Biz o yılları değil, birbirimizi özlüyoruz

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 2 dk okuma

Biz o yılları değil, birbirimizi özlüyoruz

Son günlerde sosyal medyada ilginç bir akım var.

Yapay zekaya fotoğraflarımızı veriyor, 80’lerde yaşasaydım nasıl görünürdüm, 90’larda genç olsaydım nasıl olurdum diye kendimizi geçmişin içine yerleştiriyoruz.

Eski model arabalar, kasetçalarlar, tüplü televizyonlar, mahalle bakkalları, filmli fotoğraf makineleri, sokakta oynayan çocuklar…

O fotoğraflara baktıkça içimizde geçmişe dair bir özlem beliriyor.

Fakat hafızamızı biraz tazelersek şunu da kabul etmemiz gerekir!

80’ler de 90’lar da öyle güllük gülistanlık yıllar değildi.

Ekonomik krizler vardı.

Siyasi gerilimler vardı.

Darbelerin ve yasakların gölgesi vardı.

Enflasyon, terör, yokluk ve belirsizlik vardı. Bugünden bakınca romantikleştirdiğimiz o dönemler, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik açıdan oldukça sancılı yıllarıydı.

Öyleyse insan neden hala o günlere özlem duyuyor?

Sanırım mesele tam da burada başlıyor. Biz o yılları değil, o yıllarda henüz kaybetmediğimiz insanlık hallerimizi özlüyoruz.

İmkanlarımız azdı belki ama birbirimize ayıracak vaktimiz vardı. Evlerimiz küçüktü, gönüllerimiz daha genişti.

Sofrada çeşit az olabilirdi ama kapıya bir misafir geldiğinde mutlaka bir tabak daha konurdu.

Komşunun çocuğu hepimizin çocuğuydu.

Mahallede cenaze varsa herkesin evinde ses kısılırdı. Bir düğün varsa bütün sokak sevinirdi.

Birinin başına bir sıkıntı geldiğinde kimse dönüp beni ilgilendirmez demezdi.

Vefa vardı.

Paylaşmak vardı.

Hatır sormak vardı.

Birbirinin derdiyle dertlenmek vardı.

İnsanların birbirine ihtiyacı vardı ve belki de bu yüzden birbirlerinin kıymetini daha iyi biliyorlardı.

Sokaklar da yalnızca otomobillerin değildi. Çocuklarındı, yaşlılarındı, kedilerindi, köpeklerindi.

Kapının önüne bir kap su, biraz yemek bırakmak için kendini hayvansever diye tarif etmene gerek yoktu.

Bu, hayatın ve komşuluğun doğal bir parçasıydı. Mahallenin kedisi de köpeği de o mahallenin sakiniydi.

Sonra dünya değişti. Teknoloji ilerledi.

Evler büyüdü. Arabalar güzelleşti. Telefonlarımız akıllandı.

Dünyanın öbür ucundaki insana saniyeler içinde ulaşabilir hale geldik ama yanı başımızdaki insandan uzaklaşmaya başladık.

Binlerce kişiyi takip ediyoruz, yan dairemizde kimin yaşadığını bilmiyoruz. Yüzlerce insanın fotoğrafını beğeniyoruz ama bir dostumuzun kapısını çalmaya vakit bulamıyoruz. Ve belki en

önemlisi, küçük şeylerden mutlu olmayı unuttuk.

Bir bardak çaydan, kapı önündeki sohbetten, akşamüstü komşuya uğramaktan, bir çocuğun sevincinden, sokaktaki bir canı doyurmaktan!

Mutluluğun şartlarını çoğalttıkça mutluluğun kendisini zorlaştırdık.

Belki de yapay zekayla kendimizi 80’lere, 90’lara götüren o fotoğraflara bu yüzden biraz uzun bakıyoruz.

Çünkü o karelerde yalnızca gençliğimizi ya da geçmişimizi aramıyoruz. Kaybettiğimiz bir insanlık halini arıyoruz.

Bir selamı, bir mahalleyi, bir sofrayı, bir komşuluğu, bir vefayı, bir merhameti, birlikte gülmenin, birlikte üzülmenin samimiyetini…

Elbette geçmişi geri getiremeyiz.

Zaten mesele geçmişe dönmek de değil. Mesele, geçmişte bırakmak zorunda olmadığımız güzellikleri yeniden bugüne taşıyabilmek.

Teknolojimiz yeni olsun.

Şehirlerimiz gelişsin.

Hayatımız kolaylaşsın.

Ama kalbimiz eskimesin.

Çünkü insanın asıl yoksulluğu sadece cebindeki paranın azalması değildir.

Asıl yoksulluk, gönlündeki insanın azalmasıdır. Belki de bütün bu 80’ler, 90’lar özleminin bize sessizce söylediği şey tam olarak budur!

Biz geçmişi özlemiyoruz dostlar, biz birbirimizi özlüyoruz.

Vesselam…

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim