- Uzman, üniversite seçiminde başarı sırasının yanı sıra akreditasyon ve kalite süreçlerinin de incelenmesi gerektiğini söyledi.
- ESG standartlarıyla üniversitelerde belge odaklı anlayıştan sonuç odaklı kalite sistemine geçiliyor.
- Kurumsal akreditasyon ile program akreditasyonunun farklı olduğu vurgulanarak adaylara tercih uyarısı yapıldı.
Türkiye'de yükseköğretimde kalite güvencesi ve kurumsal akreditasyon süreçleri son yıllarda daha görünür hale gelirken, üniversitelerde yeni bir dönüşüm de başladı. YÖKAK'ın benimsediği yeni yaklaşım, kurumların yalnızca belirli kriterleri karşılamasını değil, yürüttükleri faaliyetlerin öğrenciye ne kazandırdığını ve eğitimde nasıl bir sonuç ürettiğini de sorguluyor. Uluslararası Yükseköğretim Kalite ve Akreditasyon Değerlendiricisi ve Danışmanı Saygı Ünlü, kalite süreçlerinde yaşanan değişimi, ESG standartlarının üniversitelere getirdiği yükümlülükleri ve bu dönüşümün öğrenciler ile Türk üniversitelerine etkisini gdh’a özel değerlendirdi.
“Artık önemli olan üniversitenin öğrenciye ne kazandırdığı”
YÖKAK'ın kalite güvencesi ve kurumsal akreditasyona ağırlık vermesinin temel nedenini değerlendiren Saygı Ünlü, üniversitelerin yalnızca fiziki imkânlarıyla değil, eğitim çıktılarıyla değerlendirildiğini söyledi.
Bu noktaya dikkat çeken Ünlü, şöyle konuştu:
"Burada temel mesele, üniversitelerin yalnızca belirli şartları yerine getiren kurumlar olmaktan çıkıp, sundukları eğitimin sonuçlarını da takip eden yapılara dönüşmesidir.
Türkiye'de yükseköğretim sistemi çok büyüdü. Bugün bir üniversitenin kampüsünün, dersliklerinin, laboratuvarlarının veya yeterli sayıda öğretim elemanının bulunması elbette önemli. Ancak bunların varlığı, öğrencinin nitelikli bir eğitim aldığını tek başına göstermiyor. Artık üniversitenin öğrencisine ne kazandırdığına, derslerini ne kadar güncel tuttuğuna, öğrencilerden aldığı geri bildirimleri nasıl kullandığına ve tespit ettiği sorunları gerçekten çözüp çözmediğine de bakılması gerekiyor.”
“Raporlarla gerçek uygulamalar arasında bir karşılık bulunması şart”
Ünlü, öğrenci memnuniyet anketlerini örnek göstererek kalite süreçlerinin artık sadece veri toplamaktan ibaret olmadığını vurguladı.
Bu kapsamda değerlendirmelerini sürdüren Ünlü, şu ifadeleri kullandı:
“YÖKAK'ın kalite güvencesine ve kurumsal akreditasyona ağırlık vermesinin temel nedeni de bu. Üniversitelerden faaliyetlerini planlama, uygulama, kontrol etme ve önlem alma döngüsüyle değerlendirmeleri bekleniyor. Dolayısıyla kurumsal akreditasyonu yalnızca bir belge alma süreci olarak görmemek gerekir. Raporlarla gerçek uygulamalar arasında bir karşılık bulunması şart.
Örneğin; üniversitenin öğrencilere memnuniyet anketi uygulaması tek başına yeterli değildir. Öğrenciler bir sorun dile getirmişse üniversitenin bunu incelemesi, gerekli değişikliği yapması ve sonucu öğrencilerle paylaşması gerekir. Bence YÖKAK'ın yaklaşımındaki en önemli değişiklik de burada. Yalnızca 'Hangi faaliyetleri gerçekleştirdiniz?' diye bakılmıyor, 'Bu faaliyetler nasıl bir sonuç ortaya çıkardı ve neyi değiştirdiniz?' diye soruluyor."
ESG standartları üniversitelerden ne istiyor?
Avrupa Yükseköğretim Alanı Kalite Güvencesi Standartları ve Yönergeleri'nin (ESG) üniversitelerin iç kalite sistemini şekillendirdiğini belirten Ünlü, standartların yalnızca teorik ilkelerden ibaret olmadığını söyledi.
Konunun bir diğer boyutuna dikkat çeken Ünlü, şunları kaydetti:
"Öncelikle ESG'nin (Avrupa Yükseköğretim Alanında Kalite Güvencesi Standartları ve Yönergeleri) ne olduğunu doğru anlatmak gerekiyor. Bu standartlar, öğrenci hareketliliğini ve akademik tanınmayı geliştirmeyi amaçlayan ortak bir Avrupa çerçevesi oluşturuyor. ESG'nin 1.1'den 1.10'a kadar olan bölümü, üniversitenin iç kalite sistemini ve öğrencinin eğitim yaşamı boyunca karşılaştığı temel süreçleri kapsıyor."
ESG standartları nedir?
Ünlü, ESG standartlarını şöyle özetledi:
- ESG 1.1 – Kalite Politikası
"İnternet sitesinde 'Kaliteli eğitim sunmayı amaçlıyoruz' yazması yetmez, bu politikanın günlük uygulamalara yansıması ve tüm paydaşların sürece katılması istenir."
- ESG 1.2 – Program Tasarımı
"Dersler birbirinden kopuk olmamalı, öğrencinin mezuniyette kazanacağı yetkinlikleri destekleyecek biçimde tasarlanmalıdır."
- ESG 1.3 – Öğrenci Merkezli Eğitim
"Öğrenci sadece ders dinleyen pasif bir alıcı olmamalı ve eğitim yöntemleri ve adil sınavlarla sürece aktif katılmalıdır."
- ESG 1.4 – Öğrenci Kabulü ve Gelişimi
"Üniversiteye kabul, yatay geçiş, ders saydırma ve mezuniyet kuralları açık ve tutarlı olmalıdır."
- ESG 1.5 – Öğretim Kadrosu
"Akademisyenlerin sadece alan bilgisi değil, öğretme ve değerlendirme becerileri de geliştirilmelidir."
- ESG 1.6 – Öğrenme Kaynakları
"Kütüphane, laboratuvar veya psikolojik danışmanlık gibi hizmetlerin yalnızca var olması değil, öğrencilerin ihtiyaçlarına gerçekten cevap vermesi beklenir."
- ESG 1.7 – Bilgi Yönetimi
"Öğrenci başarısı, okulu bırakma oranları veya mezunların durumu gibi veriler rapora yazılmakla kalmamalı, yönetim kararlarında kullanılmalıdır."
- ESG 1.8 – Kamuoyunun Bilgilendirilmesi
"Tanıtım diliyle gerçek uygulamalar arasında fark bulunmamalıdır. Adaylar ve aileler şeffaf bilgiye ulaşabilmelidir."
- ESG 1.9 – Programların Güncellenmesi
"Ders programları yıllarca aynı kalamaz. Mesleki ve teknolojik gelişmelere göre güncellenmelidir."
- ESG 1.10 – Dış Değerlendirme
"Üniversiteler belirli aralıklarla bağımsız bir gözle değerlendirilmeli ve tespit edilen eksiklikleri gidermelidir."
Ünlü, kalite sisteminin önümüzdeki dönemde daha da kapsamlı hale geleceğini belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bugün esas alınan metin ESG 2015 olsa da sistem 2027 için güncelleniyor. Yeni yaklaşımda dijitalleşme, yapay zekâ, değişen meslekler ve mezunların istihdam edilebilirliği gibi bugünün ihtiyaçları kalite süreçlerine çok daha güçlü şekilde yansıtılacak."
“Belge üretme kültüründen kanıta dayalı karar alma kültürüne geçilecek”
Üniversitelerde yaşanacak en büyük değişimin zihniyet dönüşümü olacağını ifade eden Ünlü, kalite süreçlerinin yalnızca koordinatörlüklerin hazırladığı raporlarla sınırlı kalmayacağını söyledi.
Değerlendirmelerini sürdüren Ünlü, şöyle konuştu:
"En büyük değişiklik, 'belge üretme' kültüründen 'kanıta dayalı karar alma' kültürüne geçiş olacaktır. Kalite çalışmaları sadece koordinatörlüklerin hazırladığı raporlardan ibaret olmaktan çıkıp fakültelere, bölümlere ve dersliklere inecek."
Bu dönüşümün üç temel alanda etkisini göstereceğini belirten Ünlü, şu değerlendirmelerde bulundu:
- Eğitim modeli değişecek
"Öğrenciden teorik bilgiyi ezberlemesinin ötesine geçerek bu bilgiyi kullanması, problem çözmesi ve mesleki uygulamalara aktarması beklenecek. Bu sebeple eğitim süreçlerinde proje, staj, sunum ve portfolyo gibi aktif öğrenme yöntemleri çok daha belirleyici olacak."
- Paydaş katılımı artacak
"ESG standartlarının ruhuna uygun olarak, program güncellemelerinde akademisyenlerin vizyonu, öğrencilerin, mezunların ve işverenlerin sahadaki tecrübeleriyle harmanlanacak. Farklı kesimlerden gelen bu geri bildirimler sayesinde, kampüs ile çalışma hayatı arasındaki makas hızla daralacak."
- Akademik ve idari gelişim güçlenecek
"Kariyer merkezi veya rehberlik gibi destek birimlerinin performansı, ulaşılan kişi sayısıyla ölçülmekten ziyade öğrencinin hayatında yaratılan somut fayda üzerinden değerlendirilecek. Aynı yaklaşım akademik kadroya da yansıyacak, alanında uzman akademisyenlerin öğretme ve iletişim becerilerini daha da keskinleştirebilmeleri adına sistemli destek mekanizmaları kurulacak."
Öğrencileri ve aileleri neler bekliyor?
Kalite güvencesi sisteminin en büyük etkisinin öğrenciler üzerinde görüleceğini ifade eden Ünlü, eğitim süreçlerinin daha şeffaf hale geleceğini söyledi.
Öğrenciler açısından süreci değerlendiren Ünlü, şunları söyledi:
"Öğrenci açısından en önemli sonuç, aldığı eğitimin çok daha açık, güncel ve anlaşılır hale gelmesidir. Öğrenci, sınavların ve projelerin hangi amaçla yapıldığını, mezuniyet sonunda kendisinden ne beklendiğini baştan bilecek. Gerçekten 'öğrenme' odaklı bir sistemde takım çalışması, iletişim ve teknoloji kullanımı gibi beceriler eğitim sürecinde daha görünür olacak. Akademik danışmanlık ve kariyer merkezi gibi hizmetlerin işlevsel hale gelmesi de üniversite deneyimini kökten değiştirecek."
Mezuniyet sonrasında da önemli avantajlar sağlanacağını belirten Ünlü şöyle devam etti:
"Mezuniyet sonrasında ise şeffafça tanımlanmış bir eğitim süreci başka kurumlar ve işverenler tarafından öğrencinin 'ne bildiğinin ve ne yapabildiğinin' net olarak görülmesini sağlar. Bu da değişim programlarında, yüksek lisans veya uluslararası iş başvurularında öğrenciye güçlü bir dosya sunma imkânı tanır."
“Kurumsal akreditasyon ile program akreditasyonu karıştırılmamalı”
Tercih dönemindeki öğrenci ve ailelere önemli bir uyarıda bulunan Ünlü, iki farklı akreditasyon türünün birbirine karıştırılmaması gerektiğini vurguladı.
Öğrenciler açısından tabloyu değerlendiren Ünlü, şöyle konuştu:
"Burada öğrenciler ve aileler için kritik bir ayrımın altını çizmek isterim.
Kurumsal akreditasyon, üniversitenin genel kalite sisteminin bağımsız bir değerlendirmeden geçtiğini gösterir. Ancak bu, üniversitedeki bütün bölümlerin ayrı ayrı akredite olduğu anlamına gelmez.
Belirli bir bölümün kendi alanındaki standartları karşılayıp karşılamadığı 'program akreditasyonu' ile ölçülür. Öğrenciler tercih yaparken bu iki akreditasyon türünü ayrı ayrı incelemelidir. Ayrıca unutulmamalıdır ki akreditasyon tek başına iş garantisi veya doğrudan yurt dışında meslek icra etme hakkı sağlamaz ama uluslararası standartlarda nitelikli bir zemin sunar."
“Türk üniversitelerinin küresel rekabet gücü kalıcı olarak artacak”
Kalite güvencesi sisteminin uluslararası tanınırlığa katkısına da değinen Ünlü, bunun yalnızca sıralamalardan ibaret olmadığını söyledi.
Uluslararası boyuta da değinen Ünlü, şöyle konuştu:
"Uluslararası tanınırlığı yalnızca dünya sıralamalarında yer almak olarak görmemek gerekir. Bir üniversitenin eğitim sisteminin başka ülkelerdeki kurumlar, öğrenciler ve işverenler tarafından ne kadar anlaşılır ve güvenilir bulunduğu da çok önemlidir."
“Kalite süreçlerimiz uluslararası alanda görünür hale geliyor”
Kalite güvencesinin uluslararası iş birliklerini de güçlendirdiğini belirten Ünlü, şunları söyledi:
"Kalite güvencesi; ders içeriklerini, öğrenci iş yükünü ve değerlendirme yöntemlerini ölçülebilir hale getirerek yabancı üniversitelerin Türkiye'de verilen eğitimi daha kolay anlamasını sağlıyor. Dış değerlendirmelerden geçen ve eksikliklerini gideren bir üniversite, uluslararası ortakları açısından öngörülebilir, güvenilir bir kuruma dönüşüyor. Bu güven ortamı da ortak diploma programları, uluslararası araştırma projeleri ve nitelikli yabancı öğrenci çekme konusunda büyük avantaj yaratıyor.
YÖKAK'ın ENQA üyeliği ve EQAR kaydı sayesinde de Türk üniversitelerinin değerlendirme raporları Avrupa'daki veri tabanlarında yer alıyor ve kalite süreçlerimiz uluslararası alanda görünür hale geliyor."
Akreditasyonun tek başına yeterli olmadığını vurgulayan Ünlü, sözlerini şöyle tamamladı:
"Ancak kalite güvencesini sadece bir 'tanıtım aracı' olarak konumlandırmamak lazım. Akreditasyon sihirli bir değnek değildir. Asıl katkısı, araştırma kapasitesi, yabancı dil olanakları, yayınlar ve öğrenci hareketliliği gibi unsurların dönemsel heveslere veya kişilere bağlı kalmadan, kurum genelinde sürdürülebilir ve planlı biçimde yönetilmesini sağlamasıdır. Bu yapı güçlendikçe Türk üniversitelerinin küresel rekabet gücü kalıcı olarak artacaktır."