Rostec tarafından 3 Temmuz’da yapılan açıklamaya göre, High Precision Systems bünyesinde geliştirilen mühimmatların seri üretimine geçildi. İlk deneysel partinin sahadaki birliklere ulaştırıldığı bildirildi.
Standart piyade silahlarında kullanılabiliyor
Mnogotochie ailesi, 5,45x39 mm SC 226 ve 7,62x54 mm SC 228 olmak üzere iki farklı kalibrede geliştirildi.
Mühimmatın en dikkat çekici özelliğini, namludan çıktıktan sonra birbirinden ayrılan üç parçalı mermi yapısı oluşturuyor. Bronz benzeri bir alaşımdan üretilen parçacıklar uçuş sırasında kontrollü biçimde dağılarak küçük ve hareketli hava hedeflerine karşı isabet olasılığını artırıyor.
Rostec’e göre mühimmatlar standart kovan ve barut kullanıyor. Bu sayede mevcut üretim hatlarında kapsamlı değişiklik yapılmadan üretilebiliyor ve uygun kalibredeki standart AK tipi silahlarda kullanılabiliyor.
İHA vurma olasılığını 2,5 kat artırdığı belirtiliyor
Rostec, çok parçacıklı yapının 300 metreye kadar mesafelerde küçük ve hızlı İHA’lara karşı isabet olasılığını standart mühimmatlara kıyasla yaklaşık 2,5 kat artırdığını belirtiyor.
5,45 mm versiyonun koşullara bağlı olarak yaklaşık 100 ila 150 metre arasında etkili olduğu, daha büyük 7,62 mm mühimmatın ise daha uzun angajman mesafesi sunduğu ifade ediliyor.
Şirketin testlerinde 5,45 mm mühimmatın 50 metreden, 7,62 mm versiyonun ise 100 metreden 25 mm kalınlığındaki çam levhayı tamamen deldiği bildirildi. Denemelerde İHA gövdelerini temsil etmek amacıyla ahşap yüzeye yaklaşık 0,8 mm kalınlığında çelik levha da eklendi.
500 metreden sonra öldürücülüğünü hızla kaybediyor
Mnogotochie mühimmatları, özellikle yerleşim bölgelerinde havaya doğru yapılan atışların oluşturduğu riski azaltacak şekilde tasarlandı.
Rostec, mühimmatın davranışına ilişkin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
500 metrenin üzerindeki mesafelerde mermi parçaları, düşük kütleleri ve kontrollü dağılımları nedeniyle enerjilerini ve zarar verme özelliklerini hızla kaybediyor.
Şirkete göre bu özellik, standart piyade mühimmatlarının kilometrelerce mesafede tehlikeli enerjisini koruyabilmesine kıyasla yerleşim alanlarındaki ikincil hasar riskini azaltıyor.