Türkiye Cumhuriyeti bugün 103. yaşını doldurdu. Savaşlar, darbeler, ekonomik anlamda buhranlı geçen dönemlere rağmen tarih başarıları yazdı.
Cumhuriyet 104. yaşına adım atarken gayri safi yurt içi hasıla 3 bin 155 kat, kişi başı milli gelirini 455 kat artmayı başardı.
Nüfus ve milli gelirde sıçrama
1923’te yaklaşık 12 milyon 822 bin olan Türkiye nüfusu, Cumhuriyet’in ilanından sonra 1927’de gerçekleştirilen ilk nüfus sayımında 13 milyon 554 bin olarak kayıtlara geçti.
Türkiye’nin nüfusu, 2026 yılı itibarıyla 86 milyon 321 bine ulaşırken 103 yılda yüzde 573,2 arttı.
Türkiye ekonomisi de Cumhuriyet’in ilanından bu yana önemli bir büyüme kaydetti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, 1923’te 577 milyon dolar seviyesinde bulunan gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH), 2023’te ilk kez 1 trilyon doları aşarak 1 trilyon 130 milyar dolara ulaştı.
2026 hedefi ne?
Orta Vadeli Program (OVP) tahminlerine göre, Türkiye ekonomisinin büyüklüğünün 2026’da 1 trilyon 821 milyar dolara çıkması bekleniyor.
103 yılda Türkiye ekonomisi ne kadar büyüdü?
Bu tahmin gerçekleşirse Türkiye ekonomisi, 1923-2026 döneminde dolar bazında yaklaşık 3 bin 155 kat büyümüş olacak.
Kişi başına düşen milli gelirde de önemli bir artış yaşandı. 1923’te 45 dolar seviyesinde olan kişi başına GSYH’nin, 2026’da 20 bin 523 dolara ulaşacağı tahmin ediliyor.
Böylece kişi başına düşen milli gelirin 103 yılda yaklaşık 456 kat artması bekleniyor.
En hızlı büyüme ne zaman yaşandı?
Cumhuriyet ilan edilmesi ile en temel tüketim maddelerini bile ithal eden bir ekonomiyi devraldı. Ekonomik olarak enkazı devralan Cumhuriyet, 1923’te toplanan İzmir İktisat Kongresi ile kendine yeni bir yol haritası oluşturdu. Bu harita, 1930’da Devletçilik ilkesi ile can buldu.
1924-1938 döneminde, Sümerbank, Şişecam, Karabük Demir Çelik gibi sanayi devlerinin temelleri atıldı.
Nüfusun savaştan yeni çıktığı ve sermayenin yok denecek kadar az olduğu zorlu şartlara rağmen yıllık ortalama yüzde 7,9 büyüme kaydedildi.
Bu oran, 103 yılın en yüksek ve en verimli kalkınma patikası oldu.
Savaş yılları ve planlı kalkınma evresi
İkinci Dünya Savaşı’nın gölgesinde geçen 1939-1950 döneminde tüm kaynakların savunmaya harcanması ve üretimin durma noktasına gelmesi, ekonomiyi yüzde 0,7’lik zorunlu bir durgunluğa sürükledi.
Savaş sonrasında, 1950’lerde tarımda makineleşme ve Marshall yardımlarıyla yeni bir faza geçilirken, 1960’ta kurulan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) ile Türkiye "planlı ekonomi" kavramıyla tanıştı. Alt yapı yatırımlarının, baraj ve karayollarının hız kazandığı 1961-1970 döneminde montaj sanayii yerini kademeli olarak yerli üretime bırakırken, istikrarlı bir ivmeyle yüzde 5,3’lük ortalama büyüme yakalandı.
Küresel petrol krizlerinin damga vurduğu 1970’lerde büyüme yüzde 4,2’ye gerilerken, 1980’de alınan 24 Ocak Kararları Türkiye ekonomisi için en büyük kırılma noktalarından biri oldu.
Yeni sanayi şehirleri doğdu!
Ekonomi, içe kapalı ithal ikameci modelden dışa açık ihracat odaklı bir yapıya evrildi. TL’nin konvertibl olması ve küresel sermaye hareketlerine açılmasıyla birlikte, 1981-1990 döneminde yüzde 5,3 büyüme sağlandı ve “Anadolu Kaplanları” olarak anılan yeni sanayi şehirleri doğdu. 1990’larda kronik yüksek enflasyonu, siyasi istikrarsızlıklar ve finansal krizler büyümeyi yüzde 3,8’e törpülese de reel sektörün üretim altyapısı küresel rekabete hazır hale geldi.
Küresel entegrasyon ve trilyon dolarlık eşik
2001 krizinin ardından bankacılık ve kamu maliyesinde yapılan köklü reformlar, Türkiye’yi 2000’li yıllarda küresel likidite bolluğunun ana destinasyonlarından biri yaptı.
2001-2010 dönemindeki yüzde 4,2’lik performansın ardından, kredi genişlemeleri ve güçlü iç talebin etkisiyle 2011-2020 döneminde yüzde 5,2, 2021-2025 döneminde ise yıllık ortalama yüzde 5,8’lik büyüme oranlarına ulaşıldı.
Teknoloji, otomotiv, savunma sanayii ve tekstilde küresel bir üretim üssü haline gelen Türkiye, milli gelirini trilyon dolar sınırının üzerine taşımayı başardı.