarak görerek, İttihat ve Terakki’nin en büyük başarısını zedelediği tarihen sabittir.

Milli Mücadele

Osmanlı’dan müdevver bu paradoks, Cumhuriyet döneminde de yeniden boy gösterecektir. Milli Mücadeleyi müteakiben Halk Fırkasının otoriter devletçi bir tek parti yönetimine yönelmesiyle Türkiye, anayasal devlet bahsindeki kazanımlarını büyük ölçüde yitirecektir. Milli Mücadeleyi yürüten Birinci Meclis’te yürütmenin biraz da İttihatçılara benzemesinler diye şedid bir şekilde denetlenmesi, yürütmeyi temsil eden Mustafa Kemal Paşayı bunaltacaktır. Öyle ki Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadeleyi meclissiz devam ettirme ihtimalini açınca, İsmet Paşa buna İkinci Abdülhamid ve İkinci Meşrutiyet dönemlerini hatırlatarak karşı çıkacaktır. Mustafa Kemal Paşa da bu siyasi tarihten ders alan bir siyasi kültür içinde yetiştiği için, son tahlilde ve şimdilik Meclis’in sert eleştirileriyle yola devam etmeyi tercih edecektir. Ahmet Ağaoğlu, İkinci Meşrutiyet ve Milli Mücadelenin anayasal devlet olmak istikametindeki tecrübe ve ruhun bir anda ortadan kalkıp, Halk Fırkasının anayasa ruhundan uzaklaşarak, otoriter devletçi bir ideolojiye yönelmesi karşısındaki şaşkınlığını ifade eder. CHP’nin tek parti dönemi, daha doğru ifadesiyle tek parti diktatörlüğü, anayasal devlet ve demokrasi, İkinci Meşrutiyet döneminin ifadesiyle hürriyet mücadelesi veren samimi kesimlerin, yaklaşık 23 yıl sürecek uzun bir şaşkınlık ve baskı dönemi anlamına gelecektir.

CHP’nin “Parti Devleti”

Bu dönem, görünürdeki 1924 Anayasasının gerçekte giderek bir “parti devleti” haline gelen tek parti rejiminin, anayasal devletten uzaklaşma süreci anlamına gelecektir. Takrir-i sükun dönemi ve fiilen işleyen şeflik düzenini takiben rejim, bir CHP parti devletine dönüşmüştür. CHP ilkelerinin 1937’de anayasaya girişiyle Türkiye’nin anayasa devleti olma mücadelesinde, bugüne kadar devam edegelen bir tahribat yaşanacaktır. CHP içerisindeki daha radikal unsurlar, tek parti rejimini bunun da ötesinde dönemin totaliter devletlerine benzetecek teşebbüslerde bulunmuşlarsa da Atatürk ve İnönü’nün tecrübe, pragmatizm ve basiretleri, Türkiye’yi daha ağır tahribatlardan koruyacaktır.

Dünyada Anayasal Devlet Gerilerken Türkiye

Bu dönem, yani Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki yıllar, bütün dünyada tarihçi E. Hobsbawn’ın “aşırılıklar çağı” adıyla tasnif ettiği bir dönemdir. Bu dönemde bütün dünyada liberal hürriyetler geri çekilecek ve liberal demokrasilerin sayısı beş ülkeye kadar düşecektir. İktisatçı Ludvig von Mises bu dönemde yükselen “bürokrasi”nin iktisadi ve siyasi liberalizmi yok eden karakterini, Karl Popper “Açık Toplum ve Düşmanları” adlı demokrasi klasikleri arasına giren eserinde totaliter ideolojinin epistemolojik çerçevesini, F. Hayek de “Kölelik Yolu” adlı yine liberal demokrasiyi savunan güçlü kitabında totalitarizmin ideolojik yükselişini anlatır. Dünyadaki bu aşırılıklar çağından Türkiye’nin de nasibini alması ve anayasal devlet olma mücadelesinde geriye düşmesi, bu bakımdan dönemin şartları altında nispeten anlaşılabilir bir tarihi konjonktüre sahiptir. Nitekim İkinci Dünya Savaşının sonuna doğru dünyadaki siyasi iklim demokrasi istikametine dönünce, Türkiye’deki siyasi hava da değişecek ve Türkiye çok partili hayata yeniden dönebilecektir.

Türkiye’nin 1945’ten itibaren dönemin Cumhurbaşkanı, tek parti rejiminin milli şefi ve CHP’nin değişmez genel başkanı İsmet İnönü’nün çağrısıyla yeniden çok partili hayata döndüğünü görüyoruz. Türkiye; on dokuzuncu yüzyıl birikimi, İkinci Meşrutiyet tecrübesi ve Birinci Meclis’in ruhu ve kadrosuyla tek parti döneminin kötü mirasını aşarak çok partili hayata ve “anayasal devlet” olma mücadelesine dönebilecek bir başarı performansını yeniden gösterebilecektir.

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim