30 Ekim 2020’de vefat eden Anavatan Partisi’nin önemli isimlerinden Başbakan Mesut Yılmaz ölümünün 6. yıldönümünde kabri başında anıldı. Mesut Yılmaz, siyasi hayatında neredeyse birbirine zıt iki farklı misyon yürütmüştü…
ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın ve diğer ANAP kurmaylarının zaman zaman yaptığı demokratik çıkışlar siyasi hafızamızdaki yerini muhafaza ediyor. Mesut Yılmaz bu çıkışlarını sadece 28 Şubat üzerinden değil, Özal ile mücadelesi dolayımıyla özeleştirisini yaparak zenginleştirdi. Bu tavır, ANAP için son zamanlarda nükseden merkez tartışmalarının ötesinde bir beka davasını yansıtmaktadır. Bu noktaya sonra dönmek üzere ANAP kurucusu ve lideri olan Turgut Özal'ı ve misyonunu kısaca hatırlayalım.
1980'lerde dünyadaki yeni iktisadî yapılanma Türkiye'de Özal marifetiyle etkisini gösterdi. ABD'de Ronald Reagan'ın, İngiltere'de Margaret Thatcher'ın temsil ettiği dünya çapındaki yani sağ dalganın Türkiye'deki dünyaca da bilinen temsilcisi Özal olmuştu. 24 Ocak 1980 kararlarının mimarı olan Özal, askerlerin ekonomik sahayı kendisine tahsis etmesiyle ve siyasî yasaklar sayesinde bu konuda rakipsizdi.
Yeni iktisat politikasının esası kapalı ve devletçi ekonomilerin açık ve piyasa kurallarına, rekabete uygun bir yeniden yapılanma sürecine girmesiydi. Türkiye böylece ithal ikâmesi yerine, ihracata dayalı büyüme, dışa kapalı ekonomiden dışa açık ve dünyaya entegre bir ekonomi tercihinin gereği olarak eski devletçi iktisadî yapının tasfiyesine yöneldi. Bu durum mevcut yapının ortaya çıkardığı "büyük sermayenin" haksız rekabet konumundan mahrum olması ve rekabete girmesi demektir. Bugün Anadolu kaplanları denen sermaye grubunun ve ayrıca dışarıdan her ne surette olursa olsun döviz getirerek hayalî ihracat yoluyla bu parayı aklayan kesimlerin piyasaya girmesi böylece mümkün oldu.
Türkiye özel tarihî şartları içerisinde1980 sonrası yeniden yapılanan dünya ekonomisi içerisinde daha çok sosyalist Doğu Bloku ve üçüncü dünya ülkelerinin içine düştüğü ikilemi yaşadı: Var olan iktisadî yapı aynı zamanda siyasî bir yapıya dayanıyordu. Dolayısıyla, yeniden yapılanma iktisadî alanın ötesine geçecek siyasî bir proje olmalıydı.
Turgut Özal 80'lerin sonunda durumu fark ederek böyle bir projeye yöneldi. Mesut Yılmaz ile yolları bu şekilde ayrıldı. Statükoyu savunanlar Mesut Yılmaz marifetiyle Özal'ın arkasındaki gücü, yani partisini elinden aldılar. İktisadî yeniden yapılanmada ortaya çıkan suiistimal skandalları da Özal'ı yıpratmak için maharetle kullanıldı.
Özal öldükten sonra Mesut Yılmaz statükonun yanında saf tuttu, her seçimde kaybetti ama masaya hep "güçlü" oturdu. Bununla beraber siyasî kulis ve komplolar ANAP'ı küçülmekten kurtaramadı. Mesut Yılmaz da işbirliği yaptığı kesimdeki fraksiyon kavgasının neticesi olarak hayalindeki Cumhurbaşkanlığını kaybetti ve bir şeyler yapabilmek için "kapalı kapılar ardında siyaset"in yetmeyeceğini öğrendi. Çünkü bu siyasetin sonucu olarak değil Cumhurbaşkanlığını kaybetmek, az kalsın Yüce Divan'a gidecekti.
Mesut Yılmaz ve Özal'ı devirdiğinden beri beraber hareket ettiği güç odakları, hiçbir zaman birbirine güvenmediler. Çünkü hepsi için oyunun kuralı belliydi, onlardan biri de düşebilirdi ve "kurtlukta düşeni yemek" dışında bir tercih hakkınız yoktu. Son hamlede ise kazanan ve kaybeden belli olduğunda, eski dostların yeni düşmanlara dönüşeceği aşikârdı.
İşte Mesut Yılmaz bu kopuş anında, stratejik bir karar vererek, o zamana kadar saldırdığı mevzilere arkasını dönerek, yanında saf tutanlarla savaşa tutuştu. Bu çok iradî bir şekilde olmadı. Bulunduğu cepheye iltihak eden MHP esas oğlan rolüne soyununca, ANAP "zıddı kâmiline" savruldu. ANAP'ın yeni konumu toplumsal tabanına ve siyasî kadrosuna daha uygun düşmekle beraber, akçalı konulardaki şaibeli hali ve sicili peşini bırakacak gibi değil. Üstelik ANAP'ın doğrudan demokrasiyi savunmak yerine Avrupa Birliği üzerinden demokrat olması, ANAP'ın toplumu muhatap almak yerine "kapalı kapılar ardında hafiyelik" (onlar siyaset zannediyor) oynama merakından vazgeçemediğini gösteriyordu… Nitekim Mesut Yılmaz ve ANAP sonuçta başarısız oldular. “İkinci Mesut Yılmaz” ise son dönemlerinde AK Parti ve Erdoğan’ın reform sürecini desteklemişti..