- Uzmanlar, YKS tercihinde aile baskısı yerine öğrencinin ilgi ve hedeflerinin esas alınması gerektiğini vurguladı.
- Sadece iş garantisi veya yüksek maaş için yapılan bölüm tercihlerinin uzun vadede mutsuzluğa yol açabileceği belirtildi.
- Tercih döneminde yaşanan kaygının doğal olduğu, doğru yönlendirildiğinde sağlıklı karar vermeye engel olmayacağı ifade edildi.
Üniversite hayali kuran milyonlarca aday için tercih maratonu başladı. Ancak uzmanlara göre bu süreçte yapılacak yanlış tercihler yalnızca üniversite eğitimini değil, meslek hayatını ve psikolojik iyi oluşu da uzun yıllar etkileyebiliyor. Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik, tercih döneminde ailelerin tutumundan öğrencilerin kariyer planlamasına, tercih kaygısından kontenjan değişikliklerine kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
Tercih döneminde ailelerin yaptığı en büyük hata
YKS tercih döneminin yalnızca öğrencileri değil, aileleri de yakından ilgilendirdiğini belirten Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik, anne ve babaların bu süreçte çocuklarının yerine karar veren değil, destekleyici bir yaklaşım benimsemesi gerektiğini söyledi.
Özçelik, aile içi iletişimin tercih döneminde büyük önem taşıdığına dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu:
"Tercih dönemi, öğrenciler kadar aileleri de ilgilendiren bir süreçtir. Yıllardır hazırlanılan bu sürece aileler de hayalleri ve umutlarıyla dahil olmaktadır. Bu süreç bazen aile bireylerinin gerçekleştiremedikleri hayalleri çocuklarının gerçekleştirmesi hayalini taşır. Bu ve benzeri durumlarla birlikte tercih süreci, aile içi iletişime en çok dikkat edilmesi gereken dönem hâline gelir.
Ailelerin, çocuklarının kararına müdahale eden, onun yerine karar veren değil; destekleyici olan, çocuklarının gelecek tasarısını dinleyen, anlayan ve katkıda bulunan bir tavır sergilemeleri gerekir. Bu sayede ancak bu sürecin çıkmazlarından kurtulabilirler.”
Kıyaslama çocukta yetersizlik duygusuna yol açabilir
Tercih döneminde ailelerin kullandığı dilin gençlerin psikolojik gelişimini doğrudan etkilediğini ifade eden Özçelik, kıyaslamanın uzun vadede kalıcı olumsuz sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti.
Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik şunları söyledi:
“Aile içi iletişimi bozan en önemli etkenlerden biri kıyaslamadır. Aile, çocuğunu başkalarıyla kıyasladığında birey üzerinde yetersizlik ve kabul görmeme duygusu oluşur. Bu da beraberinde, hayatı boyunca tek başına karar vermekte zorlanan, kendini kabul ettirmek için hatalar yapan bir bireyin gelişmesine neden olur.
Böyle bir durumda aile, çocuğuna katkı sağlamaya çalışırken istemediği bir iş yerinde mutsuz ve kendini yetersiz hisseden bir çalışanın eve mutsuzluk getirmesi sonucunu doğurur. Oysa ki tercih süreci, her gencin kendini gerçekleştirme yolunda attığı en önemli adımdır. Aileler ne kadar çocuklarına saygı duyar ve ona katkı sağlarlarsa, ileride de bunun olumlu yansımalarını görürler.”
“Yalnız değil birlikte karar verin”
Üniversite tercihinde en büyük desteğin aileden geldiğini belirten Özçelik, öğrencilerin kendi geleceklerine ilişkin kararlarda söz sahibi olması gerektiğini vurguladı.
Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Ben ailelere şu cümleyi özellikle söylüyorum: 'Çocuğunuzun geleceğini siz yaşamayacaksınız. Onun adına değil, onunla birlikte karar verin. Çünkü destek gören öğrenciler kararlarının arkasında daha güçlü duruyor ve üniversite yaşamına daha sağlıklı başlıyor.'"
"Sadece maaşı yüksek diye bölüm seçmek doğru değil"
Tercih döneminde öğrencilerin yalnızca ekonomik kaygılarla hareket etmemesi gerektiğini vurgulayan Özçelik, kariyer planlamasında kişinin ilgi alanı ve kişilik özelliklerinin belirleyici olması gerektiğini ifade etti.
Uzman isim şu değerlendirmelerde bulundu:
"Gençler gerek yaşam deneyimleri gerekse doğru bir kariyer yönlendirme eğitimi almadıklarından dolayı bu süreçte bölümlere, üniversitelere ya da mesleklere dair çok az bilgi sahibi oluyorlar.
Bir kişinin kariyer eğilimi kendisine özeldir ve kendi kişilik yönleriyle oluşan bir durumdur. Kendini iyi tanıyan ve kariyer eğilimini bilen öğrenci, tercihini buna göre yapar. Kendine uygun alanı seçen öğrenci de seçtiği bölümün gelecekteki mesleğine ve bu mesleğin dönüşümüne hazır olur.”
“Yıllar sonra kişiyi ciddi bir mutsuzluğun içine sürükleyebilir”
Meslek seçiminde yalnızca iş garantisi ya da yüksek maaş beklentisinin belirleyici olmaması gerektiğini vurgulayan Özçelik, öğrencilerin öncelikle ilgi alanlarını ve kişisel özelliklerini dikkate alarak tercih yapmasının önemine dikkat çekti.
Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik şöyle konuştu:
“'Geleceğin mesleği' kavramı, bugünün mesleklerinin kaybolacağı değil, dönüşeceği anlamını taşır. Kendini tanıyan öğrenci de bu dönüşüm konusunda beceri geliştirebilen kişidir. Bu nedenle öğrencilere tavsiyem; meslek seçimini belirleyen bu tercih sürecinde kendilerini tanımaya ve anlamaya yönelik çalışmalar yapmaları ve kendilerine uygun olmayan bölümleri tercih etmemeleridir.
Elbette ekonomik koşullar önemli. Kimse bunu göz ardı edemez. Ancak sadece maaşı yüksek diye seçilen bir meslek, yıllar sonra kişiyi ciddi bir mutsuzluğun içine sürükleyebilir. Çünkü başarı; yalnızca para kazanmak değildir. Başarı, kişinin ilgi duyduğu, yaparken anlam bulduğu ve kendini geliştirebildiği alanda ortaya çıkar."
Bu durumlar kaygıyı yükseltiyor
YKS tercih sürecinde belirsizlik ve gelecek kaygısının öğrenciler üzerinde baskı oluşturduğunu belirten Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik, bu duygunun doğal olduğunu ancak doğru yönetilmesi gerektiğini söyledi.
Özçelik, tercih döneminde yaşanan stresin temel nedenine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"Tercih döneminde yaşanan kaygının ana nedeni, sonucun ne olacağını öngörmeden karar vermek zorunda olmaktır. Gençlere gelecek hayallerini sorduğumuzda; kendilerini maddi anlamda geniş imkânlara sahip, sağlıklı, başarılı ve mutlu bireyler olarak görmek istediklerini belirtiyorlar. İşte bu sürecin onları hayallerine götürüp götürmeyeceğini bilmemek ve buna 10 gün içinde karar vermek zorunda olmak, hem onlar hem de aileleri için kaygıyı yükselten bir durumdur.”
“Sorun kaygının olması değil, karar vermeyi engellemesidir”
YKS tercih sürecinde yaşanan gelecek kaygısının birçok öğrencide görülebileceğini ifade eden Özçelik, bu duygunun doğru yönetildiğinde sağlıklı karar vermeye engel olmayacağını vurguladı.
Uzman isim şu değerlendirmede bulundu:
“Tercih döneminde kaygı yaşamak tamamen normaldir. Kaygı aslında beynimizin 'Bu karar önemli.' deme şeklidir. Sorun kaygının olması değil, kaygının karar vermeyi engellemesidir.
Bu süreçte herkesin mesleklerle ve tercihlerle ilgili bir yorumu olacaktır. Gençler ve aileler tüm bu bilgileri almalı, gerçekçi bir süzgeçten geçirmeli ve gelecek hayallerine en uygun olanı seçme yönünde karar vermelidir. Bu süreçte yaşadıkları kaygı onları korkutmasın. Çok fazla bilgi edinmekten çekinmesinler. Kaygıyı doğru yönetirlerse bilgiyi de doğru yönetebilirler."
"Bir bölümü kazanabiliyor olmak, o bölüme uygun olduğunuz anlamına gelmez"
Tercih listesi hazırlanırken öğrencilerin yalnızca puan ve başarı sırasına göre değil, kişilik özellikleri ve yaşam hedefleri doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Özçelik, içsel tutarlılığın önemine dikkat çekti.
Konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
"İçsel tutarlılık, sosyal psikolojide bireyin düşünceleri (inançları), duyguları ve davranışları arasında uyum olması durumunu ifade eder. İnsanlar, kendileriyle ilgili oluşturdukları benlik algısını korumak ve psikolojik rahatlık sağlamak için bu tutarlılığı sürdürme eğilimindedir.
Bu kavramın en bilinen kuramsal temellerinden biri Leon Festinger'in geliştirdiği Bilişsel Çelişki (Cognitive Dissonance) Kuramıdır.”
İçsel tutarlılık doğru tercihte neden önemli?
Özçelik, doğru tercih yapmanın yalnızca puanla ilgili olmadığını, kişinin kendisini tanımasının da psikolojik açıdan kritik olduğunu belirterek "içsel tutarlılık" kavramını anlattı.
Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik şöyle konuştu:
“İnsanlar şu üç unsurun birbiriyle uyumlu olmasını ister:
- Düşünceler: 'İnsanlara yardım etmeyi seviyorum.'
- Duygular: Yardım ettiğinde kendini iyi hissetmek.
- Davranışlar: Gönüllü çalışmalara katılmak.
Bu üçü uyumlu olduğunda kişi psikolojik olarak daha dengeli hisseder. Ancak düşünce ve davranış arasında çelişki olduğunda içsel tutarlılık bozulur ve kişi rahatsızlık hisseder. Bu rahatsızlık bilişsel çelişki olarak adlandırılır.”
Yanlış bölüm seçimi psikolojik sorunlara yol açabilir
Yanlış bölüm tercihinin yalnızca eğitim hayatını değil, kişinin psikolojik iyi oluşunu da uzun yıllar etkileyebileceğini belirten Özçelik, öğrencilerin kendilerini tanımadan yapılan tercihlerin ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi.
Değerlendirmesi sırasında şu ifadeleri kullandı:
“Bir öğrenci, 'Ben yaratıcı, insanlarla iletişim kurmayı seven biriyim.' diye düşünüyorsa, yalnızca ailesi istediği için hiç ilgisini çekmeyen bir bölümü tercih ettiğinde zamanla şu duyguları yaşayabilir:
- Tatminsizlik
- Motivasyon kaybı
- Stres
- Tükenmişlik
- 'Ben aslında bunu istememiştim.' düşüncesi
Çünkü yaptığı tercih, kendi benlik algısıyla uyumlu değildir. Bir bölümü sadece kazanabiliyor olmak, o bölüme uygun olduğunuz anlamına gelmez. Asıl önemli olan; o bölümün sizin yaşam tarzınıza, kişiliğinize ve değerlerinize uygun olmasıdır."
"Bir yıl mı, 50 yıl mı?"
YKS sonucundan memnun olmayan ve yeniden hazırlanmayı düşünen öğrencilere de seslenen Özçelik, karar verirken uzun vadeli düşünülmesi gerektiğini söyledi.
Uzman isim şu değerlendirmede bulundu:
"Öğrencilere bu konuda en net önerim; hayalleriniz için çalışmaktan, yorulmaktan vazgeçmeyin olacaktır. Artık insan ömrü uzuyor, emeklilik yaşı 70'lere doğru yükseliyor. Bu da şu anda meslek seçim kararı verecek öğrencinin o meslekte en az 50 yıl çalışacağı anlamına geliyor.
Bu durumda öğrenci kendine şunu sormalı: Bir yıl daha geçmiş hatalarımdan ders çıkarıp hayal ettiğim, beni tamamlayacak, kişisel gelişimime ve kendimi gerçekleştirmeme destek olacak bölüme hazırlanmak mı; yoksa 50 yıl mutsuz ve keyifsiz bir insan olmak mı? Sorunun cevabı kendi içinde saklı."
YKS tercih sürecinin yalnızca üniversiteye yerleşmekten ibaret olmadığını vurgulayan Eğitimci Psikolog Nazik Özçelik, öğrencilerin ve ailelerin kısa vadeli kaygılar yerine uzun vadeli mutluluğu merkeze alan kararlar vermesi gerektiğini belirtti.