Biz özümüzü kaybettik.
Belki de bugün yaşadığımız birçok meselenin en kısa tarifi budur.
Çok şey kazandık ama kendimizi kaybettik.
Evlerimiz büyüdü, gönüllerimiz daraldı. İmkanlarımız çoğaldı, kanaatimiz azaldı.
Bilgimiz arttı, hikmetimiz eksildi. Konuşmayı öğrendik ama dinlemeyi unuttuk.
Kalabalıklaştık ama birbirimize yabancılaştık.
Çünkü özden uzaklaştık.
Peki nedir öz?
Öz; eskiye ait ne varsa onu kutsamak değildir.
Öz; şekle, kıyafete, slogana, hamasete sığınmak da değildir.
Öz, insan kalabilmektir.
Bir çocuğun başını okşarken eğilebilmektir mesela.
Yaşlı bir insan konuşurken sabırla dinlemektir.
Bir hayvanın susuzluğunu kendi susuzluğun kadar önemsemektir.
Komşunun derdini duymaktır.
Yetimin hakkından korkmaktır.
Güç eline geçtiğinde zulmetmemektir.
Kimsenin görmediği yerde de doğru kalabilmektir.
Öz, edeptir.
Haddini bilmektir.
Büyüğün yanında sesini, küçüğün yanında öfkeni kısmaktır.
Her doğruyu her yerde söylemenin marifet olmadığını bilmektir.
İnsanların kusurlarını teşhir ederek kendine itibar devşirmemektir.
Öz, merhamettir.
Sadece sevdiklerine değil, sana hiçbir faydası dokunmayacak olana da merhamet edebilmektir.
Çünkü merhamet, karşılık beklediğinde ticarete dönüşür.
Hakiki merhamet; karşılıksızdır, sessizdir, gösterişsizdir.
Öz, adalettir.
Kendi mahallenden olana başka, karşı mahalleden olana başka ölçü kullanmamaktır.
Sevdiğinin yanlışına yanlış, sevmediğinin doğrusuna doğru diyebilmektir.
Çünkü adalet, bize benzeyenleri korumak değil; hak kimden yana ise onun yanında durabilmektir.
Öz, vefadır.
İşin düştüğünde aradığını, işin bittiğinde unutmamaktır.
Sana yol açanı hatırlamaktır.
Bir fincan kahvenin, bir güzel sözün, zor zamanda uzanan bir elin hatırını yıllarca taşımaktır.
Bugün en büyük fakirliklerimizden biri belki de budur! Hatırlamıyoruz.
İnsanları bize lazım oldukları müddetçe seviyoruz.
Makamlar değişince dostluklarımız, imkanlar tükenince muhabbetlerimiz değişiyor.
Oysa bizim özümüzde vefa vardı.
Bizim özümüzde sofraya bir tabak fazla koymak vardı.
Kapıya geleni boş çevirmemek vardı.
Yolda kalmışı yolda bırakmamak vardı.
Mahallenin yetimini bütün mahallenin evladı bilmek vardı.
Kuşa yuva, kediye su, köpeğe ekmek bırakmak vardı.
Bizim özümüzde bana ne yoktu.
Çünkü bilirlerdi ki insan sadece kendinden sorumlu değildir.
İnsan insandan sorumludur.
İnsan hayvandan sorumludur.
İnsan tabiattan sorumludur.
İnsan elindeki güçten, dilindeki sözden, kazandığı paradan, harcadığı ömürden sorumludur.
Ve bütün bunların üzerinde insan, Rabbine karşı sorumludur.
İşte öz tam da burada başlar.
Allah’ın seni gördüğünü bilerek yaşamaktır.
Kimse görmediğinde çalmamak, kimse alkışlamadığında iyilik yapmak, kimse teşekkür etmese de vazifeni yerine getirmektir.
Çünkü öz; insanların sana ne dediğiyle değil, Allah’ın senin hakkında ne bildiğiyle ilgilenmektir.
Bugün ise görüntünün hakikatin önüne geçtiği bir çağdayız.
İyi görünmek, iyi olmaktan daha önemli hale geldi.
Dindar görünmek, güzel ahlaklı olmaktan; başarılı görünmek, emek vermekten; mutlu görünmek, huzurlu olmaktan daha kıymetli sayılıyor.
Her şeyi gösteriyoruz.
Yediğimizi, içtiğimizi, gezdiğimizi, sevdiğimizi, iyiliğimizi, hatta ibadetimizi!
Fakat gösterdikçe eksiliyoruz.
Çünkü öz sessizdir.
Kökler gibi!
Toprağın altında görünmez ama ağacı ayakta tutar.
Biz bugün dallarımızı süslemekle meşgulüz, köklerimizin kuruduğunu fark etmiyoruz.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer burasıdır.
Daha fazla şeye sahip olmak değil, daha fazla insan olmak.
Çocuklarımıza sadece iyi bir gelecek hazırlamak değil, onları iyi insanlar olarak yetiştirmek.
Onlara sadece kazanmayı değil, paylaşmayı; sadece konuşmayı değil, susmayı; sadece haklarını değil, hadlerini; sadece başarıyı değil, ahlakı; sadece güçlü olmayı değil, güçsüzün yanında durmayı öğretmek.
Çünkü bir medeniyet gökdelenleriyle değil, insanıyla yükselir.
Bir toplum teknolojisiyle değil, vicdanıyla ayakta kalır.
Ve insan, sahip olduklarıyla değil, karakteriyle insandır.
Biz özümüzü kaybettik.
Hakikatte öz kaybolmaz aslında.
Üzeri örtülür.
Dünyanın gürültüsüyle, hırslarımızla, egolarımızla, gösterişimizle, menfaatlerimizle üzerini örteriz.
Biraz sessizleşirsek hala oradadır.
Vicdanımızda,
Merhametimizde,
Edebimizde,
Adalet duygumuzda,
Bir mazlumun gözlerine baktığımızda içimizin sızlamasında,
Bir hayvanın başını okşarken duyduğumuz huzurda,
Annemizin duasında, babamızın nasihatinde, çocuklarımızın masumiyetinde, Ve secdeye vardığımızda alnımızın değdiği yerde.
Öz olan nedir?
Öz olan insan olmaktır.
Edeple insan.
Adaletle insan.
Merhametle insan.
Vefayla insan.
Vicdanla insan.
Ve nihayetinde; kulluğunu unutmadan insan kalabilmektir.
Çünkü insan özünü kaybettiğinde dünyayı kazansa ne olur?
Kendini kaybetmiştir.
Vesselam…