- 350 eski yetkili, 21 Nisan’daki AB Dışişleri Bakanları Toplantısı öncesinde ortak bildiri yayımladı.
- İsrail’in işgal politikaları, yerleşim faaliyetleri ve insani yardım kısıtlamaları eleştirildi.
- AB’nin bugüne kadar somut adım atmamasının “çifte standart” algısı yarattığı belirtildi.
- Anlaşmanın askıya alınması, yaptırımlar ve askeri-ticari ilişkilerin durdurulması talep edildi.
Avrupalı eski üst düzey isimler tarafından yayımlanan ortak açıklamada, İsrail’in Filistin topraklarındaki faaliyetlerinin uluslararası hukuk ve insan hakları ilkeleriyle bağdaşmadığı ifade edildi.
Özellikle Gazze’de insani yardım erişiminin kısıtlanması, Birleşmiş Milletler ve sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarının engellenmesi ve sahadaki insani durumun ağırlaşması öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Batı Şeria ve Lübnan vurgusu
Açıklamada, Batı Şeria’da yerleşim faaliyetlerinin sürdüğü, yeni projelerin planlandığı ve bölgeyi bölen E1 koridoruna ilişkin adımların gündemde olduğu vurgulandı. Ayrıca İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarında yaşanan can kayıpları ve yerinden edilmelere de dikkat çekildi.
Metinde, İsrail’in terör suçlamasıyla yargılanan Filistinlilere yönelik idam cezası düzenlemesi de eleştirilirken, bu uygulamanın İsrailli Yahudileri kapsam dışında bırakmasının ayrımcılık oluşturduğu ifade edildi.
İmzacılar, Avrupa Birliği dış politikasının demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı ilkelerine dayandığını hatırlatarak, AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın 2. maddesinde bu ilkelerin “temel unsur” olarak yer aldığını vurguladı.
“İsrail ile anlaşmayı askıya alın”
Açıklamada dile getirilen talepler arasında anlaşmanın kısmen ya da tamamen askıya alınması, yasa dışı yerleşimlerle ticaretin yasaklanması, askeri işbirliğinin durdurulması ve İsrail’in AB programlarına katılımının askıya alınması yer aldı.
Ayrıca insan hakları ihlallerine karıştığı belirtilen kişi ve kurumlara yönelik yaptırımların genişletilmesi çağrısı yapıldı.
Yetkililer, AB’nin bugüne kadar İsrail’e karşı somut adımlar atmamasının uluslararası alanda güvenilirliğini zedelediğini ve “çifte standart” eleştirilerini güçlendirdiğini belirtti.