Türkiye ne yazık ki uzun bir süre üst düzey asker ve sivil bürokratların kendilerini siyasetçilerin üzerinde görme anlayışından ve vesayet sisteminden kurtulamadı…
Kendilerini seçilmiş veya seçilmek isteyen meslekten siyasetçilerin rakibi olarak gören bu bürokratlar, zaman zaman kendilerini göreve getiren siyasiler hakkında fütursuzca konuşabildiler.
Nihayet seçilmişler, hükümet ve Cumhurbaşkanı Türkiye’deki meselelerinin sahibi ve muhatabının kendisi, yani sivil irade olduğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.
Bürokratik vesayetten sivil iradeye
Siyasetçilerin ve bilhassa liderlerin yüksek memurların siyasi direktifler hilafına siyasete girmesini kesinlikle engellemesi gerekir. İyi bir memurun da, siyasetten kaçınması gerekir. Siyasetçinin ve memurluğun tabiatları birbirlerinden tamamen ayrıdır. Bu mesele, sadece günümüz Türkiye’sinin değil, demokratik tecrübeyle karşılaşan her ülke için yaşanmış ve bu hükme varılmıştır. Bu konu üzerindeki çığır açıcı çalışmalarıyla bilinen, Max Weber’in Meslek Olarak Siyaset adlı unutulmaz makalesinde şöyle denir:
Siyasetin onuru, memurun sorumluluğu
“Devlet memurunun onuru, üst yetkililerin emirlerini titizlikle, kendi inançlarına tam uyuyormuşçasına uygulama yeteneğine bağlıdır. Emir memura yanlış görünse ve uyarısına karşı üstü emirde ısrar etse de bu böyledir.
Bu moral disiplin olmazsa, bütün aygıt paramparça olur. Siyasal önderin, önde gelen devlet adamının onuru ise, yaptıkları için tümüyle kişisel bir sorumluluğa dayanır. Öyle bir sorumluluk ki bunu ne reddedebilir ne de devredebilir; zaten reddetmemesi ve devretmemesi gerekir. “
Siyaset yapanların siyasetin sınırlarını, bir ülkenin sınırlarını koruyan askerler kadar cesaretle savunmaları gerekir. Nasıl sınırları korumayı başaramayan askerler itibar kaybederse, siyasetin sınırlarını koruyamayan siyasetçiler de itibar kaybederler.
Siyasetin sınırlarına yönelik hücumları defederek, siyasetin işgal edilmiş alanlarını geri alan siyasetçiler de kahramanlaşır.
Türkiye, memurların siyaset üzerinde kurduğu vesayetle içine girdiği anti-demokratik süreçten, siyasetin ve demokrasinin alanını genişleterek çıkabilirdi. Nitekim öyle de oldu.
Bunun devam etmesi için de tehditlere ve korkulara teslim olmayacak siyasetçilere, sivil toplum kuruluşlarına, sınırlarını iyi bilen ve meşru siyasi otoriteye itaati onuru bilen memurlar sınıfına ihtiyaç vardır. Türkiye siyasetinin uzun mücadeleler ve kayıplarla elde edilen bu kazanımları, titizlikle koruması lazım.