Ertuğrul Fırkateyni: Bir faciadan doğan Türk-Japon dostluğu

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 4 dk okuma

Ertuğrul Fırkateyni: Bir faciadan doğan Türk-Japon dostluğu

19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya, birbirlerinden binlerce kilometre uzakta bulunmalarına rağmen benzer bir diplomatik arayış içindeydi.

Japonya, Meiji Restorasyonu sonrasında hızla modernleşiyor ve dünya siyasetinde giderek daha görünür hâle geliyordu. Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid ise Avrupa devletleri arasındaki güç mücadelesinin dışında yeni diplomatik ilişkiler geliştirmeye önem veriyordu.

İki ülke arasındaki yakınlaşmanın önemli dönüm noktalarından biri, Japon Prensi Komatsu’nun 1887 yılında İstanbul'u ziyareti oldu. Bu ziyaretin ardından II. Abdülhamid, Japon İmparatoru Meiji’ye dostluk mesajını, nişan ve hediyelerini ulaştıracak bir Osmanlı heyetinin Japonya’ya gönderilmesine karar verdi. (Dışişleri Bakanlığı)

Bu uzun ve sembolik yolculuk için seçilen gemi Ertuğrul Fırkateyni idi.

İstanbul'dan Japonya'ya

Ertuğrul, Temmuz 1889'da İstanbul'dan ayrıldı. Gemide Mirliva Osman Paşa başkanlığındaki Osmanlı heyeti ve yüzlerce denizci bulunuyordu. Tokyo'daki Türk Büyükelçiliğinin tarihçesine göre mürettebat yaklaşık 609 kişiydi. (Tokyo Elçiliği)

Fakat Ertuğrul genç bir gemi değildi ve Japonya'ya yapılacak seyahat olağanüstü uzundu.

Hint Okyanusu'ndan Güneydoğu Asya'ya uzanan yolculuk sırasında çeşitli teknik problemler ve gecikmeler yaşandı. Buna rağmen fırkateyn yaklaşık bir yıl süren seyahatin ardından Haziran 1890'da Japonya'ya ulaşmayı başardı. (Tokyo Elçiliği)

Osman Paşa ve beraberindeki heyet Japon makamları tarafından ağırlandı. Osmanlı heyeti, Sultan II. Abdülhamid'in mesaj ve hediyelerini İmparator Meiji'ye sundu.

Yaklaşık üç aylık Japonya ziyaretinin ardından artık İstanbul'a dönüş zamanı gelmişti. (Dışişleri Bakanlığı Japonya)

Fakat Ertuğrul'u dönüş yolunda tarihinin en büyük felaketlerinden biri bekliyordu.

16 Eylül 1890

Fırkateyn Japonya'dan ayrıldıktan kısa süre sonra hava şartları ağırlaştı.

16 Eylül gecesi gemi, Wakayama bölgesindeki Oşima Adası ve Kuşimoto açıklarında son derece şiddetli bir tayfunun içine girdi.

Dev dalgalar ve kuvvetli rüzgâr altında Ertuğrul kıyıya doğru sürüklenmeye başladı.

Gemi, Kaşinozaki Feneri yakınlarındaki kayalıklara çarptı.

Çarpışmanın ardından gövde ağır hasar gördü. Japonya'nın Wakayama bölgesine ilişkin resmî anlatımında, gemiye dolan deniz suyunun makine bölümünde bir patlamaya yol açtığı ve Ertuğrul'un kısa süre içerisinde battığı belirtilmektedir. (Dışişleri Bakanlığı Japonya)

Osmanlı denizcilerinin büyük bölümü karanlık, fırtına ve dev dalgalar arasında hayatını kaybetti.

Faciada heyetin başındaki Mirliva Osman Paşa da hayatını kaybedenler arasındaydı.

Kayıp sayısı farklı resmî kaynaklarda 532, 581 veya yaklaşık 600 şeklinde verilmektedir. Buna karşılık Japon Dışişleri arşivleri 69 kişinin kurtarıldığını açık biçimde kaydetmektedir. Bu nedenle facianın bilançosunu yaklaşık 600 kayıp ve 69 kurtulan şeklinde ifade etmek daha ihtiyatlıdır. (Dışişleri Bakanlığı Japonya)

Japon köylüleri denizcilerin yardımına koştu

Facianın ardından yaşananlar, Ertuğrul hikâyesini sıradan bir deniz kazasının ötesine taşıdı.

Oşima köylüleri kıyıya ulaşmayı başaran Osmanlı denizcilerinin yardımına koştu.

Kısıtlı imkânlarına rağmen yaralılara yiyecek, giyecek ve barınacak yer sağlandı. Köylüler yalnızca hayatta kalanlarla ilgilenmekle kalmadı; kıyıya vuran cenazelerin toplanması ve defnedilmesi çalışmalarına da katıldı.

Haber Japon makamlarına ulaştığında devlet de harekete geçti. Japon donanmasına ait Yaeyama bölgeye gönderildi; kurtarma, tedavi ve defin çalışmalarına destek verdi. (Dışişleri Bakanlığı Japonya)

Facia Japon kamuoyunda da büyük yankı uyandırdı.

Hayatını kaybeden Osmanlı denizcilerinin aileleri ve kazadan kurtulanlar için yardım kampanyaları düzenlendi. Türk Dışişleri Bakanlığı da Japon halkı ve makamlarının gösterdiği bu dayanışmayı iki ülke arasındaki tarihî dostluğun başlangıç noktalarından biri olarak değerlendiriyor. (Dışişleri Bakanlığı)

69 Osmanlı denizcisi İstanbul'a dönüyor

Kazadan sağ kurtulan 69 denizcinin ülkelerine gönderilmesi için Japon İmparatoru Meiji'nin talimatıyla iki savaş gemisi görevlendirildi:

Hiei ve Kongō.

Gemiler 11 Ekim 1890'da Kobe'den ayrıldı.

Uzun deniz yolculuğunun ardından Japon savaş gemileri 1891 yılının başında İstanbul'a ulaştı. Japon denizciler Osmanlı başkentinde büyük ilgi gördü ve iki ülke arasında daha önce görülmemiş ölçüde doğrudan bir temas kuruldu. (Dışişleri Bakanlığı Japonya)

Böylece bir felaket, beklenmedik biçimde iki uzak toplum arasında güçlü bir bağın oluşmasına zemin hazırladı.

Kuşimoto'da Osmanlı denizcilerinin hatırası

Ertuğrul'un battığı bölge zamanla Türk-Japon ilişkilerinin sembolik merkezlerinden biri hâline geldi.

Kazadan sonra bulunabilen Osmanlı denizcilerinin naaşları Kaşinozaki yakınlarında defnedildi. 1891 yılında burada ilk şehitlik abidesi oluşturuldu. Daha sonraki yıllarda şehitlik genişletildi ve Ertuğrul denizcilerinin hatırası Japonya'da yaşatılmaya devam edildi. (Dışişleri Bakanlığı)

Bugün Kuşimoto'daki Ertuğrul Şehitliği, Türkiye ile Japonya arasındaki tarihî ilişkinin en önemli hafıza mekânlarından biridir.

Üstelik olayın Japonya'daki hatırası yalnızca resmî törenlerle sınırlı kalmadı. Kuşimoto halkının kurtarma çalışmalarında oynadığı rol, kuşaktan kuşağa aktarılan yerel bir hafızaya dönüştü. Türk devlet yetkililerinin bölgeye yaptığı ziyaretlerde de bu dayanışma özellikle vurgulanmaktadır. (Dışişleri Bakanlığı)

95 yıl sonra Tahran

Ertuğrul faciasının Türk-Japon ilişkilerindeki yeri anlatılırken sık sık başka bir olayla birlikte anılır.

Aradan 95 yıl geçmişti.

1985'te İran-Irak Savaşı bütün şiddetiyle devam ederken Tahran'daki Japon vatandaşlarının tahliyesi ciddi bir sorun hâline geldi. Irak'ın İran hava sahasındaki uçakları hedef alacağını açıklamasının ardından Japon vatandaşlarının ülkeden çıkarılması için zaman daralmıştı.

Türkiye'nin aldığı karar üzerine Türk Hava Yolları uçakları Tahran'a gönderildi ve Japon vatandaşlarının tahliyesine yardımcı oldu. Japon Dışişleri Bakanlığı da bu hadiseyi Ertuğrul faciasıyla birlikte iki ülke ilişkilerinin önemli insani dönüm noktalarından biri olarak kaydetmektedir. (Dışişleri Bakanlığı Japonya)

İki olay arasında doğrudan bir “1890'ın borcu 1985'te ödendi” şeklinde resmî bir nedensellik kurmak tarihsel açıdan fazla romantik bir yorum olur. Ancak Ertuğrul'un Japon toplumsal hafızasında bıraktığı iz ile 1985 tahliyesinin daha sonra iki ülkenin ortak dostluk anlatısının parçaları hâline geldiği açıktır.

Bir facianın bıraktığı miras

Ertuğrul Fırkateyni'nin yolculuğu aslında bir dostluk görevi olarak başlamıştı.

Fakat 16 Eylül 1890 gecesi bu yolculuk Osmanlı denizcilik tarihinin en büyük facialarından birine dönüştü.

Yüzlerce Osmanlı denizcisi İstanbul'dan binlerce kilometre uzakta, Japonya kıyılarında hayatını kaybetti.

Fakat o gece yaşanan başka bir şey daha vardı.

Kuşimoto halkı, hiç tanımadığı ve dilini dahi bilmediği insanların yardımına koştu. Yaralıları tedavi etti, ölenleri defnetti ve elindeki imkânları kazazedelerle paylaştı.

Bu nedenle Ertuğrul Fırkateyni bugün yalnızca batmış bir Osmanlı savaş gemisinin hikâyesi değildir.

16 Eylül 1890'da Japonya kıyılarında yaşanan büyük bir facianın içinden, bir asrı aşacak Türk-Japon dostluğunun en güçlü sembollerinden biri doğdu.

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den gdh içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim