- Velid Canbolat, İsrail'le yürütülen müzakerelerin "müzakere için müzakere" döngüsüne girdiğini söyledi.
- Canbolat, Lübnan heyetinin her görüşmede yeni İsrail talepleriyle karşılaşacağını belirtti.
- Lübnanlı lider, Oslo sürecinden yararlanılması ve Ramallah'taki Filistin yönetimiyle koordinasyonun artırılması çağrısı yaptı.
- Oslo Anlaşmaları, Filistin yönetiminin kurulmasını ve nihai statü müzakereleri yoluyla kalıcı barışa ulaşılmasını hedeflemişti.
Canbolat, sürecin Oslo Anlaşmaları'ndan çıkarılacak dersler doğrultusunda yürütülmesini ve Ramallah'taki Filistin yönetimiyle koordinasyonun güçlendirilmesini önerdi.
Canbolat, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı paylaşımda, İsrail'le yürütülen görüşmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Müzakerelerin sonuç almaya yönelik bir süreçten ziyade kendi içinde tekrarlanan bir döngüye dönüştüğünü belirten Canbolat, "Görünen o ki, müzakere etmek için müzakere edilen bir döngüye girdik. Her oturumda Lübnan heyetine yeni talepler iletilecek." ifadelerini kullandı.
Canbolat, bu nedenle Oslo sürecinden yararlanılması ve Ramallah'taki Filistin yönetimiyle koordinasyonun derinleştirilmesi gerektiğini savundu.
Oslo süreci ne öngörüyordu?
Oslo veya 1. Oslo olarak bilinen "Geçici öz yönetim düzenleme ilkeleri bildirgesi", Norveç'in başkenti Oslo'da yürütülen görüşmelerin ardından 13 Eylül 1993'te dönemin İsrail Başbakanı İzak Rabin ile dönemin Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yasir Arafat arasında Washington'da imzalandı.
Anlaşmayla, taraflar arasındaki çatışmanın sona erdirilmesi, geçici Filistin Yönetimi'nin kurulması ve 1999'da bağımsız Filistin Devleti'nin kurulması yoluyla adil, kalıcı ve kapsamlı bir barışa ulaşılması hedeflendi.
28 Eylül 1995'te imzalanan İkinci Oslo Anlaşması kapsamında ise Batı Şeria, A, B ve C bölgelerine ayrıldı.
Batı Şeria'nın yüzde 18'ini kapsayan A bölgesinin idari ve güvenlik yönetimi Filistin'e bırakılırken, yüzde 21'lik B bölgesinde idari yönetim Filistin'e, güvenlik sorumluluğu İsrail'e verildi. Batı Şeria'nın yüzde 61'ini oluşturan C bölgesinin idare ve güvenliği ise İsrail'in kontrolünde kaldı.