Siyaset, devlet ve ahlâk

Siyasetin ahlâkla ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için yapılması gereken ilk şey, siyasetin doğru sorularla uğraşmasını temin etmek olacaktır. Aksi halde son zamanlardaki gibi bir çok yolsuzluk haberi arasında ağaçlara bakmaktan orman gözden kaçacaktır.

Murat Yılmaz

Yazan: Murat Yılmaz

· 3 dk okuma

Siyaset, devlet ve ahlâk

Siyaset ve ahlâk bahsi gündemden düşmüyor. Hemen her aktüel tartışmanın bu bahisle bir şekilde ilişkilendirildiği görülüyor. Samimi olarak yolsuzluklara karşı olanlar yanında, siyaseti, siyasetçileri ve dolayısıyla demokrasiyi yıpratmak isteyen zümreler, siyasî rakiplerini tasfiye etmek isteyenler bu ilişkiye dikkat çekiyorlar. Tartışmaları, "nerede bu devlet" sorusu, devlet düzeni, hukuk devleti, devletin yağmalanması, takip ediyor. Hukuk ve adaletten önce devletin aranması aslında meselenin ana kaynağını da işaret ediyor.

Siyasetin ahlâkla ilişkisini kuran iyi ve kötü anlayışlarıdır. Türkiye'deki siyasî düşünce geleneği ve siyaset pratiği ise iyi ve kötünün tartışıldığı siyaset felsefesi üzerinde değil, bu devlet nasıl kurtulur sorusu üzerinde teşekkül etmiştir. Bu yüzden Türk siyaseti en temel noktada ahlâkla problemlidir. Bugün yaşanan tartışmalar, devlet telakkisiyle ilişkilidir. Bu yüzden, ağaçlara dalıp ormanı kaybetmemek için önce bu noktaya, devlet telakkisine bakılmalıdır.

Siyasetin temel meselesi, bir toplumun ortak iyiye nasıl ulaşacağıdır. Osmanlı-Türk siyasî kültür geleneğinde ise siyaset, devlet demektir. Devlet, fitneye fırsat vermeyen bir asayiş ve namus bekçisidir. Siyaset bu bekçinin, devletin işidir. Tebaa ise bekçinin sağladığı asayiş ve namus emniyetine şükretmek dışında siyaset sokağına giremez. Böylece kamu hayatını terk eden vatandaşlar, özel hayatlarını yaşayarak mutlu olabilirler. Halbuki mutluluk ve ortak iyi sadece özel hayatımızı yaşayarak, özel alandan devşirilebilecek bir şey değildir. Daha da önemlisi özel hayata müdahale edilmemesinin garantisi, devletin sınırlanmasıdır özel hayatın değil.

Buradaki "namus" anlayışı eski Yunan'daki nomos kavramı ile birlikte düşünülmelidir. Nomos, her kültürün dünyayı yaşanabilir kılan anlamlılık haritası ve uyulması gereken toplumsal kurallar mecmuası şeklinde anlaşılmalıdır. Devlet işte bunu muhafaza eden bir şeydir. Ancak devlet burada, sadece bir aygıt olmanın ötesinde yukarıdaki anlayışın bir tezahürüdür. Bir başka söyleyişle devlet, bu anlayışla medeniyeti temsil eder, dahası o medeniyetin kendisidir. Fakat, modernleşme hareketiyle devlet, bu medeniyetin kendisi olmak veya muhafazı olmak misyonu yerine, bu medeniyeti ve nomos anlayışını bizatihi değiştirecektir.

Böylece devlet korumakla mükellef olduğu medeniyet yerine ve ona rağmen, yeni bir medeniyet kurmaya yönelecektir. Bu yeni medeniyet, devlete eskisinden farklı olarak demokratik bir esasta rol biçerken; devlet, yeni medeniyet anlayışını eski medeniyetin düşünme ve davranış kalıpları içinde algılayacaktır. Bu da yeni medeniyetin, modernleşmenin veya demokrasinin başarılı olmasını engelleyecektir.

Bu çerçevede modernleşme anlayışını benimseyenlerin devleti desteklemeleri, ilk elde anlaşılabilir. Fakat bu desteği verenlerin, şayet modernleşmeyi sahiden benimsiyorlarsa devletin bu süreçteki konumundan rahatsızlık duymaları beklenmelidir. Bu, bir rahatsızlık yaratmıyorsa, bu desteğin kökeninde modernleşme projesi değil, kadim devlet telakkisi yatıyor demektir. Kadim telakki ise devletin yaptığı her şeye bir hikmet atfeden, devlete ilahî vasıflar yükleyen ve devlet yapıyorsa doğrudur şeklinde ifade edilebilecek devlet telakkisinden başka bir şey değildir. İşte bu yüzden, bu tavır, demokratik bir tavır olarak nitelendirilemez.

Devletin modernleşme hareketinden farklı bir yerde duranlar da, devlet ile ilişkilerini tanzim etmekte zorlanmaktadırlar. Bir yandan kadim devlet telakkisini kabul etmekte, öbür yandan bugünkü devleti dünya görüşleriyle telif edememektedirler. Dünya görüşleri sebebiyle devlete tamamen muhalif bir safta mevzilenemezken, reel devlet, tahayyül ettikleri devlet olmadığından, rahatlıkla devlet safında da yer alamamaktadırlar. Kendilerinin de muhalif olduğu bir akım veya görüş karşısında ise müstağni kalamayarak veya demokratik davranamayarak insiyaki şekilde devlet safına savrulmaktadırlar.

Türk siyasetinin siyasî ahlâkla ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için, iki partinin de "bu devlet nasıl kurtulur" sorusunu bir yana bırakarak "insan hakları ve adalet nasıl tesis edilir, demokratik bir devlet nasıl kurulur" sorularını esas almaları gerekiyor. Sadece devleti esas almak, devleti sınırlandıracak iyi ve kötü anlayışından; yani, siyasî ahlâktan kopuk bir devlet fetişizmine yol açacaktır. İşe bu temel noktadan başlanmazsa siyaset ve ahlâk tartışmaları siyasî rakiplerini bertaraf etmek, siyaseti ve siyasetçileri kötüleyerek demokrasiyi sınırlandırmak dışında bir amaca hizmet etmeyecektir. Siyasetin ahlâkla ilişkisinin sağlıklı bir şekilde kurulabilmesi için yapılması gereken ilk şey, siyasetin doğru sorularla uğraşmasını temin etmek olacaktır. Aksi halde son zamanlardaki gibi bir çok yolsuzluk haberi arasında ağaçlara bakmaktan orman gözden kaçacaktır.

Diğer yazarlar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim