Niyazi Mısri’ye vefa borcumuz

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 2 dk okuma

Niyazi Mısri’ye vefa borcumuz

Zat-ı Hakk’da mahrem-i irfan olan anlar bizi,

İlm-i sırda bahr-ı bi-payan olan anlar bizi.

Son zamanlarda dillerden düşmeyen bu mısraların sahibi Niyazi Mısri Hazretleri…

Sözlerini paylaşıyor, mısralarında kendimizi arıyor, hikmetinden nasiplenmeye çalışıyoruz. Fakat ortada insanın içini acıtan büyük bir vefasızlık var! Sözlerine sahip çıktığımız Niyazi Mısri’nin hatırasına sahip çıkamamışız. 17. asrın en büyük mutasavvıflarından ömrünü hakikat yolunda geçiren, Halveti irfanının büyük pirlerinden olan, Niyazi Mısri; ömrünü Hak yoluna adamış, sürgünlerle, çilelerle sınanmış ve nihayet son sürgün yeri Limni’de Hakk’a yürümüştü. Bugün Limni’deki türbesi yok. Türbesinin yıkıldığı, üzerine apartman inşa edildiği; haziresindeki mezar taşlarının parçalanarak duvarlarda ve çeşitli yapılarda kullanıldığı haberlerini içimiz acıyarak okuduk. Bir medeniyet ve bir müslüman Türk toplumu için bundan daha acı ne olabilir?

Çünkü bizim irfanımızda mezar taşı yalnızca taş değildir.

Hatıradır, emanettir, şahittir.

Dergah yalnızca dört duvar değildir. Orada zikir vardır, nefes vardır, dua vardır, irşad vardır. Bir gönül terbiyesinin, bir irfan silsilesinin izi vardır. Hazire ise yalnızca ölülerin yattığı yer değildir. Bir medeniyetin yaşayan hafızasıdır.

Niyazi Mısri ömrü boyunca sürgün edildi. Şimdi bir de hatırasını mı sürgün edeceğiz?

Kabrinin kaybolmasına, dergahının izlerinin silinmesine, mezar taşlarının duvarlarda yapı malzemesi olmasına sessiz mi kalacağız?

Hayır.

Bu mesele artık devletimizin, üniversitelerimizin, tarihçilerimizin, vakıflarımızın ve kültür dünyamızın meselesi olmalıdır. Niyazi Mısri’nin Limni’deki kabri ilmi çalışmalarla tespit edilmeli; türbesinin ve dergahının ihyası için Yunanistan nezdinde diplomatik ve kültürel girişimler başlatılmalıdır. Dağıtılmış mezar taşları bulunabildiği ölçüde tespit edilmeli, kayıt altına alınmalı ve ait oldukları hürmete yeniden kavuşturulmalıdır.

Eğer bütün girişimlere rağmen Limni’de ihya mümkün değilse, kabrinin doğduğu topraklara Malatya’ya yahut asitanesinin bulunduğu Bursa’ya nakledilmesi seçeneği de değerlendirilmelidir.

Çünkü burada mesele yalnızca bir kabir değildir.

Mesele vefadır.

Mesele hafızadır.

Mesele emanettir.

Mesele kendi irfanımıza ne kadar sahip çıktığımızdır.

Bizim medeniyet coğrafyamız bugünkü siyasi sınırlarımızdan çok daha büyüktür.

Balkanlar’da bir tekkenin kapısı, Üsküp’te bir çeşmenin kitabesi, Saraybosna’da bir hazire, Limni’de bir mutasavvıfın kabri!

Bunların her biri bizim gönül coğrafyamızın sessiz şahitleridir.

Bir mezar taşı kırıldığında yalnızca taş kırılmaz. Hafızamızdan bir kelime silinir. Bir dergah yıkıldığında yalnızca bina yıkılmaz. İrfan tarihimizden bir sayfa koparılır. Bir velinin kabri kaybolduğunda ise yalnızca bir mezarın yeri kaybolmaz. Bizim vefamız sorgulanır.

Niyazi Mısri asırlar öncesinden sesleniyor;

“Zat-ı Hakk’da mahrem-i irfan olan anlar bizi…”

Bugün bize düşen sadece bu mısrayı paylaşmak değildir. Mısri’yi anlamak; onun çilesini, irfanını, teslimiyetini ve bıraktığı emaneti anlamaktır. Çünkü tasavvufun özü muhabbettir. Muhabbetin şahidi ise vefadır.

Öyleyse artık güçlü bir irade ortaya koyalım! Niyazi Mısri’ye sahip çıkalım.

Kabrini bulalım.

Hatırasını ayağa kaldıralım.

Dergahının izini ihya edelim.

Dağıtılmış mezar taşlarının peşine düşelim. Ve üç asır sonra bu büyük Hak aşığının huzurunda başımızı eğmeden söyleyebilelim!

Ey Mısri;

Sözünü yalnızca dilimize değil, gönlümüze aldık.

İrfanından nasiplendik.

Ve emanetini sahipsiz bırakmadık.

Vesselam…

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim