Birkaç saat içinde ordunun önemli bir bölümü dağıldı; Sadrazam Elmas Mehmed Paşa hayatını kaybetti, çok sayıda asker Tisa’nın sularında boğuldu ve Osmanlı ordugâhındaki toplar, sancaklar ve büyük miktarda mühimmat Habsburgların eline geçti.
Zenta yalnızca kaybedilmiş bir savaş değildi. 1683’te başlayan Osmanlı-Habsburg mücadelesinin gidişatını kesin biçimde değiştiren ve iki yıl sonra Karlofça Antlaşması’na uzanan yolu açan büyük kırılmalardan biriydi.
II. Mustafa kaybedilenleri geri almak istiyordu
1683’teki başarısız II. Viyana Kuşatması'nın ardından Osmanlı Devleti, Avrupa’da uzun ve yıpratıcı bir savaş dönemine girmişti. Habsburglar başta olmak üzere Osmanlı karşıtı ittifak kuvvetleri Macaristan ve Balkanlar'da ilerliyor; Budin 1686’da, Belgrad ise 1688’de kaybediliyordu. Osmanlılar daha sonra Belgrad'ı geri alsalar da Macaristan’daki hâkimiyet ciddi biçimde sarsılmıştı.
1695’te tahta çıkan II. Mustafa, önceki padişahların aksine ordunun başında sefere çıkmayı tercih etti. İlk iki seferinde bazı önemli başarılar kazanması, 1697 seferine de büyük beklentilerle başlanmasına yol açtı. Bu sefer, kaybedilen Macaristan topraklarının geri alınması için gerçekleştirilen son büyük Osmanlı girişimlerinden biri olacaktı.
Fakat Habsburg ordusunun başında artık Avrupa askerî tarihinin en önemli kumandanlarından biri haline gelecek genç bir isim vardı:
Savoy Prensi Eugen.
Osmanlı ordusunun hareketlerini dikkatle takip eden Eugen, karşısına çıkacak fırsatı bekliyordu.
Ve o fırsat Zenta'da geldi.
Osmanlı ordusu Tisa'yı geçiyordu
1697 seferinde Osmanlı komuta heyetinin hedeflerinden biri Varadin üzerine yürümekti. Ancak bölgenin nehirleri, bataklıkları ve ulaşım şartları ordunun hareketini son derece güçleştiriyordu.
Osmanlı ordusu Zenta civarında Tisa Nehri'ni geçmeye başladı.
Buradaki temel sorun, ordunun tamamının aynı anda nehrin aynı tarafında bulunmamasıydı. II. Mustafa ordunun bir bölümüyle karşı kıyıya geçmişken Sadrazam Elmas Mehmed Paşa, yeniçeriler ve başka birlikler geride kalmıştı.
Prens Eugen, Osmanlıların durumunu aldığı istihbaratla öğrendi. Önce haberlerin doğruluğundan şüphe etti ve Osmanlı ordugâhını bizzat gözlemledi.
Gördüğü manzara olağanüstü bir askerî fırsattı:
Osmanlı ordusu ikiye bölünmüş durumdaydı ve bir bölümü sırtını Tisa Nehri'ne vermişti.
Eugen saldırı emrini verdi.
Saatler içinde felakete
11 Eylül öğleden sonra Habsburg kuvvetleri Osmanlı mevzilerine yoğun top ve tüfek ateşi açtı. İlk Osmanlı savunma hatları direniyordu. Hatta bazı noktalarda Habsburg saldırıları püskürtüldü.
Fakat Eugen saldırının yönünü değiştirdi.
Osmanlıların daha zayıf tahkim ettiği Segedin tarafına yönelen Habsburg süvarileri savunmayı yardı. Ardından piyade birliklerinin saldırısı başladı.
Savunma düzeni çözülünce Osmanlı askerleri nehir üzerindeki köprüye yöneldi.
İşte savaşın en korkunç bölümü burada yaşandı.
Binlerce asker aynı anda karşı kıyıya geçmeye çalışıyordu. Köprü çevresinde büyük bir izdiham oluştu. Askerlerin bir kısmı birbirini ezdi, bir kısmı Tisa'ya düştü.
Sadrazam Elmas Mehmed Paşa kaçışı durdurmaya çalıştı. TDV İslâm Ansiklopedisi'ndeki anlatıma göre köprünün iki tombazını kaldırttı ve kılıcıyla askerlerin karşısına çıkarak onları yeniden savaşa döndürmeye çalıştı.
Bu sırada öldürüldü. Ölümünün tam biçimi konusunda kaynaklarda farklı anlatımlar bulunmakla birlikte, muhtemelen bozgun sırasında kendi askerlerinin arasında hayatını kaybetti.
Artık düzenli bir geri çekilme mümkün değildi.
Osmanlı birliklerinin bir bölümü Habsburg ateşi altında öldürüldü, önemli bir kısmı ise Tisa'nın sularında boğuldu.
Osmanlı ordugâhı Habsburgların elindeydi
12 Eylül sabahı Habsburg askerleri Osmanlı ordugâhına girdiklerinde savaşın büyüklüğü ortaya çıktı.
Kaynaklarda rakamlar değişmekle birlikte, Habsburgların 87 top, yedi tuğ ve yüzlerce sancak ele geçirdiği aktarılır. Ayrıca büyük miktarda mühimmat, zahire ve askerî malzeme kaybedilmişti.
Daha sembolik bir kayıp da vardı.
Sadrazamın üzerinde bulunan II. Mustafa'nın mührü Habsburgların eline geçti.
Nehrin diğer tarafında bulunan II. Mustafa ise ordusunun başına gelen felaketin haberini gece aldı.
Yapılan toplantının ardından Osmanlı kuvvetlerinin Tımışvar'a çekilmesine karar verildi.
Sefer fiilen sona ermişti.
Zenta neden bu kadar önemliydi?
Zenta'nın önemi yalnızca verilen kayıplarla açıklanamaz.
Osmanlı Devleti, 1683'ten beri devam eden savaşlarda bazı ağır yenilgiler yaşamış, fakat zaman zaman karşı saldırılarla kaybettiği bölgelerin bir kısmını geri alabilmişti. II. Mustafa'nın 1695 ve 1696 seferlerindeki başarıları da bu umudu canlı tutuyordu.
Zenta bu beklentiyi büyük ölçüde sona erdirdi.
Nitekim TDV İslâm Ansiklopedisi, Zenta'yı 1683'te başlayan savaşların son büyük muharebesi ve kaybedilen toprakların geri alınması düşüncesini sona erdiren gelişmelerden biri olarak değerlendiriyor.
Artık mesele Macaristan'ı yeniden fethetmekten çok, uzun savaşın hangi şartlarla sona erdirileceğiydi.
İki yıl sonra: Karlofça
Zenta'dan sonra Osmanlı yönetiminde barış arayışları hızlandı. Çünkü sorun yalnızca Habsburg cephesi değildi.
Venedik Mora ve Dalmaçya'da ilerlemiş, Rusya 1696'da Azak'ı ele geçirmişti. Osmanlı Devleti aynı anda birçok cephede uzun süredir savaşmak zorundaydı. TDV'nin Karlofça maddesi de Zenta yenilgisini Osmanlıları yeniden barış istemeye yönelten temel gelişmelerden biri olarak gösteriyor.
Sonunda 26 Ocak 1699'da Karlofça Antlaşması imzalandı.
Osmanlı Devleti Macaristan'ın büyük bölümünü ve Erdel üzerindeki hâkimiyetini Habsburglara bırakırken, Venedik ve Lehistan karşısında da önemli toprak kayıplarını kabul etti.
Bu nedenle Karlofça, Osmanlı diplomasi ve siyasi tarihinde büyük bir dönüm noktası olarak görülür.
Ve o masaya giden yolun en önemli duraklarından biri Zenta'ydı.
Bir nehir geçişinin değiştirdiği tarih
Zenta'nın en çarpıcı tarafı belki de budur.
Osmanlı ordusu savaş meydanında klasik anlamda karşılıklı dizilmiş iki ordunun uzun mücadelesi sonucunda yenilmedi. Hareket halindeyken, ordunun bir bölümü nehri geçmişken ve kuvvetler birbirinden ayrılmış durumdayken yakalandı.
Prens Eugen bu taktik hatayı olağanüstü bir hızla değerlendirdi.
Osmanlı savunması başlangıçta direnmesine rağmen, Tisa arkalarında olduğu için düzen bozulduğunda geri çekilme felakete dönüştü. Köprü, ordunun kurtuluş yolu olması gerekirken bozgunun merkezine dönüştü.
Bu yüzden 11 Eylül 1697 Zenta Muharebesi, yalnızca Osmanlı tarihinin en ağır askerî yenilgilerinden biri değildir.
Aynı zamanda savaş tarihinde istihbaratın, zamanlamanın, arazi şartlarının ve tek bir operasyonel hatanın birkaç saat içinde stratejik sonuçlar doğurabileceğinin çarpıcı örneklerinden biridir.
Zenta'da birkaç saat içinde kaybedilen yalnızca askerler, toplar ve sancaklar değildi.
Osmanlı Devleti'nin Orta Avrupa'da kaybettiği toprakları büyük bir askerî hamleyle geri alma ümidi de Tisa'nın sularında büyük ölçüde kaybolmuştu.
