gdh digital

Güney Kafkasya'da bilinen tüm dengelere meydan okuyan “çoklu denklem”

Kafkasya, küresel güç mücadelesinin yeni oyun sahası mı olacak? Güney Kafkasya gerilimi, sadece Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan bir gerilimin çok ötesine geçti.

Yazan: Adem Kılıç

· Güncellendi:

Güney Kafkasya'da bilinen tüm dengelere meydan okuyan “çoklu denklem”

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Güney Kafkasya'nın jeopolitik önemi geçmişten günümüze kadar neredeyse sürekli olarak artarak gelmiştir.Bilinen tarih boyunca hep devam etmiş olsa da Sovyetler Birliği'nin çökmesi ve Soğuk Savaş döneminin sona ermesi ile birlikte Güney Kafkasya bölgesi, küresel ve bölgesel aktörlerin güç mücadelesinde ön plana çıkan bir sahne olmaya başlamıştır.

Kendi sahip olduğu enerji kaynaklarının yanı sıra Orta Asya ve Orta Doğu'daki kaynakların da Batı'ya geçiş yolu olan bölge, küreselleşen dünya ile birlikte kritik bir ticari geçiş koridoru olma özelliği de kazanarak daha fazla dikkat çekmeye başlamıştır.

Bugün gelinen noktada ise bölge, özellikle 2. Karabağ Savaşı'nın ardından dünyada eşine belkil de hiç rastlanmamış “çoklu bir denkleme” ve dünyada şimdiye kadar bilinen dengelere “meydan okur” nitelikte bir küresel rekabete sahne olmaya başlamıştır.

Güney Kafkasya'da değişen dengelerde Rusya ve İran ilişkileri

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından bu yana İran ve Rusya'nın, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki gerilime yaklaşımları büyük ölçüde benzerlikler göstermesine rağmen, Tahran ve Moskova son yıllarda; Türkiye'nin bölgeye güçlü bir şekilde geri dönüşü, Zangezur Koridoru, bu koridorun İran'ın bölgesel çıkarlarına yapacağı etki, Ermenistan sınırına olası etkileri ve İsrail'in Azerbaycan'la ilişkileri konusunda ayrışmıştır.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra İran ve Rusya, başta NATO ve ABD olmak üzere Batılı güçlerin bölgeye müdahalesine engel olmak için Güney Kafkasya'nın üç yeni devletine karşı benzer yaklaşımlar geliştirdi. Hatta İran, Ermenistan ve Rusya, Güney Kafkasya'da giderek bir tür yazılı olmayan ittifak oluşturdu.

Sovyetler Birliği'nin dağıldığı ve Karabağ krizinin başladığı 1990'ların başında İran, Karabağ ve çevresindeki bölgeleri Azerbaycan'ın toprakları olarak tanıyan ilk ülkelerden birisi oldu. Ancak bununla birlikte İran, Ermenistan ile de ilişkilerinde dengeyi korumaya hatta bölgesel dengelerin değişmemesi için çeşitli başlıklarda Ermenistan'ı açıkca desteklemeye çalıştı.

Rusya ise, bölgedeki askeri üsleri ve Ermenistan'ın Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyeliği aracılığıyla Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki dengenin korunması için 'etkin ülke' olma rolünü üstlenme misyonu ile hareket etmeye çalıştı. Ancak son yıllarda, Tahran ve Moskova arasındaki yakın ilişkilere rağmen, iki tarafın Erivan ve Bakü arasındaki çatışmaya yönelik algıları ve bölgeye dair yaklaşımları giderek farklılaştı.

Tahran ve Moskova ilk olarak Nikol Paşinyan'ın 2018'de iktidara gelmesinden ve Türkiye'nin birinci dünya savaşından sonra ilk kez etkin bir şekilde Güney Kafkasya sahnesine dönmesinden sonra bölgedeki politikaları konusunda ayrışmaya başladı.

Bu süreç şüphesiz ki; 44 gün süren İkinci Karabağ Savaşı'nın ortaya çıkardığı sonuçlar ve Rusya'nın Ukrayna'yı geniş çaplı işgali ile daha da yoğunlaştı. Bu ayrışma ilk olarak; savaş sırasında “tarafsız” kalan iki ülke tarafından 2. Dağlık Karabağ Savaşı'nın sonuçlanmasından hemen sonra yapılan açıklamalar ile tam olarak gün yüzüne çıktı.

İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, 2.Dağlık Karabağ Savaşı ardından Kasım 2020'de yaptığı açıklamada kullandığı; "Ermenistan bölgesinden ele geçirilen topraklar iade edilmeli ve özgürleştirilmelidir" ifadeleri, Rusya Devlet Başkan Putin'in "askeri çatışma Ermenistan topraklarında gerçekleşmedi" yanıtı ile karşılaştı.

Bu ayrışmaya dair bir diğer örrnek ise Ermenistan, Azerbaycan ve Rusya arasında 2020 yılında imzalanan Dağlık Karabağ ateşkes anlaşmasında yer alan; "Tarafların anlaşmalara uyup uymadıklarının daha etkin bir şekilde izlenebilmesi için ateşkesi denetleyecek bir ateşkes izleme merkezi kurulacaktır." ifadesinin sonucu olarak ortaya çıktı.

Bu anlaşmada Türkiye'nin adı geçmese de bir mutabakat zaptı ile bir Türk-Rus izleme mekanizması hayata geçirildi. Ağdam'da hayata geçirilen bu ateşkesi izleme merkezine Türkiye katıldı ancak İran süreçte yer almadı.

İran ve İran'ın kuzeybatı sınırları savaşın sonuçlarından derinden etkilenmiş olsa da İran'ın bu merkeze katılmaya davet edilmemesi, Rusya'nın bu konuda İran'ın çıkarlarını göz ardı etmeye hazır olduğunu ortaya koydu ve bu durum İran'ı daha da fazla rahatsız etti.

Diğer bir örnek ise; İran'ın aksine Rusya, Zengezur Koridoru'na karşı çıkmadı. Zira İran, bu koridorun açılması ile Ermenistan ile olan sınırının kapanması ya da tamamen yok olmasından, dolayısıyla da bölgedeki etkisinin artması ve Azerbaycan ile sınır komşusu olarak Güney Azerbaycan meselesinin tetiklenebileceğinden endişe duyuyor. Ayrıca Rusya'nın İsrail'in Güney Kafkasya'daki varlığı ve özellikle de Azerbaycan'daki rolüne ilişkin görüşleri İran'dan oldukça farklı.

İran, kuzeybatı sınırlarının yakınında istihbarat ve casuslukla ilgili tehditlerden ve İsrail insansız hava araçlarının İran'ın askeri ve nükleer merkezlerine yönelik tehdidinden son derece endişe duyarken, İsrail ile yakın ilişkileri olan Moskova bu konuda tarafsız kalmaya çalıştı.

Rusya ayrıca, İsrail'in Güney Kafkasya'daki varlığına sessiz kalması gibi Suriye'de de İsrail'e operasyonlar için hava sahasını açarak benzer bir yaklaşım benimsedi. Bu yaklaşımlar Rusya ve Tahran'ın bölgede ayrıştığı başlıca konular olarak göze çarptı.

Bu örnekler net bir şekilde ortaya koyuyor ki; 2.Dağlık Karabağ Savaşı'nın ardından yani son üç yılda Rusya, Türkiye'nin de büyük etkisi ile İran'ın Güney Kafkasya'daki jeopolitik kaygılarını giderek daha fazla görmezden geldi.

Hatta Tahran ve Bakü arasındaki gerilim Eylül ve Ekim 2021'de zirveye çıktığında İran, Güney Kafkasya'daki “jeopolitik tehditlere” karşı sınırda geniş çaplı askeri tatbikatlar düzenledi. Ancak İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan ile 6 Ekim 2021'de Moskova'da bir araya gelen Rusya Dışişeri Bakanı Sergey Lavrov, Moskova'nın Tahran'ın Azerbaycan sınırı boyunca gerçekleştirdiği askeri tatbikata karşı çıktığını açıkça ifade etti.

Bütün bu gelişmeler, İran ve Rusya'nın 2.Karabağ Savaşı öncesindeki büyük ölçüde ortak yaklaşımlarına ve Ukrayna savaşı ile artan ilişkilerine rağmen Güney Kafkasya'da giderek ayrışan konumlarının tescili oldu.

Güney Kafkasya'da yükselen güç Türkiye

Karabağ zaferi ile Türkiye, Güney Kafkasya geri döndü ve bölgede hem jeopolitik konumunu hem de askeri konumunu güçlendirdi. Zira Karabağ zaferi, bu coğrafyada toprak işgali yaşayan bir ülkenin ilk kez bir savaşta Rusya’nın geleneksel müttefiki olan bir ülkeye karşı zafer kazanması anlamına gelmektedir.

Ayrıca bu zafer, Karabağ sorunun çözmek için kurulan ve Rusya, Fransa ve ABD gibi güçlerin de eş başkanı olduğu AGİT Minsk grubuna rağmen gerçekleşmiş ve yaklaşık 30 yıldır “süper güçler” tarafından çözülemeyen bir sorunun Türkiye tarafından çözülmesi ile Türkiye'nin artan stratejik gücünün göstergesi olmuştur.

Türkiye'nin askeri olarak konumunu güçlendirmesi konusunda; savaşın seyrini değiştirecek şekilde Azerbaycan'a verdiği destek, Azerbaycan ile yaptığı güvenlik anlaşması ile Azerbaycan’ın “Türk modeli ordu kuracağını” belirtmesi ve Türk askerinin Rus-Türk Gözlem Merkezi çerçevesinde bölgede varlığının bulunması, bu güçlenmeyi sembolize eden en önemli göstergeler olarak belirtilebilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev arasında imzalanan tarihi Şuşa Beyannamesi de ilişkilerin stratejik derinliğinin ve Türkiye'nin bölgedeki varlığının artık kalıcı olacağını ortaya koymaktadır.

Diğer yandan Türkiye’nin bölgede artan gücü, Rusya ile gelişen ilişkileri, Karabağ Savaşı'nın bir sonucu olarak ortaya çıkan Zengezur Koridoru ile bölgeye direk erişimi, artan savunma sanayi gücü ve Türk Devletleri Teşkilatı gibi hamleler, Asya ülkelerini Ankara ile ilişkilerini geliştirme yönünde cesaretlendirmiştir.

Bütün bu gelişmeler, artık Türkiye'nin sadece etkiye karşı tepki veren değil, etki üreten ve Batı ya da Doğu ekseninde değil kendi eksenini oluşturan güçlü bir ülke olduğunu ortaya koymuştur.

Güney Kafkasya'da küresel dengeler

Dünya son dönemde; Afrika'dan Körfez'e, Balkanlar'dan Orta Doğu'ya kadar neredeyse her alanda yaşanan köklü değişimler, Güney Kafkasya'da da kendisini göstermektedir. Fakat özellikle 2.Karabağ Savaşı ile bölgede değişen dengeler, çoğu bölgenin aksine “çoklu bir denklem” olma özelliği taşımakta ve dünyada şimdiye kadar bilinen dengelere “meydan okur” niteliktedir.

Son çatışmanın tarafları olan Ermenistan ve Azerbaycan dışındaki ülkelerin çıkarlarını ve yaklaşımlarını kısaca özetlemek gerekirse Güney Kafkasya bölgesinde;

Rusya; post-Sovyet coğrafyası olarak gördüğü alanda etkisini kaybetmemek ve hem askeri hem de ekonomik olarak çıkarlarını sürdürmek istemektedir.

İran; Türkiye'nin Zengezur Koridoru ile Türk Cumhuriyetlerine direk erişim sağlayarak etkisini artırmasını, aynı koridorlarla Ermenistan ile sınırını kaybederek ve Azerbaycan ile direk komşu olarak, Güney Azerbaycan meselesinin tetiklenmesini engellemek istemektedir.

İran ayrıca, hem bu koridor ile bölgesel olarak geçiş ülkesi olma özelliğini kaybedeceğini hem de Azerbaycan ile iyi ilişkileri olan İsrail'in bölgede varlığının artarak kendisi için bir “ulusal güvenlik” riski oluşturacağını düşünerek bunları engellemek istemektedir.

ABD; Rusya'nın Ukrayna ile savaşını bir fırsat olarak görerek, post-Sovyet coğrafyasında etkisini artırmak, buradan geçen ticaret ve enerji yollarında söz sahibi olmak ve Bir Kuşak Bir Yol Projesi gibi Çin'in projelerinin etkisini kırmak istemektedir.

Fransa; 2.Karabağ Savaşı öncesinde Minsk Grubu eş başkanı sıfatıyla Karabağ sorununun asli taraflarından birisi olma özelliğini kaybetmeme ve bölgedeki etkisi açısından tek diyalogda olduğu ülke olan Ermenistan ile ilişkilerini kaybetmemek istemektedir.

İsrail; İran ile yaşadığı kadim düşmanlık nedeni ile İran'ı çevrelemek ve Azerbaycan ile ilişkilerini de kullanarak bölgede hem askeri varlığını hemde etki alanını artırmak istemektedir.

Çin; bölgeden ve bölge üzerinden özellikle ABD tarafından kendisine yönelebilecek tehditleri sınırlandırmak ve büyük yatırımlar yaptığı Bir Kuşak Bir Yol Projesi'nin orta Koridoru'nu garanti altına almak istemektedir.

Çin ayrıca; bölgedeki enerji kaynaklarına ulaşarak kendisi için kaynak çeşitliliği sağlamak ve bölgeyi Batı’ya giden alternatif yollardan biri olarak kullanmak istemektedir.

Hindistan; Çin'in bölgede artan varlığı, Türkiye-Azerbaycan-Pakistan ekseninin güçlenmesi, Rusya'nın Ukrayna savaşı ile azalan etkisi ve Çin'i dengelemek gibi kaygılar bölgede etki alanı oluşturmak istemektedir. Hatta Hindistan son dönemde, Ermenistan'ın en güçlü silah ihracatcısı pozisyonuna gelmiştir.

Türkiye; lojistik ve enerji üssü olma hedeflerinin yanı sıra, hem dost ülke Azerbaycan hem de tarihi ve kültürel bağları olan Türk Devletleri ile ilişkilerini geliştirmek için bölgede hem askeri hem de ekonomik olarak etkin olmak istemektedir.

Ön planda olan bu ülkelerin dışında da çok sayıda aktör bölgede rol almak istese de ana aktörler olarak bu ülkeler sıralanabilir. Ancak daha önemli olan, bu ülkelerin şimdiye kadar birbirlerini tamamlayan politikalarının Güney Kafkasya bölgesinde “çoklu bir denkleme” dönüşmesi ve dünyada şimdiye kadar bilinen dengelere “meydan okur” nitelikte olmasıdır.

Örnek olarak; Sovyet döneminin ardından yaklaşık 30 yıl bölgede neredeyse birebir aynı yaklaşım ve politikaları izleyen Rusya ve İran, şu anda Zengezur koridoru başta olmak üzere İsrail ve sınır meseleleri hakkında farklı düşünmektedir.

Örnek olarak; bölgeden Batı'nın çıkarılması anlamında kadim bir politika izleyen İran, şu anda ABD ve Fransa'nın destek verdiği Ermenistan'a destek vererek Batı ile benzer bir politika izlemektedir.

Örnek olarak; enerji ve bölgesel etki hedefleri bağlamında herzaman Azerbaycan ile iyi ilişkiler yürütmek isteyen ABD ve Fransa, Ermenistan lehine bir politika izlemektedir.

Örnek olarak; bölgedeki ABD ve Batı etkisine karşı neredeye her zaman aynı politikaları izleyen İran ve Çin, Güney Kafkasya'daki başta Zengezur Koridoru olmak üzere farklı politikalar izlemektedir.

Şimdiye kadar bilinen dengelere “meydan okur” nitelikteki bu örnekler çoğaltilabilir. Hatta din ve kültürel bağlar anlamında Müslüman bir ülke olan İran'ın Ermenistan'a, İsrail'in ise Müslüman bir ülke olan Azerbaycan'a destek verdiği farklı denklemlere de dikkat çekilebilir. Kısaca değinilen bu örnekler bile, Güney Kafkasya'daki bu “çoklu denklemin” nasıl bir kaos potansiyeline sahip olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bütün bu bilgiler, Güney Kafkasya’nın dünyadaki tüm jeopolitik denklemlerden farklı olduğunu, küresel rakabetin uzun bir süre bölgede artarak devam edeceğini ve askeri gerilimlerin yaşanma ihtimalinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Güney Kafkasya, sadece Azerbaycan ve Ermenistan arasında yaşanan bir gerilimin çok ötesine geçmiş ve “üstü örtülü” üçüncü bir dünya savaşının arenası haline gelmiştir.

Kaynak: gdh haber merkezi

Podcast

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

gdh gündem bülteni

Gündemin nabzını her sabah gelen kutunuzda yakalayın.

Türkiye ve dünyadan öne çıkan haberleri, arka plan analizleriyle birlikte doğrudan e-posta adresinize gönderiyoruz.

Ücretsiz · İstediğiniz an iptal

Gündem bültenine katılın

Kayıt ücretsiz; istediğin an abonelikten çıkabilirsin.

Tüm bültenleri gör

Şehrini seç

Haberi Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim