30 Haziran 1908 sabahı...
Sibirya'nın uçsuz bucaksız ormanlarında yaşayan insanlar önce gökyüzünde Güneş'ten daha parlak bir cisim gördü.
Birkaç saniye sonra ise tüm ufuk bembeyaz kesildi.
Ardından öyle büyük bir patlama meydana geldi ki yüzlerce kilometre uzaktaki insanlar yere savruldu, camlar kırıldı ve gökyüzü günlerce normal rengini kaybetti.
İşin en ilginç yanı ise henüz başlamamıştı.
Çünkü araştırmacılar olay yerine ulaştığında karşılarında akıllara durgunluk veren bir manzara vardı.
Yaklaşık 80 milyon ağaç aynı anda yere serilmişti.
Fakat...
Ortada ne bir krater vardı ne de çarpmış bir göktaşı.
Peki Sibirya'nın ortasında tam olarak ne olmuştu?
20 Yıl Boyunca Kimse Olay Yerine Gidemedi
Patlama o kadar ıssız bir bölgede meydana gelmişti ki bilim insanları olay yerine ancak 1927 yılında, yani yaklaşık yirmi yıl sonra ulaşabildi.
Rus araştırmacı Leonid Kulik, gördüğü manzara karşısında büyük şaşkınlık yaşadı.
Ağaçlar kilometreler boyunca domino taşları gibi aynı yöne devrilmişti.
Fakat patlamanın merkezinde tuhaf bir ayrıntı vardı.
Merkeze en yakın ağaçların bir kısmı hâlâ ayaktaydı.
Dalları yanmıştı...
Kabukları parçalanmıştı...
Ama gövdeleri devrilmemişti.
Bu görüntü, patlamanın yerden değil, gökyüzünden geldiğini düşündüren ilk büyük ipucuydu.
Gökyüzü Günlerce Parladı
Patlamadan sonraki gecelerde Avrupa'da insanlar olağanüstü bir olay yaşadı.
Londra'da gece yarısı insanlar sokakta rahatça yürüyebiliyor, hatta bazı gazeteler, "ışık yakmadan gazete okunabilecek kadar aydınlık" olduğunu yazıyordu.
Atmosfere yükselen ince toz tabakası, Güneş ışığını binlerce kilometre uzağa yansıtmıştı.
Tek bir patlama...
Ama etkisi bütün kıtaya yayılmıştı.
Neden Hâlâ Krater Bulunamadı?
İnsanların aklına ilk gelen soru şuydu:
"Madem göktaşı düştü, krater nerede?"
Aradan geçen bir asırdan fazla zamana rağmen bu sorunun cevabı hâlâ ilgi çekmeye devam ediyor.
Bugün bilim insanlarının büyük çoğunluğu, yaklaşık 50 ila 80 metre çapındaki taş veya buz içerikli bir gök cisminin atmosfere saniyede onlarca kilometre hızla girerek 5 ila 10 kilometre yükseklikte parçalandığını düşünüyor.
Yani gök cismi yere hiç ulaşmadı.
Patlama havada meydana geldi.
Bu yüzden krater oluşmadı.
Ancak ortaya çıkan enerji, ormanı dev bir yumruk gibi yere serdi.
Atom Bombasından Kat Kat Güçlüydü
Patlamanın enerjisinin 10 ila 30 megaton TNT arasında olduğu tahmin ediliyor.
Karşılaştırmak gerekirse...
Hiroşima'ya atılan atom bombası yaklaşık 15 kiloton gücündeydi.
Yani Tunguska'daki patlama, kullanılan hesaplama yöntemine göre Hiroşima'nın yüzlerce ila yaklaşık iki bin katı enerji açığa çıkarmış olabilir.
Buna rağmen can kaybının çok az olmasının tek nedeni, olayın Dünya'nın en tenha bölgelerinden birinde yaşanmasıydı.
Komplo Teorileri Bitmedi
Krater bulunamayınca hayal gücü devreye girdi.
Uzaylıların düşen gemisi...
Mini kara delik...
Antimadde...
Nikola Tesla'nın gizli enerji deneyleri...
Hatta zaman yolculuğu...
Yüz yılı aşkın süredir onlarca teori ortaya atıldı.
Fakat bunların hiçbirini destekleyen bilimsel bir kanıt bulunamadı.
Asıl Korkutucu Olan...
Tunguska Olayı yalnızca geçmişe ait bir gizem değil.
Bilim insanları bugün de benzer büyüklükte gök cisimlerini takip ediyor.
Çünkü aynı büyüklükte bir cisim, bugün İstanbul, Tokyo veya New York gibi milyonlarca insanın yaşadığı bir şehrin üzerinde atmosferde patlayacak olursa sonuçları tarihin en büyük doğal felaketlerinden biri olabilir.
Belki de Tunguska'nın en ürkütücü tarafı, bunun bir daha yaşanmayacağını kimsenin garanti edememesi.