Tarihe mal olmuş siyasi cinayet, katliam ve darbelerin yarattığı tartışmalar devam ediyor. Türkiye’nin insan hak ve hürriyetlerini esas alan anayasal ve demokratik bir hukuk devleti olma yönündeki reform ve iradesine tepki olarak ortaya çıkan bu tür saldırganlığın kökeninde neyin yer aldığı bu tartışmalardan biridir… Gözler bu tür daha önceki siyasi cinayet, kitlevî katliamları düzenleyen ve darbeler için ortamı olgunlaştıran devlet içine çöreklenmiş illegal yapılanmalara, yani “derin devlet” veya kontrgerillaya çevriliyor zaman zaman...
“Derin devlet” anlayışı vatandaşına ve halkına güvenmeyen otoriter anlayışın bir ürünüdür. Sadece Türkiye’ye ve bugüne has değildir. Mesela, Sparta’da mangalar halinde toplumdan tecrit edilmiş bir şekilde yaşayan savaşçılar, toplumda farklılık yaratan kişileri geceleri evinden alıp kaybederlerdi... Modern zamanlarda ise demokrasinin gelişmesi karşısında iktidarını kaybetmek istemeyen bürokrasinin bir kısmı ile demokrasinin sonuçlarına güvenmeyen bir kısım siyasetçilerin, kamuoyunu yönlendirmek, hatta demokrasinin yönetemeyen bir rejim olduğunu göstererek otoriter yönetime geçmek için toplumda kargaşa yaratacak illegal yapılanmalarla şiddet hareketleri yarattıkları görülmeye başlandı.
Türkiye’de de bilhassa İttihat ve Terakki Fırkasının rakiplerini yıldırmak ve seçimlerin serbestçe yapılmasını engellemek için şiddet hareketlerini kışkırttığı, hatta bizzat yaptığı görüldü.
Türkiye, soğuk savaşın başlamasıyla abartılı bir komünizm tehdidi iddiasıyla bu tür yapılanmaların yeniden önünü açtı. Solcu diye Tan gazetesinin basılması, DTCF’deki olaylar ve yazar Sabahattin Ali’nin faili meçhul bir şekilde katledilmesi bu bakımdan bir dönüm noktasıdır. CHP döneminde olan bu hadiseleri takiben DP döneminde Türkiye’nin NATO’ya girmesiyle bu yapılanmalar yenilendi. Bu dönemde 6-7 Eylül gibi azınlıklar aleyhindeki utanç verici eylemleri kışkırtan bu odakların, Kıbrıs davasına verdiği zarar ve DP’nin devrilmesinde aldığı rol, bugün artık kabul ediliyor. 1960’dan sonra cuntacılık ve sağ-sol çatışması içinde giderek etkinliği artan bu odağın, 70’lerin sonunda tartışılmasına rağmen üstesinden gelinememesi dönemin siyasetçilerinin zaafıdır. Bu zaaf, Türkiye demokrasisine 3,5 darbeye ve binlerce vatandaşın katline mal olmuştur.
NATO’nun diğer üyelerinde de olan Gladyo adı verilen bu yapılanmaların, hiçbir ülkede Türkiye kadar güçlü olmadığı, o ülkeler bu mirasla kamuoyu önünde hesaplaşırken Türkiye’nin bu meseleyi uzun süreye yaymasından anlaşılıyor. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu’daki düşük yoğunluklu çatışma dolayısıyla bu odaklarla hesaplaşmak bir yana onların imkan ve kabiliyetlerini arttırması, 90’lı yılların en büyük siyasi hatası olarak tarihe geçmiştir. Türkiye bugün bu meseleyi fiilen aştı ama arada hatırlamak bu tür hataların tekrarlanmaması için elzemdir.