Estetik bir ahlak meselesidir

Fazıl Ergüt

Yazan: Fazıl Ergüt

· 3 dk okuma

Estetik bir ahlak meselesidir

Bir toplumun medeniyet seviyesini anlamak için yalnızca ekonomisine, teknolojisine, yollarına, köprülerine bakmak yeterli değildir. Şehir tasavvuruna bakmak gerekir. İbadethanelerine, binalarına, meydanlarına, sokaklarına, tabelalarına, parklarına bakılmalı!

İnsanların birbirleriyle nasıl konuştuğuna, nasıl giyindiğine, nasıl itiraz ettiğine, hatta nasıl sustuğuna bakılmalıdır. Çünkü medeniyet biraz da insanın güzellikle kurduğu ilişkidir.

Ve estetik, zannedildiği gibi yalnızca sanatçıların, mimarların, tasarımcıların meselesi değildir. Estetik bir ahlak meselesidir.

Mimar Sinan’ı düşünelim.

Onun yaptığı eserleri bugün hala hayranlıkla seyretmemizin sebebi yalnızca mühendislik başarısı değildir. Sinan taşı üst üste koymadı, medeniyet tasavvurunu taşa işledi.

Süleymaniye’ye baktığınızda ihtişam görürsünüz ama kibir görmezsiniz.

Selimiye’ye baktığınızda büyüklük görürsünüz ama insanı ezen bir azametle karşılaşmazsınız.

Çünkü o mimarinin arkasında ölçü vardır, edep vardır, denge vardır, tevazu vardır, vakar vardır, ruh vardır.

Bugün ise şehirlerimizin önemli bir bölümüne baktığımızda karşımıza başka bir anlayış çıkıyor!

Daha yüksek, daha büyük, daha fazla, daha pahalı! Ama daha güzel mi?

İşte o soruyu pek sormuyoruz.

Gökyüzüne doğru yükselen fakat toprağa, tarihe, mahalleye, insana kök salamayan beton blokları şehirleşme zannediyoruz.

Bir şehrin siluetini bozmayı kalkınma, her boşluğu betonla doldurmayı gelişme, yüzlerce yıllık mahalle kültürünü ortadan kaldırmayı dönüşüm olarak sunabiliyoruz.

Oysa şehir dediğimiz şey binaların toplamı değildir. Şehir, insanın yeryüzüyle kurduğu ilişkinin biçimidir.

Eskiden bir mahalle kurulurken cami, çeşme, ağaç, avlu, sokak, esnaf, komşuluk ve insan birlikte düşünülürdü. Bugün metrekare düşünüyoruz. Emsal düşünüyoruz. Kat yüksekliği düşünüyoruz. Otopark sayısını düşünüyoruz. Ama insanın ruhunu yeterince düşünmüyoruz.

Sonra şaşırıyoruz!

Neden bu kadar kalabalığın içinde bu kadar yalnızız?

Belki de cevabın bir kısmı yaşadığımız mekanlarda saklıdır.

Binalarımız yükseldikçe komşuluklarımız küçüldü.

Evlerimiz büyüdükçe mahallelerimiz kayboldu. Duvarlarımız kalınlaştıkça birbirimize ulaşmak zorlaştı.

Pencerelerimiz çoğaldı ama birbirimizin yüzüne daha az bakar olduk. Çünkü estetikten uzaklaşmak yalnızca çirkin binalar üretmez.

Çirkin bir hayat biçimi de üretir.

Üstelik mesele yalnızca mimari değildir. Bugün dilimizin de estetiğe ihtiyacı var.

Sosyal medyada insanların birbirlerine söylediklerine bakın.

Hakaret, aşağılama, kabalık, teşhir!

İnsanlar artık fikirlerini güçlü anlatmak yerine seslerini yükseltiyor.

Siyasetin estetiğe ihtiyacı var.

Medyanın estetiğe ihtiyacı var.

Reklamın estetiğe ihtiyacı var.

Televizyonun, sosyal medyanın, müziğin, edebiyatın estetiğe ihtiyacı var. Sokak tabelalarımızdan mağaza vitrinlerimize kadar estetiğe ihtiyacımız var. Hatta muhalefet etmenin bile bir estetiği olmalı.

Çünkü insan haklı olabilir ama çirkinleşmemelidir. Güçlü olabilir ama kabalaşmamalıdır. Zengin olabilir ama görgüsüzleşmemelidir. Modern olabilir ama köksüzleşmemelidir. İşte estetik burada ahlakla buluşur.

Bir ağacı kesmemek estetiktir.

Bir tarihi yapının önüne ruhsuz bir bina dikmemek estetiktir.

Komşunun manzarasını, güneşini, huzurunu düşünmek estetiktir.

Sokağa çöp atmamak estetiktir.

Bir insana hitap ederken kelimelerini seçmek estetiktir. Sofrada paylaşmak estetiktir.

İtiraz ederken hakaret etmemek estetiktir.

Güç sahibiyken tevazu göstermek estetiktir. Çünkü estetik yalnızca gözün hoşuna giden şey değildir.

Estetik, vicdanın güzellikle görünür hale gelmesidir.

Bizim medeniyetimiz bunu biliyordu.

Bir çeşme yapıyordu, üzerine şiir yazıyordu. Bir mezar taşı dikiyordu, ölümün soğukluğunu bile zarafetle karşılıyordu.

Kuşlar için ev yapıyordu.

Yol kenarına sebil koyuyordu.

Bir kapının tokmağını dahi gelişi güzel seçmiyordu. Çünkü güzellik hayatın süsü değildi. Hayatın kendisiydi.

Bugün ise estetiği çoğu zaman lüksle karıştırıyoruz. Pahalı mermer, devasa avize, yüksek bina, büyük otomobil, gösterişli mekan!

Bunların hiçbirisi tek başına estetik değildir. Hatta bazen fazlalık, güzelliğin en büyük düşmanıdır.

Çünkü zarafet çoğu zaman bağırmaz.

Sessizdir, ölçülüdür, yerini bilir, haddini bilir, hakkını bilir.

Belki de bu yüzden estetik aynı zamanda haddini bilme sanatıdır.

Bir bina şehrin önüne geçmemelidir.

Bir eşya insanın önüne geçmemelidir.

Bir makam karakterin önüne geçmemelidir.

Bir insan da kendisini dünyanın merkezine koymamalıdır.

Sinan’ın kubbelerinde gördüğümüz ölçüyü hayatımıza taşıyabilseydik belki şehirlerimiz de ilişkilerimiz de başka türlü olurdu. Bugün yeni bir estetik seferberliğine ihtiyacımız var.

Ama bu yalnızca belediyelerin cephe yenilemesiyle olacak bir şey değildir.

Zihnimizi yenilememiz gerekiyor.

Mimarın, şehir plancısının, yöneticinin, sanatçının, iletişimcinin, öğretmenin, esnafın ve vatandaşın güzellik konusunda yeniden düşünmesi gerekiyor.

Çocuklarımıza yalnızca başarılı olmayı değil, güzel bakmayı öğretmeliyiz.

Güzel konuşmayı, güzel davranmayı, güzel üretmeyi, güzel şehirler kurmayı! Ve en önemlisi, güzel insan olmayı. Çünkü çirkinlik önce gözümüzü, sonra dilimizi, ardından ruhumuzu işgal eder.

İnsan sürekli çirkinliğe maruz kaldığında bir süre sonra onu normal kabul eder. Asıl büyük tehlike budur.

Çirkin şehirleri normalleştirmeyelim.

Kaba dili normalleştirmeyelim.

Görgüsüzlüğü özgüven, gösterişi estetik, büyüklüğü ihtişam zannetmeyelim. Yeniden ölçüyü arayalım, zarafeti arayalım, vakarı arayalım, ruhu arayalım.

Çünkü bizim yalnızca kentsel dönüşüme değil, estetik bir dönüşüme de ihtiyacımız var.

Şehirlerimizi güzelleştirirken insanımızı; insanımızı güzelleştirirken dilimizi; dilimizi güzelleştirirken kalbimizi ihmal edemeyiz.

Mimar Sinan’ın bize bıraktığı en büyük miras belki de yalnızca eserleri değildir. Bize bıraktığı asıl miras şu sorudur!

Yaptığın şey sadece büyük mü, yoksa güzel mi? Bugün bu soruyu yeniden sormanın vaktidir.

Çünkü güzellik bir ayrıntı değildir.

Güzellik bir medeniyet tasavvuru dur.

Vesselam…

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim