Mehdi Zana tedavi gördüğü Diyarbakır’da vefat etti ve cenazesi Diyarbakır’da defnedildi. Allah rahmet eylesin, sevenlerine baş sağlığı dilerim. Bugün Mehdi Zana ve Hüseyin Nihal Atsız’ın faiileri olduğu geçmiş zamanda geçen üzücü ve ülkemize büyük zararlar veren bir ırkçılık hikayesi anlatacağım. Hikaye iki kişinin arasında kalmıyor, koca bir ülkeyi fitne ateşiyle yakabilecek kadar tehlikeli… Aradan bu kadar zaman geçtiği halde bu üzücü ve korkunç ırkçılık hikayesinden aydınlar yeterli dersleri alabildi mi, bilemiyorum… Aziz milletimiz ise birbirine düşmanlıkla ülkeyi ırkçılık gibi bir çıkmaz sokağa hapsetmeye çalışan aydınlara, darbelere, vesayet sistemine, yabancı ülkelerin istihbarat kuruluşlarının tahriklerine rağmen büyük bir feraset gösterdi ve bu hataya düşmedi. Milletimiz birlik, medeniyet, demokrasi, hukuk, kardeşlik, komşuluk, ortaklık yolundan ayrılmadı.
“İçim eylem isteğiyle dolu, kafamda köprüleri dinamitleme, tankerlerin yolunu tıkama, dükkânları kapattırma, fırınlara iş bıraktırma gibi düşünceler dolaşıyor. Ama kimse bu düşüncelerimi kabul etmeye yanaşmıyor, kime anlatsam hayal görmüş gibi aval aval yüzüme bakıyordu.”
Mehdi Zana Bekle Diyarbakır adıyla Doz Yayınları arasında çıkan kitabının 87nci sayfasında böyle diyor… Mehdi Zana niçin böyle diyordu?
Nihal Atsız’ın Ötüken dergisinde çıkan ve Kürtleri hedef alan bir yazısı üzerine, Mehdi Zana da faaliyete girişir. Önce Nihal Atsız’ın zehir zemberek yazısının bir kısmını okuyalım: Yoo, bu iktibası yapmaktan vazgeçtim. Çünkü bu şekilde ırkçılığa istemeden de olsa zemin açmasını arzu etmiyorum. Nihal Atsız milletimizi oluşturan unsurları oğluna yazdığı vasiyetname adlı metinde maalesef “iç düşman” olarak takdim ediyor, toprak talepleri olanları Afrika’ya sürmekten bahsediyor. Mehdi Zana, Atsız’ın yazısını ve buna yazdığı cevabı çoğaltarak; yani, matbaada bastırarak bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da gezerek dağıtmaya başlar… Fitneyi ateşini görüyor musunuz? Sonrası:
“Nihal Atsız’ın yazısı kendi kendini teşhir etmeye fazlasıyla yettiği gibi, halkın öfkelenmesine de neden oluyordu. Onların silâhları ile onları vuruyordum. Ağrı’ya kadar kesintisiz devam ettim. Ağrı’ya giderken, yolda ilginç bir olayla karşılaştım. Erciş’te bildiri dağıtıp geri otobüse bindiğimde, bildiri ve Nihal Atsız’ın yazısını okuyan biri; ‘Biz de onların anasını, avradını…’ diyerek, arabanın içinde yüksek sesle küfrederek, öfkesini dışa vurmaya başlamıştı. Bu tepki hoşuma gitmiş, bildirinin hedefine vardığına iyice inanmıştım.”
Evet, gördüğünüz gibi, “kendi kendini teşhir etmeye fazlasıyla” yeten sadece Nihal Atsız’ın yazısı değil. “Biz de onların anasını, avradını…” şeklinde küfredilmesi de Mehdi Zana’nın “hoşuna gitmiş”... Aslında Zana ne her ne kadar aksini söylese de Nihal Atsız’ın yazısı da hoşuna gitmiştir, çünkü bu zihniyet ancak bu gibi durumlarda bir işe (işin adı tahrik) yararlar, yarıyorlar.
“Her ırk kendi sınırları içine çekilmelidir” diye tarih, medeniyet, hukuk ve ahlakla bağdaşmayan görüş beyan eden Mehdi Zana şunları da ekliyor: “Tanrınızla, topunuzla, tüfeğinizle de gelseniz bu gerçekleşecek”. Dikkat buyrunuz Mehdi Zana da tıpkı güya eleştirdiği Nihal Atsız gibi saf ırklara ve bunların sınırlarının ayrılması gerektiğine vurgu yapıyor… Nihal Atsız’ın bu yanlış görüşleri çok eleştirildi ve eleştirilmeli de… Ancak Atsız’ın ırkçı görüşlerinin benzerini açıkça yazan ve sosyalist olduğunu söyleyen Mehdi Zana’nın yeterince eleştirildiği söylenebilir mi*?
Mehdi Zana meseleyi tank, top, tüfek meselesi olarak görerek yanılıyor. Mehdi Zana bir ülkeyi ayakta tutan, bir milleti bir araya getiren medeni ilişkiler, din, ortak tarih, ortak hukuk, ortak devlet, akrabalıkları, iş ortaklıklar, ortak düşmanlar, aynı çarşıdan alış veriş yapmak, aynı piyasada iş yapmak ve ortak iradeyle aynı millete mensup olmak gibi çok güçlü dinamikleri dikkate almayan bir ideolojik önyargıyla düşünüyor… Sonra da “her ırk kendi sınırlarına çekilmelidir” gibi insani, tarihi, medeni, hukuki gerçekliklerle bağdaşmayacak bir hezeyanı yazabiliyor. Halbuki Ziya Gökalp çok daha önceleri “Irk atlarda aranır” diyerek, ırkçılık düşüncesindeki yanlışlığı teşhir etmişti… Ancak bilhassa darbeler bu fikri zenginliğe, demokratik siyasetin kuşatıcılığına ve hürriyetlerin aşırılıkları törpüleyen siyasi kültüre büyük zarar vermiştir.
Muhtemelen Nihal Atsız da Mehdi Zana da bu aşırı ve ırkçı görüşlerini zamanla törpülemişlerdir… İki isim de bu görüşleri yüzünden hapsedildiler, Mehdi Zana aynı zamanda ağır işkenceler gördü. Bugün bu aşırılıkların ve ırkçılıkların artık tarihe mal olduğunu düşünmek isteriz ama maalesef topluma büyük zarar verdiklerini de söylemeliyiz. Şimdi inşallah bu isimlerin Türkiye’ye ırkçılığın çıkmaz ve hatalı bir yol olduğunu daima hatırlatacak ortak ve pahalı bir ders verdiğini düşünerek bu defteri kapatabiliriz.