- YKS'de derece yapsa da mutlu olamayanların temel sorunu mükemmeliyetçilik ve zihinsel esneklik eksikliği.
- "97 aldıysan neden 100 değil?" yaklaşımı, çocukları sonuç odaklı yetiştiriyor.
- Sürekli kıyaslanan ve onay arayan kişiler, en büyük savaşı kendileriyle veriyor.
Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte Türkiye genelinde derece heyecanı yaşandı.
Ancak Türkiye 44'üncüsü olan bir öğrencinin elde ettiği büyük başarıya rağmen sevinememesi ve yaşadığı hayal kırıklığı, sosyal medyanın gündemine düştü.
Elde edilen bu derecelere rağmen gelen mutsuzluğun arka planını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan gdh'a anlattı.
“Bu insanların beklentileri gerçekçi değil”
Prof. Dr. Nevzat Tarhan, standartların ve ortalamanın çok üzerinde başarı elde ettiği halde kendisini başarısız gören kişilerin temelinde zihinsel esneklik eksikliği yattığını ifade etti.
Bu kişilerin başarıya yükledikleri anlamın doğrudan özsaygılarını etkilediğini belirten Tarhan, sürecin psikolojik arka planını anlattı:
"Bazı kişiler başarılı olduğu halde, yani standartın ve ortalamanın üzerinde olduğu halde kendilerini başarısız görürler. Mükemmeliyetçi kişilerdir ve beklentileri gerçekçi değildir. Bu kişiler zihinsel esnekliğe sahip olmadıkları için sadece A seçeneğini düşünürler; B, C, D gibi seçenekleri hesaba katmazlar. İstedikleri seçenek gerçekleşmediğinde ise kendilerini tamamen başarısız algılarlar."
‘Başarılıysam değerliyim’ anlayışı nereden geliyor?
Sorumluluk duygusu yüksek olan kişilerin kendi koydukları hedeflere ulaşamadıklarında değerlilik ölçülerinin sarsıldığını vurgulayan Tarhan, bu profilin temel özelliklerini şöyle sıraladı:
- Sonuç odaklı yaşam: "Başarılıysam değerliyim, başarısızsam değersizim" düşüncesiyle hareket ederler.
- Sürekli kıyaslama: Kendilerini devamlı başkalarıyla kıyasladıkları için her zaman yoğun stres altındadırlar.
- Anksiyete riski: Sürekli baskı hissettikleri için yaygın anksiyete bozukluğu ve erken yaşta fizyolojik rahatsızlıklarla karşılaşabilirler.
- Kabullenme sorunu: Olayları ele alma biçimleri ve başarıya yükledikleri anlam nedeniyle kabullenici olmayı başaramazlarsa mutlu olamazlar.
Aile tutumları bu durumu nasıl tetikliyor?
Çocuğun kendi düşüncesi ile başkalarının beklentilerini ayırt edememesindeki en büyük etken anne ve babaların tutumları oluyor.
Anne-baba tutumlarının süreç odaklı değil, sonuç odaklı olmasının tehlikesine dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, onay ihtiyacı yüksek çocuklara dair kritik bir örnek verdi:
"Çocuk 97 aldığı halde annesi 'Niye 100 alamadın' diyorsa, çocuğun böyle bir şey hissetmesi beklenen bir durumdur. Ailede 'Kaçıncı olacaksın, şurayı kazanacaksın' diye zihinsel şartlanma oluşturulmuşsa, çocuk hep onay bekler hale gelir."
“Bu tarz kişiler birinci kişi olamazlar”
Esnek düşünemeyen ve sadece belli bir alana sıkışan kişilerin iş hayatında da zorlandığını belirten Tarhan, bu bireylerin rekabetçi bir yapıya sahip olduklarını söyledi.
Tarhan, "Bu tarz kişiler genellikle birinci kişi olamazlar, çok iyi ikinci kişi olurlar. Başarılı oldukları halde esnek düşünemedikleri için liderlik yapamazlar. Görevlerini çok iyi yaparlar ama takım çalışmasına yatkın olamazlar. Çünkü en büyük savaşlarını kendileriyle verirler" ifadelerini kullandı.
Başarı ile mutluluğu birleştirmek mümkün mü?
Esnek düşünmeyi başaramayan bireylerin ömür boyu mutlu olamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, tedavi süreçlerinde uyguladıkları teknikleri açıkladı:
"Biz bu kişilere düşünce esnekliği çalışıyoruz. Teknik tedavi olarak öz şefkat çalışması, kendini tanıma, mindfulness, anda kalma ve farkındalık çalışmaları yapıyoruz. Böyle olursa başarı ile mutluluğu birleştirebilirler."