Mora İsyanı’ndan Edirne Antlaşması’na Bir Devletin Doğuşu
Sekiz yıl önce Mora’da başlayan bir isyan, artık Osmanlı Devleti’nin kendi iç meselesi olmaktan çıkmış; İngiltere, Fransa ve Rusya’nın doğrudan müdahil olduğu uluslararası bir meseleye dönüşmüştü.
Edirne Antlaşması bu dönüşümün en önemli eşiklerinden biri olacaktı.
Çünkü Yunanistan Osmanlı’dan bir günde kopmadı.
1821’de isyan başladı.
1827’de Avrupa donanmaları Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını imha etti.
1828’de Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.
1829’da Rus ordusu Edirne’ye kadar geldi.
1830’da Yunanistan’ın bağımsızlığı uluslararası düzeyde kabul edildi.
1832’de ise yeni Yunan Krallığı’nın siyasi düzeni Büyük Güçler eliyle şekillendirildi. Bu sürecin önemli özelliği, yerel bir ayaklanmanın giderek Avrupa güç dengesi meselesine dönüşmesiydi.
1821: Mora’da Başlayan İsyan
Yunan bağımsızlık hareketinin fikrî zemini 18. yüzyılın sonlarından itibaren oluşmaya başlamıştı.
Fransız İhtilali’nin yaydığı milliyetçilik düşüncesi, Avrupa’daki Helen hayranlığı, Rum ticaret burjuvazisinin gelişmesi ve diaspora ağları bu ortamı besledi.
1814’te Odessa’da kurulan Filiki Eterya, Osmanlı hâkimiyetine karşı örgütlü bir ayaklanma hazırlığının merkezlerinden biri oldu.
1821’de hareket önce Eflak-Boğdan’da kendisini gösterdi; asıl büyük ayaklanma ise Mora’da başladı.
İsyan kısa sürede son derece kanlı bir Osmanlı-Rum çatışmasına dönüştü. Müslüman ve Yahudi toplulukların uğradığı katliamlar ile Osmanlı kuvvetlerinin isyanı bastırırken gerçekleştirdiği sert müdahaleler, mücadeleyi giderek daha acımasız hâle getirdi.
Fakat Mora’daki çatışmanın geleceğini belirleyecek gelişme yalnız savaş alanında yaşanmıyordu.
Avrupa kamuoyu da giderek olayın içine giriyordu.
Avrupa’da “Yunan Davası”
- yüzyıl Avrupa’sında antik Yunan kültürüne duyulan güçlü hayranlık, modern Yunan bağımsızlık hareketine büyük bir sempati kazandırdı.
Bu akım Filhelenizm olarak anılıyordu.
Avrupalı aydınlar, sanatçılar ve siyasetçiler Yunan isyanını yalnız Osmanlı Devleti’ne karşı bir ayaklanma olarak değil, antik Yunan medeniyetinin mirasçılarının “özgürlük mücadelesi” olarak görmeye başladılar.
Lord Byron gibi isimlerin Yunan hareketine doğrudan katılması bu atmosferin sembollerinden biri oldu.
Ancak devletlerin politikalarını yalnız romantik Helen hayranlığıyla açıklamak yeterli değildir.
Rusya açısından mesele Ortodoks nüfus, Balkanlar ve Osmanlı üzerindeki nüfuzuyla ilişkiliydi.
İngiltere açısından Doğu Akdeniz’deki güç dengesi önemliydi.
Fransa ise bölgede İngiltere ve Rusya’nın gerisinde kalmak istemiyordu.
Böylece Yunan meselesinde insani, dinî ve romantik söylemlerin arkasında klasik bir Büyük Güçler rekabeti de bulunuyordu.
Osmanlı İsyanı Bastırmaya Yaklaşırken
İsyanın ilk yıllarında Osmanlı Devleti ciddi güçlüklerle karşılaştı.
II. Mahmud sonunda Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’dan yardım istedi.
Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa komutasındaki modern Mısır kuvvetleri Mora’ya çıktığında savaşın dengesi değişmeye başladı.
İbrahim Paşa’nın ordusu isyancılara karşı önemli başarılar kazandı.
1826’da Misolongi düştü.
1827’de Atina’daki direniş de kırıldı.
Askerî açıdan bakıldığında Yunan isyanının geleceği giderek daha belirsiz hâle geliyordu.
Tam bu noktada Avrupa diplomasisi doğrudan devreye girdi.
1827 Londra Antlaşması: İç Mesele Uluslararasılaşıyor
6 Temmuz 1827’de İngiltere, Fransa ve Rusya Londra’da bir antlaşma imzaladı.
Öngörülen çözüm henüz tam bağımsız bir Yunanistan değildi.
Tasarlanan yapı, padişahın egemenliği altında fakat özerk ve vergi ödeyen bir Yunan siyasi varlığıydı.
Bu ayrım çok önemli.
1827’de Büyük Güçlerin resmî hedefi henüz:
“Osmanlı’dan tamamen bağımsız bir Yunan devleti”
değildi.
Ama artık Osmanlı Devleti’nin kendi tebaasıyla olan ilişkisine dış güçler doğrudan müdahale ediyordu.
Babıâli bu müdahaleyi kabul etmedi.
Ardından savaşın seyrini değiştirecek olay meydana geldi.
20 Ekim 1827: Navarin
İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları Navarin Limanı’ndaki Osmanlı-Mısır donanmasıyla karşı karşıya geldi.
Çatışmanın sonunda Osmanlı-Mısır filosu çok ağır biçimde tahrip edildi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın tarihsel diplomasi derlemesi de Osmanlı’nın Londra şartlarını reddetmesinin ardından üç müttefik donanmanın Navarin’de Osmanlı ve Mısır filolarını imha ettiğini kaydeder.
Navarin, Yunan bağımsızlık sürecindeki en kritik askerî dönemeçlerden biridir.
Çünkü isyanı bastırmak üzere kullanılan Osmanlı-Mısır askerî gücünün deniz ayağı büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştı.
Üstelik bunu yapan Yunan isyancılar değildi.
İngiltere, Fransa ve Rusya’ydı.
Bu noktadan sonra Yunan meselesinin yalnız “Osmanlı Devleti ile isyancı tebaası arasındaki savaş” olarak anlatılması artık mümkün değildir.
Avrupa devletleri fiilen savaş alanına girmişti.
Navarin’den Rus Savaşına
Navarin’den sonra Osmanlı Devleti son derece zor bir stratejik duruma düştü.
Rusya ile ilişkiler hızla kötüleşti ve Nisan 1828’de Rusya Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etti.
Rus orduları iki cephede ilerledi.
Balkanlarda Tuna’yı geçtiler.
Kafkasya’da Osmanlı topraklarına girdiler.
1829 seferi ise Osmanlı açısından çok daha tehlikeli oldu.
Rus kuvvetleri Balkanları aşarak Edirne’ye kadar ulaştı.
Artık tehdit Mora’dan çok daha büyüktü.
Rus ordusu Osmanlı başkentinin yakınlarına gelmişti.
İstanbul’da ciddi bir askerî ve siyasi baskı oluştu.
II. Mahmud hükûmeti barış istemek zorunda kaldı.
Ve 14 Eylül 1829’da Edirne Antlaşması imzalandı.
14 Eylül 1829: Edirne Antlaşması
Edirne Antlaşması Osmanlı Devleti açısından ağır bir barıştı.
Rusya Karadeniz ve Balkanlar üzerindeki nüfuzunu genişletiyor, Eflak-Boğdan ve Sırbistan üzerindeki Osmanlı hâkimiyeti daha da sınırlandırılıyordu.
Fakat Yunan meselesi bakımından asıl önemli sonuç, Osmanlı Devleti’nin Büyük Güçlerin daha önce ortaya koyduğu çözüm çerçevesini kabul etmek zorunda kalmasıydı.
Diplomatik kayıtlarda Edirne Antlaşması'nın Yunan meselesinin Londra’da belirlenen esaslar doğrultusunda çözülmesini öngördüğü açıkça görülür.
Bu çok önemli bir kırılmadır.
Çünkü 1821’de:
“Osmanlı Devleti içinde çıkan bir isyan”
olarak başlayan mesele, 1829’da artık:
“Avrupa devletlerinin şartlarını belirlediği uluslararası bir sorun”
hâline gelmişti.
Fakat henüz son adım atılmamıştı.
Özerklikten Bağımsızlığa
İşin en dikkat çekici tarafı burada ortaya çıkar.
1827 Londra düzenlemesinde düşünülen Yunanistan, Osmanlı padişahına bağlı ve vergi ödeyen özerk bir yapıydı.
Fakat Büyük Güçler kısa süre içinde bundan daha ileri gittiler.
3 Şubat 1830 tarihli Londra Protokolü ile Yunanistan bağımsız bir devlet olarak tanındı.
Böylece birkaç yıl içinde formül:
İsyan → özerklik → bağımsızlık
şeklinde ilerledi.
Ardından 1832 Londra düzenlemesiyle yeni devlet bir krallık hâline getirildi ve Bavyera hanedanından Prens Otto Yunan tahtına getirildi. Dönemin diplomatik kayıtları 1832 düzenlemesinin Yunanistan’ı bağımsız bir krallık hâline getirdiğini açıkça kaydeder.
Burada tarihsel açıdan çarpıcı bir durum vardır:
Osmanlı Devleti’nden kopan yeni Yunan devletinin yalnız sınırları değil, rejiminin biçimi ve hükümdarı da Avrupa Büyük Güçlerinin diplomasisi içinde şekillendirildi.
Yunanistan’ı Osmanlı’dan Kim Kopardı?
Bu soruya tek bir aktörle cevap vermek tarihsel tabloyu bozar.
Yunan bağımsızlık hareketi olmadan Yunanistan kurulamazdı.
Mora’daki isyan ve yıllarca süren mücadele sürecin iç dinamiğiydi.
Fakat aynı derecede açık başka bir gerçek vardır:
Büyük Güçlerin askerî ve diplomatik müdahalesi olmadan sürecin aynı biçimde sonuçlanacağı söylenemez.
1827’de İngiltere, Fransa ve Rusya siyasi çözüm dayattı.
Navarin’de Osmanlı-Mısır donanmasını ortadan kaldırdılar.
Rusya 1828’de Osmanlı Devleti’ne savaş açtı.
Rus ordusu 1829’da Edirne’ye ulaştı.
Osmanlı Devleti ağır askerî baskı altında Edirne Antlaşması’nı imzaladı.
Ardından Büyük Güçler 1830’da özerklik formülünü bağımsızlığa çevirdi.
1832’de yeni Yunan Krallığı’nın siyasi yapısını belirlediler.
Dolayısıyla Yunanistan’ın Osmanlı’dan kopuşunu yalnız:
“Yunanlar ayaklandı ve bağımsızlıklarını kazandı”
şeklinde anlatmak eksiktir.
Ama bunun tam tersine yalnız:
“Avrupa Yunanistan’ı kurdu”
demek de Yunan bağımsızlık hareketinin kendi toplumsal, siyasi ve askerî dinamiklerini yok sayar.
Daha doğru tarihsel çerçeve şudur:
Yunan bağımsızlık hareketi içeride başladı; fakat bağımsız Yunan devletinin ortaya çıkışı, Büyük Güçlerin müdahalesiyle mümkün hâle gelen uluslararası bir süreç içerisinde gerçekleşti.
Edirne Antlaşması Neden Dönüm Noktasıydı?
14 Eylül 1829 bu yüzden yalnız bir Osmanlı-Rus barışının yıldönümü değildir.
Edirne Antlaşması, Osmanlı Devleti’nin Yunan meselesindeki hareket alanının büyük ölçüde daraldığı noktadır.
1821’de Babıâli karşısında isyancılar vardı.
1827’de karşısında İngiltere, Fransa ve Rusya’nın ortak diplomasisi vardı.
Navarin’den sonra karşısında onların donanmaları vardı.
1828’den sonra karşısında Rus ordusu vardı.
1829’da ise Rus askerleri Edirne’ye kadar gelmişti.
Ve bir yıl sonra bağımsız Yunanistan ortaya çıkacaktı.
Bu nedenle Yunanistan’ın Osmanlı’dan kopuşunu tek bir tarihe bağlamak mümkün değildir.
Ama zinciri görmek mümkündür:
1821 — Mora İsyanı
1827 — Londra Antlaşması
1827 — Navarin
1828 — Osmanlı-Rus Savaşı
1829 — Edirne Antlaşması
1830 — Yunanistan’ın bağımsızlığının uluslararası kabulü
1832 — Yunan Krallığı
Edirne Antlaşması bu zincirin tam ortasında değil, sonuca artık çok yaklaşıldığı yerde durur.
Çünkü 1821’de başlayan isyan sekiz yıl sonra yalnız bir ayaklanma olmaktan çıkmıştı.
Artık Avrupa diplomasisi Osmanlı Devleti’nin sınırlarını yeniden çiziyordu.
Ve Mora’da başlayan hareketin sonunda Osmanlı İmparatorluğu, modern çağda Balkan topraklarından koparak bağımsız devlete dönüşen ilk büyük milliyetçi siyasi oluşumlardan biriyle karşı karşıya kalıyordu:
Yunanistan.