- Türkiye, COP31 zirvesine hazırlanırken 2053 net sıfır emisyon hedefi için yeşil dönüşüme odaklanıyor.
- Enerji, sanayi ve sıfır atık çalışmalarında 10 milyar liralık finansman hacmi hedefleniyor.
- Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, önümüzdeki 10 yılın kritik olduğunu ve COP31'in önemli fırsatlar sunduğunu belirtti.
Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede dünyanın en önemli buluşmalarından COP31'e ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Kasım ayında Antalya'da düzenlenecek zirveye 196 ülkeden yaklaşık 100 bin katılımcının gelmesi, ekonomik hareketliliğin ise 2 milyar doları bulması bekleniyor. Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefinin de öne çıkacağı zirve öncesinde, enerji, sanayi ve sıfır atık alanındaki dönüşüm çalışmaları önem kazanıyor. Konuyu gdh'a değerlendiren Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, önümüzdeki 10 yılın belirleyici olacağını vurgulayarak COP31'in sunduğu fırsatları ve yürüttükleri çalışmaları anlattı.
2053'e giden yol 2038'den geçiyor
Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşabilmesi için enerji, sanayi, ulaşım, tarım ve atık yönetimi başta olmak üzere birçok alanda dönüşüm gerektiğini söyledi. Türkiye'nin uzun vadeli iklim stratejisine göre sera gazı salımının en geç 2038'de en yüksek seviyeye ulaşması, ardından azalarak 2053'te net sıfıra inmesi hedefleniyor. Ağırbaş, bu süreçte enerji verimliliğinin artırılması, temiz teknolojilere yatırım yapılması ve üretim modellerinde yapısal değişikliklerin önemine dikkat çekti.
Emisyonların yüzde 71,8'i enerjiden
Türkiye İstatistik Kurumunun 2024 yılı verilerine göre toplam sera gazı salımının yüzde 71,8'inin enerji kaynaklı olduğunu belirten Ağırbaş, “Sanayi süreçleri ve ürün kullanımı yüzde 12,9, tarım yüzde 12,6, atık sektörü ise yüzde 2,6 paya sahip. Bu tablo bize, öncelikle enerji üretim ve tüketimimizi dönüştürmemiz gerektiğini gösteriyor” dedi. Sanayide kaynakların daha verimli kullanılması ve atıkların yeniden ekonomiye kazandırılması gerektiğini belirten Ağırbaş, sıfır atık ve döngüsel ekonominin iklim mücadelesinin temel parçaları olduğunu vurguladı.
Temiz enerji tek başına yeterli değil
Enerji sisteminde yapılması gereken değişiklikleri de anlatan Ağırbaş, “Yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmak, elektrik şebekelerini güçlendirmek, enerji depolama kapasitesini geliştirmek ve sanayi, binalar ve ulaşımda elektrifikasyonu yaygınlaştırmak büyük önem taşıyor” dedi. Yenilenebilir enerji yatırımlarının tek başına yeterli olmayacağını belirten Ağırbaş, “Enerji üretimini temiz kaynaklara dönüştürürken enerji verimliliğini artırmamız, sanayide karbon yoğunluğunu azaltmamız, ulaşım ve binaları dönüştürmemiz, atıkları ekonomiye yeniden kazandırmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı. Ağırbaş, asıl hedeflerinin yalnızca daha fazla temiz enerji üretmek değil, ekonominin tamamında daha az kaynak tüketen ve daha az sera gazı salımına neden olan bir üretim ve yaşam modelini yaygınlaştırmak olduğunu söyledi.
Gelecek 10 yıl yol haritasını belirleyecek
Türkiye'nin iklim hedeflerine ulaşmasında önümüzdeki 10 yılın belirleyici olacağını anlatan Ağırbaş, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması ve sanayide temiz üretim teknolojilerinin desteklenmesi gerektiğini belirtti. Ağırbaş, “Ulaşımda elektrik kullanımının yaygınlaştırılması, binalarda enerji tüketiminin azaltılması ve atıklardan kaynaklanan metan gazı salımının düşürülmesi de atılması gereken adımlar arasında yer alıyor” dedi. Türkiye'nin 2035 yılına yönelik ulusal katkı beyanının bütün bu sektörleri kapsadığını hatırlatan Ağırbaş, “Önümüzdeki 10 yılda yatırımlarımızı, finansman mekanizmalarımızı ve toplumsal farkındalık çalışmalarımızı ortak bir hedef doğrultusunda birleştirmeli; ilerlemeyi ölçülebilir sonuçlarla takip etmeliyiz” dedi.
Taahhütler somut sonuçlara dönüşmeli
Türkiye'nin 2053 hedefine ulaşmak için uzun vadeli bir yol haritası bulunduğunu belirten Ağırbaş, “Türkiye’nin uzun vadeli yol haritası ve COP31 kapsamında ortaya koyduğumuz uygulama yaklaşımı önemli; ancak mevcut politikaların tek başına yeterli olmayabileceğini, emisyonları azaltacak adımların daha hızlı hayata geçirilmesi gerektiğini de görüyoruz” dedi. Türkiye'nin çevre ve döngüsel ekonomi yatırımlarında önemli ilerleme kaydettiğine dikkat çeken Ağırbaş, “Enerjiden sanayiye, şehirlerden atık yönetimine kadar her alanda somut sonuçlar üretmeli, sıfır atık ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştırmalıyız. COP31’de de hedefimiz, iklim taahhütlerini sahada ölçülebilir eylemlere dönüştürmek olmalı” diye konuştu.
500'den fazla projeye finansman hedefi
Yeşil dönüşümde finansman ve sanayi iş birliklerinin önemini de vurgulayan Ağırbaş, “Sıfır Atık Vakfı olarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile yürüttüğümüz çalışmalarla sanayide kaynak verimliliğini ve döngüsel ekonomi uygulamalarını yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Sıfır Atık ve Döngüsel Ekonomi Finansman Paketi kapsamında ise ilk aşamada 500’ün üzerinde kurum ve projeye ulaşılması ve 10 milyar liralık finansman hacmi oluşturulması hedefleniyor” dedi. Sanayicilerin temiz üretim teknolojilerine yatırım yapması, atıklarını yeniden ekonomiye kazandırması ve daha az kaynakla daha fazla değer üretmesi gerektiğini belirten Ağırbaş, çevresel hedeflerin finansman, teknoloji ve üretim kapasitesiyle desteklenmesi gerektiğini söyledi. COP31 sürecinde üzerinde durdukları İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımının ise iklim taahhütlerini yatırım yapılabilir projelerle buluşturmayı ve finansmanın sahaya daha etkili ulaşmasını amaçladığını ifade etti.
Gıda israfından metan salımına mücadele
İklim mücadelesinin yalnızca enerji üretiminden kaynaklanan emisyonları azaltmakla sınırlı olmadığını belirten Ağırbaş, kaynakların nasıl kullanıldığı, tüketim alışkanlıkları ve atık yönetiminin de bu süreçte önemli olduğunu söyledi. Gıda israfının önlenmesi, organik atıkların doğru yönetilmesi ve atık kaynaklı metan emisyonlarının azaltılmasının iklim hedeflerine katkı sağlayabileceğini ifade etti. Emine Erdoğan'ın himayelerinde yürüttükleri çalışmalara da değinen Ağırbaş, Türkiye Sıfır Atık Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları aracılığıyla şehirlerin ihtiyaçlarını, yerel yönetimlerin kapasitesini ve kaynak yönetimine yönelik çözüm önerilerini bir araya getirdiklerini belirtti. Eğitim programları, gençlere yönelik çalışmalar ve özel sektör iş birlikleriyle sıfır atık uygulamalarını toplumun bütün kesimlerine yaymayı amaçladıklarını kaydetti.
2035 için dört önemli hedef
Ağırbaş, 2035 yılına kadar elektriğin nihai enerji talebindeki payının küresel ölçekte yüzde 35'e çıkarılması, atık üretimindeki artışın yarı yarıya azaltılması, binalarda enerji kullanım yoğunluğunun en az yüzde 25 düşürülmesi ve üretim sektöründe döngüsel malzeme kullanımının en az yüzde 15'e ulaşmasının önemli hedefler arasında bulunduğunu belirtti. Bu hedeflerin Türkiye'nin ulusal hedeflerinden ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ağırbaş, COP31'in küresel gündeminde yer alan hedeflerin Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon yolculuğunda atacağı adımlar açısından da önemli bir çerçeve sunduğunu söyledi.
Yeşil dönüşümde adalet vurgusu
İklim adaletinin önemine değinen Ağırbaş, “Meseleye yalnızca enerji kaynakları üzerinden değil, ülkelerin kalkınma ihtiyaçları ve vatandaşların enerjiye erişimi üzerinden de bakmalıyız. Dönüşümün adil, erişilebilir ve ekonomik açıdan sürdürülebilir olması gerekiyor. Hiçbir ülkenin kalkınma hakkını göz ardı etmeden, temiz enerjiye geçişi hızlandıracak ortak çözümler geliştirmeliyiz. COP31’in temel yaklaşımı da enerji güvenliği, erişilebilirlik ve iklim eylemini birlikte ele almak” ifadelerini kullandı.
COP31 ile hedeflerden uygulamaya
İklim değişikliğinin önümüzdeki süreçte su kaynakları, tarımsal üretim, şehirler ve doğal ekosistemler üzerindeki baskıyı artırabileceğini belirten Ağırbaş, enerji ve kaynak verimliliğinde geri kalmanın üretim maliyetleri ve ihracat rekabeti açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Ağırbaş, “Ancak biz meseleye yalnızca riskler üzerinden bakmıyoruz. Türkiye’nin yeşil dönüşümü hızlandırması için önemli fırsatlar da var. COP31’in temel yaklaşımı da iklim hedeflerini kâğıt üzerinde bırakmadan, ekonomik ve toplumsal fayda üreten somut uygulamalara dönüştürmek” dedi. İklim mücadelesinin yalnızca devletlerin ve uluslararası zirvelerin gündemiyle sınırlı olmadığını söyleyen Ağırbaş, şehirlerde, okullarda, sanayide ve günlük yaşamda da karşılık bulması gerektiğini belirtti. Ağırbaş, 2053 net sıfır emisyon hedefinin yalnızca devletin değil, üreticiden tüketiciye toplumun bütün kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.