İsveç merkezli düşünce kuruluşu Institute for Security and Development Policy'de, Türkiye-Çin ilişkilerinin küresel etkilerinin değerlendirildiği bir analiz kaleme alındı.
Türkiye'nin özellikle Ukrayna Savaşı ile başlayan dönemdeki dış politika stratejisinin, küresel aktörlerin gözünde Türkiye'nin önemini önemli ölçüde katladığı belirtilen analizde; giderek artan Türkiye-Çin ilişkilerinin ise hem bölgesel hem de küresel anlamda büyük bir potansiyele gebe olduğu belirtildi.
İşte Institute for Security and Development Policy'de yayınlanan analiz:
Çin'in yeni göreve gelen Dışişleri Bakanı Wang Yi, Johannesburg'daki BRICS toplantısı öncesinde Nijerya, Güney Afrika ve Kenya gibi ülkeleri kapsayan Afrika turu kapsamında, ilk resmi ziyaretini Temmuz 2023'ün son haftasında Türkiye'ye gerçekleştirdi.
Ankara'ya yapılan resmi ziyarette Türkiye ve Çin arasında; ikili ticaret hacmi, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler, hükümetler arası işbirliği komiteleri, dışişleri bakanlıkları arasındaki istişare mekanizmaları, Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki uyum çabaları ve Ukrayna ile Orta Doğu'da devam eden savaşlara dair ve son gelişmeler ele alındı.
Wang, Çin'in Türkiye'nin bölgesel ve uluslararası arenada önemli bir rol oynamasını desteklediğini belirtirken, Türk tarafı da Çin ile ilişkileri her alanda geliştirmek istediklerini ifade etti.
Türkiye ve Çin, 1971 yılında resmi diplomatik ilişki kurduklarından bu yana ikili ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir yol kat etmiş olsalar da, iki ülke arasında 2010 yılında kurulan stratejik ortaklık, Çin'in son yıllarda bölgede geliştirdiği ortaklık diplomasisi kapsamında Türkiye'nin çevresindeki bazı ülkelerle ilişkilerinin bir kademe gerisinde bulunuyor.
Örneğin Mısır, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Cezayir, Çin'in son dönemdeki kapsamlı stratejik ortakları haline geldi. Bu ülkelerin dışında Rusya da, Çin'in ortaklık diplomasisinde en üst düzey stratejik ortağı olarak tanımlanmaktadır.
Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında geçen yıl Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesinde yapılan görüşmede, iki lider ortaklıklarının seviyesini yükseltme vurgusu yapmıştı.
Benzer bir açıklama Wang Yi'nin mevkidaşı Hakan Fidan ile görüşmesinin ardından Erdoğan ile yaptığı görüşmede de yapıldı. Yakın gelecekte Türk-Çin ilişkilerinin stratejik ortaklık seviyesinden kapsamlı stratejik ortaklık seviyesine ya da başka bir seviyeye yükselmesi sürpriz olmayacaktır.
Ankara'nın büyük etkisi
Türkiye, Şubat 2022'den itibaren dünya sahnesinde varlığını ve etkisini artırmıştır.
Yaşanan gelişmeler ve Türkiye'nin hamleleri, bölgesel ve küresel aktörlerin gözünde Türkiye'nin jeopolitik ve jeostratejik önemini önemli ölçüde artırmıştır.
Wang Yi'nin Ankara ziyaretini Pekin yönetiminin Türkiye'nin artan bölgesel öneminin farkında olduğunun bir göstergesi olarak okumak gerekiyor. İkili ilişkilerin gündemindeki konular çeşitlilik gösterse de Çin, Türkiye ile ilişkilerini geliştirerek ABD ve müttefiklerini dengelemeye çalışıyor.
Çin için stratejik planı, özellikle Ukrayna konusunda ve genel olarak Kuşak ve Yol Projesi kapsamında Türkiye ile ilişkileri geliştirmek yönündedir. Bu nedenle Ukrayna konusu, Türkiye-Çin ilişkilerinin seyrinde önemli bir yer tutabilir.
Wang Yi'nin Ankara ziyareti son üç yılda bir Çinli yetkilinin gerçekleştirdiği en üst düzey ziyaret oldu. Wang Yi'nin ziyareti, Ukrayna konusunun gündeme gelmesi, Wang Yi'nin uluslararası arenada Türkiye'yi desteklediğini açıklaması ve her iki ülkenin de ilişkileri daha da geliştirme arzusu, iki ülke arasında Ukrayna konusunda yeni bir işbirliği zemininin doğmasına yol açabilir mi?
Bu sorunun cevabı net. Bu mümkün çünkü her iki ülke de Ukrayna'da devam eden savaşı yakından takip ediyor ve her iki ülke de Şubat 2022'de savaşın başlamasından bu yana hem Rusya hem de Ukrayna ile ilişkilerini ve diyalog kanallarını sürdürebilen az sayıdaki bölgesel aktör arasında yer alıyor.
Çin açısından barış sürecinin zorunlulukları
Bazı Batılı ülkelerin Çin'den Rusya üzerindeki nüfuzunu kullanarak Ukrayna'da devam eden savaşı sona erdirmek için arabuluculuk rolü oynamasını talep etmesinin ardından Çin, Şubat 2023'te savaşın birinci yıl dönümünde 12 maddelik bir barış planı sundu.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin plan hakkında yaptığı değerlendirmede; Rusya ile sınırlarının yeniden tesis edilmesini ön koşul olarak öne sürdü. Bazı Batılı ülkeler de Çin ve Rusya arasında artan yakınlık nedeniyle Çin'in tarafsızlığını sorguladı ve bu terettüd nedeni ile plan hayata geçirilemedi.
NATO üyesi olan Türkiye ise; Ukrayna'ya çok sayıda askeri ekipman ve insansız hava araçları tedarik ederken, diğer yandan da Rusya ile geliştirdiği stratejik ortaklık ve ekonomik ilişkileri göz önünde bulundurularak batı dünyası tarafından Rusya'ya uygulanan yaptırım ve ambargolara dahil olmadı.
Türkiye, Birleşmiş Milletler ile birlikte Rusya ve Ukrayna'nın tahıl ve diğer gıda ürünlerinin Karadeniz üzerinden dünya pazarlarına ulaşmasını sağlayan Tahıl Koridoru Anlaşması'nı Temmuz 2022'de başarıyla hayata geçirdi. Ancak Rusya kısa süre önce bu anlaşmadan çekildi ve anlaşmanın yenilenmesi için acilen müzakerelere ihtiyaç var.
Dolayısıyla, Batı ittifakı dışında küresel bir aktör olarak Çin ile Batı ittifakı içinde yer alan bölgesel bir güç olarak Türkiye'nin Ukrayna konusunda işbirliği yapması krizin çözümüne yeni bir ivme kazandırabilir.
Çin, Türkiye ile geliştirebileceği işbirliği ve oynayabileceği arabuluculuk rolü ile Batı'nın Ukrayna konusunda kendisine yönelttiği tarafsızlık eleştirilerini yumuşatabilir.
Çin ayrıca; Türkiye ve Fransa gibi batı ittifakının iki önemli aktörünü arabuluculuk sürecine dahil edebilirse, olası bir barış planının kabul edilmesi için büyük bir baskı oluşturabilir.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye ile Çin arasında özellikle Ukrayna konusunda geliştirilebilecek işbirliği, aynı zamanda Türkiye-Çin ilişkilerini hem bölgesel hem de küresel anlamda başka bir seviyeye taşıyabilir.