İsrail ve Filistinliler arasında yeniden alevlenen çatışma, dünyadaki gelişmelere yeni bir tehlikeli katman daha ekledi.
Çok sayıda uzman tarafından bu, İsrail'in 11 Eylül anı olarak adlandırılıyor.
Bu, güçlü bir güvenlik aygıtına sahip olmanın ihtişamıyla övünen bir ulus için büyük bir istihbarat başarısızlığıdır. Hatta bunun da ötesinde, bir şekilde düşmanlarına karşı güvende olduklarına inandırılmış insanlar için büyük bir şoktur.
Beklenmedik olması, bu saldırının ölçeğini ve kapsamını ve İsrail ruhu üzerindeki etkisini daha önce görülmemiş kılıyor. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ülkenin "uzun ve zorlu bir savaşa" girdiğini söyledi ve
"Hamas'ın canice saldırısı bizi buna zorladı"
ifadelerini kullandı.
İsrail ve uluslararası kaynaklardan verilen bilgilere göre saldırı, İsrail'in 2005'teki çekilmesinden bu yana Hamas'ın kontrolü altında olan Gazze'den başlatıldı. Hamas savaşçıları İsrail sınır karakollarına ve askeri üslerine girerek kısa bir süre içerisinde askeri araçları ve rehineleri ele geçirdi.
Bu saldırı İsrail'i askeri stratejisini temelden gözden geçirmeye itecektir.
Saldırının arkasındaki titiz planlama göz önüne alındığında, Hamas İsrail tarafında neler olabileceğinin tamamen farkındadır. Nitekim saldırının başlamasından sonra ve henüz misilleme saldırıları başlamadan önce Hamas, Filistinlileri ve diğer Arapları "İsrail işgalini süpürmek" için eyleme katılmaya çağırdı.
İsrail ordusu, birden fazla cephenin açılması korkusu gerçek bir olasılık olarak dururken, birliklere büyük bir takviye emri verdi. Görünen o ki; İsrail sadece hava saldırıları ile kalmayacak. Zira, Hamas'ın elindeki rehineleri kurtarmak ve ardından Hamas'ı tamamen yok etmek için Gazze'de kara operasyonlarına ihtiyaç duyacak.
Ancak işin püf noktası burada yatıyor.
Böyle bir hamle, İsrail birliklerinin Hamas savaşçılarının sivil nüfus arasında kolayca saklanabileceği son derece zor bir şehir savaşı alanına girmesini de beraberinde gerektirecektir. Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri'nin uzun zamandır kaçınmaya çalıştığı türden bir bataklık ve Hamas'ın hedeflediği de tam olarak bu.
Diğer yandan İsrail-Filistin meselesi daha geniş bölgesel fay hatlarıyla iç içe geçmiş durumda.
Hamas İran'ın desteğine sahip ve Lübnanlı militan grup Hizbullah'da bu konuda devreye girebilir. Zira; İsrail, Lübnan ve Suriye'nin hak iddia ettiği bir toprak parçası olan Dov Dağı'na yapılan saldırıların arkasında olduğunu söyleyerek İsrail ile olan bir çatışmaya çoktan dahil oldu.
Hizbullah ayrıca, "Filistin direnişiyle dayanışma içinde" olduğunu da açıkça belirtti.
Bu gelişmelerin küresel düzeyde yaşanan mevcut çıkmaza ilişkin sonuçları da olacaktır. Hamas, cüretkar saldırılarıyla sadece kendisini İsrail-Filistin meselesinde kilit muhatap haline getirmeye çalışmıyor, aynı zamanda ABD'nin bölgeye yönelik gelişmekte olan stratejisini de raydan çıkarmaya çalışıyor.
Biden yönetimi, Riyad'a güvenlik garantileri ve sivil nükleer teknoloji verilmesi karşılığında Suudi Arabistan ile İsrail arasında bir yakınlaşma için bastırırken, Ortadoğu'da yeni stratejik hatlar ortaya çıkmaya başlamıştı.
Bu anlaşma tamamlandığı takdirde İran ve Hamas'ı bölgede marjinalize edecekti ve bu nedenle İsrail'e yönelik saldırı, ABD'nin bu planını akamete uğrattı. Şimdi İsrail, Hamas ve diğer gruplara karşı savaşırken, Suudiler yakın vadede normalleşmeye gitmeyi çok zor bulacaktır.
Bu çatışmanın diğer ulus ve ülkeler için de ders niteliğinde sonuçları var.
Dünya büyük güçlerin çekişmesine odaklanmışken, devlet dışı aktörlerden gelen tehdidin gücü bir kez daha ortaya çıktı.
Savaşın bundan sonraki aşamasının nereye doğru gideceğini yakın gelecekte göreceğiz. Ancak bu savaşın uzun süreceği ve kaos ile dolu olacağını tahmin etmek güç değil.