Rusya-Ukrayna Savaşı, her ne kadar özelde Moskova ile Kiev arasında cereyan etse de arka planda Rusya-Batı rekabeti söz konusu. Batı, uyguladığı yaptırımlar ve Ukrayna’ya verdiği yardımlarla Rusya’ya diz çöktürmek istemekte. Kremlin ise her geçen gün uluslararası toplumdan izole olan bir aktör. Üstelik sahada da işlerin planladığı gibi gitmediği gerçeğiyle yüzleşiyor.
Böylesi bir ortamda Rusya’nın Batı’nın ilgisini ve odağını Ukrayna’dan uzaklaştırmak ve dolayısıyla yeni çatışma bölgelerini aktive etmek isteyeceği iddiası gündeme gelmekte. Fakat Rusya’nın Ukrayna’daki savaş için bile eleman temini noktasında yaşadığı sıkıntılar göz önünde bulundurulduğunda, doğrudan müdahil olabileceği yeni bir savaş istemeyeceği ve elbette bunu sürdüremeyeceği öngörülebilir.
Lakin Kremlin, vekil aktörler aracılığıyla Avrupa’nın yakın çevresindeki istikrarsızlıkları derinleştirme tercihinde bulunabilir. Bunun için de adeta bir etnik kazan olan Balkanlar, Moskova tarafından ideal bir adres olarak değerlendirilebilir.
Bu anlamda Kosova ile Sırbistan arasında plaka ve kimlik kriziyle başlayan ve Sırp Belediyeler Birliği’yle devam eden gerilimin Rusya’nın beklediği fırsatı barındırdığı söylenebilir. Nitekim son olarak 8 Aralık 2022’de Kosova polisinin Sırpların çoğunlukta olduğu Kuzey Mitroviça bölgesine girmesi, Balkanlarda savaş riskinin bir kez daha hissedilmesine sebebiyet vermiştir.
Taraflar arasında gerilim yükselirken; sürecin henüz sıcak çatışmaya dönüşmemesi, krizin aşılabilemesi noktasında mühim bir avantaj. Fakat gerilimi tırmandırmak isteyen aktörler mevcut. Bunların başında da Rusya geliyor. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zahorova, AB’nin Sırbistan’a yönelik politikasını 18 Aralık 2022’de yaptığı açıklamada “ihanetle başlayan bir düğün” şeklinde nitelendirdi.
Bu kapsamda Rusya’nın 2008’de ABD’nin desteğiyle Sırbistan’dan ayrılan Kosova’yı tanımadığını hatırlatmak gerekmekte. Dolayısıyla Moskova ile Belgrad aynı cephede yer alıyor. Bu anlamda Rusya gerek Sırbistan’ı gerekse de Arnavutluk Sırplarını pan-Slavist politikanın bir parçası olarak görüyor. Zaharova’nın sözleri de bunun bir yansıması.
Burada Rusya’nın iki amacının bulunduğu öne sürülebilir. Bunlardan ilki, Rusya’ya olan yakınlığına rağmen çok yönlü diplomasi çerçevesinde hareket eden ve kendisini Batı’nın bir parçası olarak gören Sırbistan’ın AB yönelimini sekteye uğratarak Belgrad’ın Batı yönelimini sorgulamasını sağlamak ve dolayısıyla AB’nin Balkanlarda artan nüfuzunu dengelemek.
İkincisi ise Sırpları provoke etmek suretiyle Balkanlardaki etnik çatışmaların başlaması noktasında Belgrad’ı cesaretlendirmek. Böylelikle Avrupa’nın yakın çevresinde yeni bir çatışma ve istikrarsızlık alanı yaratmak.
Bahse konu olan durumun Avrupa güvenliğini olumsuz etkileyeceği ve Batı’nın Ukrayna meselesinden ziyade Balkanlara odaklanmasını sağlayacağı öne sürülebilir. Bu da Moskova’nın elini rahatlatacaktır. Yani Rusya, Balkanlarda “barış bozucu aktör” olarak konumlanmakta.
Esasen Balkanlarda çatışma isteyen tek aktörün Rusya olduğu söylenemez. Zira gerilimin arttığı dönemlerde ABD’nin NATO Kosova Görev Gücü’ne (KFOR) atıfta bulunarak KFOR’un müdahale edeceğine vurgu yapması, ABD’nin de tansiyonun artmasından yana olduğunu göstermekte.
Muhtemelen ABD, Rusya’yla doğrudan ve dolaylı çatışmaların yoğunlaşmasının Kıta Avrupası’nın Trans-Atlantik ittifaka olan bağlılığını arttıracağını düşünüyor. Bu yüzden de Washington, Kosova’yı kurban etmeye hazır gözüküyor.
AB ise tahmin edileceği gibi, yakın çevresinde bir istikrarsızlık ve çatışma istememekte. Bunun yaratacağı göç riskini de güvenliksizleşmeyi de tehdit olarak görmekte. Bu yüzden de AB, bir yandan Batı Balkanlar açılımını hızlandırmaya çalışırken; diğer taraftan da üyelik süreci devam eden Sırbistan ile üyelik başvurusuna hazırlanan Kosova arasında bir arabulucu olarak konumlanmaya çalışıyor.
Dolayısıyla Balkanlar politikasında Batı’nın yekpare bir duruş sergilediğinden bahsedilemez. Gerilimi tırmandırmak isteyen bir ABD ve çatışma istemeyen bir AB realitesi söz konusu. Bu da ABD ile AB arasındaki ayrışmanın somut bir göstergesi.
Yani Kosova-Sırbistan gerilimi, daha ziyade Rusya-ABD vekalet mücadelesinin bir adresi olarak ön plana çıkıyor. Lakin Washington, silahların patlaması halinde bunun Rusya-Batı rekabetinin alanına dönüşeceğini düşünüyor. Bu konuda Ukrayna örneğine güveniyor.
Öte yandan Kosova-Sırbistan geriliminin iki ülke arasındaki çatışmayla sınırlı kalmaması da olasılık dahilinde. Zira Bosna Hersek’te de Sırpların ayrılıkçı talepleri mevcut. Üstelik Rusya’nın Bosna Hersek Sırplarına desteği de aynı pan-Slavist güdülerden kaynaklanıyor. Buna karşılık Belgrad da kendisini tüm Sırpların savunucusu olarak konumlandırmaya hazır gözüküyor.
Esasen Sırbistan’ı dizginleyen tek şey, AB üyelik süreci ve bu konuda birliğin beklentileri. Bu faktörün ortadan kalkması halinde Sırbistan, Arnavutluk ve Bosna Hersek’i içine alacak bir ateş çemberinin ortaya çıkması muhtemel. Buna bölgesel kaos da denilebilir.
Sonuç olarak Rusya-Ukrayna Savaşı’nda istediği neticeyi elde edemeyen Moskova yönetimi, Balkanlar üzerinden Avrupa üzerindeki baskıyı arttırabileceğinin mesajlarını veriyor. Balkanların iç dinamikleri de Kosova-Sırbistan gerilimi vesilesiyle bölgenin kırılganlığını gözler önüne seriyor. ABD ise bu gerilimin tırmanmasından şikayetçi değil. Zira Avrupa güvenliğini tehdit edecek gelişmelerin Ukrayna’da olduğu gibi Trans-Atlantik ilişkileri güçlendireceğini düşünüyor. Çatışmaların ve bölgesel bir savaşın önündeki en somut engelin ise AB’nin arabuluculuğu olduğu anlaşılıyor. Fakat çatışmaların başlaması halinde AB’nin ABD’yle eşgüdüm halinde hareket edeceği öngörülebilir.