Kudüs bizim neyimiz olur?

Mehmet Dilbaz

Yazan: Mehmet Dilbaz

· 2 dk okuma

Kudüs bizim neyimiz olur?

Son yıllarda Kudüs adı gündeme geldiğinde çoğu zaman savaşlar, diplomatik krizler ve siyasi tartışmalar konuşuluyor. Oysa Kudüs'ün bizim için anlamı yalnızca güncel gelişmelerden ibaret değildir. Bu şehir, Müslümanların ilk kıblesi, peygamberler yurdu ve Türk tarihinin asırlar boyunca koruduğu en önemli emanetlerden biridir.

Kudüs'ü anlamak için haritalara değil, önce hafızamıza bakmak gerekir.

İlk kıblemiz

Müslümanlar yaklaşık on altı ay boyunca namazlarını Kudüs'e yönelerek kıldılar. Bu nedenle Kudüs, İslam tarihindeki ilk kıbledir.

Kur'an-ı Kerim'de anlatılan İsra ve Miraç hadisesi de Kudüs'ü İslam dünyasının merkezlerinden biri hâline getirmiştir. İslam inancına göre Hz. Muhammed, Mekke'den Mescid-i Aksa'ya götürülmüş, oradan da semaya yükselmiştir.

Bu yüzden Kudüs, sadece taşlardan ve sokaklardan oluşan bir şehir değil; İslam'ın manevî hafızasının önemli bir parçasıdır.

Hz. Ömer'in teslim aldığı şehir

638 yılında Kudüs, Hz. Ömer döneminde Müslümanların yönetimine geçti.

Şehrin patriği Sophronius, anahtarları yalnızca halifenin kendisine teslim etmek istedi. Bunun üzerine Hz. Ömer Medine'den Kudüs'e geldi. Şehri teslim aldıktan sonra Hristiyanlara ve Yahudilere ibadet özgürlüğü tanıdı.

Bugün dünya tarihinin en dikkat çekici hoşgörü belgelerinden biri kabul edilen Ömer Ahidnamesi bu dönemde ortaya çıktı.

Selahaddin'in kurtardığı şehir

1099 yılında Haçlılar Kudüs'e girdiklerinde şehir tarihin en büyük katliamlarından birine sahne oldu.

Müslümanlar, Yahudiler ve hatta bazı Doğu Hristiyanları öldürüldü. Sokakların cesetlerle dolduğu anlatılır.

Aradan yaklaşık doksan yıl geçtikten sonra Selahaddin Eyyubi, Hıttin Zaferi'nin ardından 1187 yılında Kudüs'ü yeniden fethetti.

Ancak bu kez intikam yaşanmadı.

Selahaddin, Haçlıların yaptığı katliamları tekrarlamadı. Şehir halkına can güvenliği sağladı ve Kudüs yeniden İslam dünyasının en önemli merkezlerinden biri hâline geldi.

Türklerin Kudüs'le ilk teması

Türkler Kudüs'e Osmanlı ile gelmedi.

Büyük Selçuklular döneminde Türk askerleri ve yöneticileri Kudüs'te bulunuyordu. Selçuklu hâkimiyeti sırasında şehir İslam dünyasının önemli merkezlerinden biri olmaya devam etti.

Ancak Türklerin Kudüs üzerindeki en büyük izi Osmanlı döneminde bırakıldı.

Osmanlı'nın Kudüs'ü

1516 yılında Yavuz Sultan Selim'in Mercidabık Zaferi sonrasında Kudüs Osmanlı hâkimiyetine girdi.

Şehir yaklaşık dört yüz yıl boyunca Osmanlı yönetiminde kaldı.

Bu dört asır boyunca Kudüs, tarihinin en sakin ve en istikrarlı dönemlerinden birini yaşadı.

Kanuni Sultan Süleyman bugün hâlâ ayakta duran Kudüs surlarını yeniden inşa ettirdi. Şehrin su yolları yenilendi, çeşmeler yapıldı, vakıflar kuruldu.

Mescid-i Aksa ve Kubbetü's-Sahra için İstanbul'dan düzenli olarak para ve malzeme gönderildi.

Osmanlı padişahları Kudüs'ü yalnızca yönettikleri bir şehir olarak değil, korunması gereken kutsal bir emanet olarak gördüler.

Abdülhamid ve Siyonizm meselesi

  1. yüzyılın sonlarında Filistin'e yönelik Yahudi göçleri hız kazanmaya başladı.

Siyonist hareketin liderlerinden Theodor Herzl, Sultan II. Abdülhamid'e Osmanlı borçlarını ödeme teklifinde bulunarak Filistin'de Yahudi yerleşimine izin verilmesini istedi.

Abdülhamid'in cevabı tarihe geçti:

"Ben bir karış dahi olsa bu toprağı satmam."

Çünkü ona göre Filistin ve Kudüs bir mülk değil, ümmetin emaneti ve şehit kanlarıyla kazanılmış bir vakıftı.

Son Osmanlı askerleri

1917 yılına gelindiğinde Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'nın ağır yükü altında bulunuyordu.

9 Aralık 1917'de Kudüs İngiliz kuvvetlerinin eline geçti.

Yaklaşık dört asır boyunca Osmanlı sancağı altında bulunan şehir, böylece Türk hâkimiyetinden çıktı.

Ancak Kudüs'teki Osmanlı eserleri, vakıfları, medreseleri, çeşmeleri ve surları bugün hâlâ Türk varlığının sessiz tanıkları olarak ayakta durmaktadır.

Kudüs bizim neyimiz olur?

Kudüs bizim için başka bir ülkenin sınırları içindeki uzak bir şehir değildir.

İlk kıblemizdir.

Miraç gecesinin hatırasıdır.

Hz. Ömer'in emanetidir.

Selahaddin'in mücadelesidir.

Kanuni'nin surlarıdır.

Abdülhamid'in korumaya çalıştığı vakıftır.

Dört asır boyunca ecdadımızın hizmet ettiği bir medeniyet merkezidir.

Bu yüzden Kudüs'e bakarken yalnızca bugünü değil, on dört asırlık ortak hafızamızı görürüz.

Kudüs bizim için bir dış politika meselesinden önce, tarihimizin ve medeniyetimizin ayrılmaz bir parçasıdır.

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim