1 Eylül 1939 sabahı Avrupa henüz güne yeni başlıyordu. Fakat Polonya sınırında başlayan askerî harekât yalnız bir ülkenin işgaliyle sonuçlanmayacak, dünyanın siyasi haritasını değiştirecek altı yıllık büyük bir savaşın başlangıcı olacaktı.
Alman savaş gemisi Schleswig-Holstein, sabah saat 04.47 civarında Danzig yakınlarındaki Westerplatte'de bulunan Polonya mevzilerini ateş altına aldı. Aynı saatlerde Alman hava kuvvetleri saldırıya geçti, kara birlikleri de sınırı aşmaya başladı.
Almanya Polonya'yı işgal ediyordu.
İkinci Dünya Savaşı Avrupa'da başlamıştı.
Savaşın bahanesi hazırlandı
Adolf Hitler'in Polonya'ya yönelik saldırısı ani verilmiş bir karar değildi. Nazi Almanyası savaşı önceden planlamış, saldırıyı kamuoyu önünde haklı gösterebilmek için de bir dizi provokasyona başvurmuştu.
Bunların en bilineni Gleiwitz Vakasıdır.
31 Ağustos 1939 gecesi Alman SS mensupları Polonyalı gibi giyinerek Almanya sınırları içerisindeki Gleiwitz radyo istasyonuna sahte bir saldırı düzenlediler. Olay, Polonya'nın Almanya'ya saldırdığı propagandasının malzemelerinden biri hâline getirildi.
Ertesi sabah Hitler Reichstag'da yaptığı konuşmada Polonya'nın Alman topraklarına ateş açtığını iddia ederek Almanya'nın karşılık verdiğini söyledi.
Gerçekte ise Alman saldırısı çoktan planlanmıştı ve Gleiwitz dâhil sınırdaki provokasyonlar Nazi yönetimi tarafından kurgulanmıştı. (Deutschlandmuseum)
Hitler neden Polonya'yı istiyordu?
Meselenin kökleri Birinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Avrupa düzenine kadar uzanıyordu.
Versailles Antlaşması Almanya'nın doğu sınırlarını değiştirmiş, yeniden kurulan Polonya'nın Baltık Denizi'ne ulaşabilmesi için oluşturulan Polonya Koridoru, Doğu Prusya'yı Almanya'nın geri kalanından ayırmıştı.
Danzig ise Milletler Cemiyeti himayesinde bir Serbest Şehir statüsüne sahipti.
Hitler, iktidara geldikten sonra Versailles düzenini adım adım ortadan kaldırmaya girişti.
Almanya yeniden silahlandırıldı.
Ren bölgesi askerîleştirildi.
Avusturya 1938'de Almanya'ya katıldı.
Südet bölgesi Münih Antlaşması'yla Almanya'ya bırakıldı.
Mart 1939'da Almanya Çekoslovakya'nın geri kalanına da hâkim oldu.
Sıradaki büyük kriz Polonya'ydı.
Fakat Polonya'ya saldırmanın Almanya açısından büyük bir tehlikesi vardı:
Sovyetler Birliği.
Hitler önce doğu cephesini güvence altına aldı.
Hitler ile Stalin'in şaşırtıcı anlaşması
23 Ağustos 1939'da dünya kamuoyunu şaşırtan bir gelişme yaşandı.
Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında Molotov-Ribbentrop Paktı imzalandı.
Bir tarafta Adolf Hitler'in Nazi rejimi, diğer tarafta Josef Stalin'in Sovyetler Birliği vardı.
İdeolojik olarak birbirlerinin düşmanı olan iki rejim saldırmazlık konusunda anlaşıyordu.
Fakat anlaşmanın asıl önemli taraflarından biri kamuoyundan gizlenen gizli protokoldü.
Doğu Avrupa, Alman ve Sovyet nüfuz alanlarına ayrılıyordu. Polonya'nın gelecekteki paylaşımının zemini de böylece hazırlanmış oldu. Nitekim Almanya'nın batıdan saldırmasından 16 gün sonra, 17 Eylül 1939'da Sovyet birlikleri de Polonya'ya doğudan girecekti.
Polonya iki büyük güç arasında kalmıştı.
1 Eylül sabahı
Almanya'nın Polonya saldırısının askerî kod adı Fall Weiss — Beyaz Harekâtı idi.
Almanlar yaklaşık 1,5 milyon asker, 2.000'den fazla tank ve 1.300'ü aşkın bombardıman ve avcı uçağından oluşan büyük bir kuvveti harekâta tahsis etmişti.
Alman savaş anlayışının temelinde hızlı hareket bulunuyordu.
Zırhlı birlikler düşman hatlarını yaracak, motorize kuvvetler ilerleyecek, hava kuvvetleri cephe gerisindeki ulaşım ve haberleşme merkezlerini vuracaktı.
Daha sonra Blitzkrieg — Yıldırım Savaşı adıyla özdeşleşecek hareketli savaş anlayışının en önemli erken uygulamalarından biri Polonya'da görüldü.
Ancak savaşın yalnız askerî hedeflerle sınırlı kalmadığı da kısa sürede ortaya çıktı. Şehirler bombardımana uğruyor, sivil halk saldırılardan kaçmaya çalışıyordu. Alman ilerleyişinin önünden yüz binlerce Polonyalı mülteci doğuya doğru hareket etti.
Polonya yalnız mı bırakıldı?
Polonya'nın en büyük ümidi İngiltere ve Fransa'ydı.
Her iki devlet de Polonya'nın bağımsızlığını garanti etmişti.
Alman saldırısının ardından Berlin'den askerî harekâtı durdurması ve birliklerini Polonya'dan çekmesi istendi.
Hitler geri adım atmadı.
İki gün sonra, 3 Eylül 1939'da, İngiltere Almanya'ya verdiği ültimatomun süresinin dolmasının ardından savaş ilan etti.
Başbakan Neville Chamberlain İngiliz halkına artık Almanya ile savaş halinde olduklarını duyurdu.
Aynı gün Fransa da Almanya'ya savaş ilan etti.
Polonya-Almanya savaşı artık Avrupa savaşına dönüşüyordu.
Fakat Polonyalıların beklediği büyük Batı saldırısı gelmedi.
Fransız ordusu Saar bölgesinde sınırlı bir harekât gerçekleştirdi, ancak Almanya'nın batısında Polonya'yı kurtarabilecek ölçekte bir saldırı yapılmadı. Batı Cephesi'nde aylar sürecek ve tarihe “Tuhaf Savaş” olarak geçecek dönem başladı.
Polonya ise savaşmaya devam ediyordu.
17 Eylül: İkinci darbe
Polonya ordusu Alman kuvvetleri karşısında geri çekilirken 17 Eylül'de ülke için felaket anlamına gelen ikinci gelişme yaşandı.
Sovyetler Birliği doğudan Polonya'ya girdi.
Artık Polonya iki cephede savaşmak zorundaydı.
Varşova ağır bombardıman ve çatışmaların ardından 28 Eylül'de teslim oldu. Son düzenli Polonya birliklerinin direnişi ise 6 Ekim'e kadar devam etti.
Polonya, Nazi Almanyası ile Sovyetler Birliği arasında paylaşıldı.
Fakat Hitler'in kazandığını düşündüğü bu hızlı zafer aslında Almanya'yı altı yıl sonra Berlin'in yıkıntıları arasında sona erecek bir savaşın içine sokmuştu.
Altı yıl süren felaket
1 Eylül 1939 sabahı başlayan savaş kısa süre içerisinde Polonya sınırlarını aştı.
1940'ta Danimarka ve Norveç işgal edildi.
Belçika ve Hollanda düştü.
Fransa yenildi.
İngiltere bombardıman edildi.
1941'de Almanya Sovyetler Birliği'ne saldırdı.
Aynı yıl Japonya'nın Pearl Harbor saldırısının ardından Amerika Birleşik Devletleri savaşa girdi.
Kuzey Afrika'dan Atlantik'e, Stalingrad'dan Normandiya'ya, Pasifik adalarından Berlin'e kadar dünya devasa bir savaş alanına dönüştü.
Savaş aynı zamanda Nazi rejiminin Avrupa Yahudilerini sistematik biçimde yok etmeye giriştiği Holokost'un, milyonlarca sivilin öldürülmesinin, kitlesel sürgünlerin ve insanlık tarihinin en büyük zorunlu nüfus hareketlerinden bazılarının yaşandığı dönem oldu.
Mayıs 1945'te Nazi Almanyası teslim olduğunda Avrupa harabeye dönmüştü.
Pasifik'teki savaş ise Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombalarının atılmasının ardından Japonya'nın teslim olmasıyla Eylül 1945'te sona erecekti.
Dünya artık aynı dünya değildi
İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda yalnız devletlerin sınırları değişmedi.
Nazi Almanyası ortadan kalktı.
Almanya işgal bölgelerine ayrıldı.
Avrupa'nın eski büyük güçleri zayıfladı.
Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği iki süper güç olarak ortaya çıktı.
Birleşmiş Milletler kuruldu.
Avrupa'nın doğusu Sovyet nüfuzu altına girdi.
Kısa süre sonra dünya bu kez Soğuk Savaş adı verilen yeni bir mücadelenin içerisine girecekti.
Savaş ayrıca sömürge imparatorluklarının çözülmesini hızlandıracak ve sonraki birkaç on yılda Asya ile Afrika'nın siyasi haritası büyük ölçüde değişecekti.
Bütün bunların başlangıç noktalarından biri ise 1 Eylül 1939 sabahı Polonya'ydı.
Westerplatte'ye açılan ateş, yalnız Polonya mevzilerini hedef almıyordu.
Farkında olmadan eski Avrupa düzeninin de sonunu ilan ediyordu.
Altı yıl sonra silahlar sustuğunda on milyonlarca insan hayatını kaybetmiş, şehirler haritadan silinmiş, devletler ortadan kalkmış ve dünya siyasi düzeni baştan aşağı değişmişti.
1 Eylül 1939 bu nedenle yalnız İkinci Dünya Savaşı'nın başladığı gün değil, 20. yüzyılın geri kalanını şekillendirecek yeni dünyanın doğduğu günlerden biri olarak tarihe geçti.