İkinci adamların dramı mı zaferi mi?

Mehmet Kancı

Yazan: Mehmet Kancı

· 3 dk okuma

İkinci adamların dramı mı zaferi mi?

Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında geride bıraktığımız haftasonu 18 saat süren müzakereler neticesinde varılan mutabakat, 28 Şubat’ta başlayan savaşı bitirmenin ötesinde anlamlar taşıyor. Öncelikle 60 günlük esas müzakere sürecinin anlamlı bir sonuca ulaşması halinde, hem ABD’nin hem İran’ın iç siyasi dengeleri değişebilir. Beklenebilecek ikinci sonuç ise ABD ile İsrail arasında 1970’lerden itibaren inşa edilmiş karmaşık ilişki ağının sonunun geldiğini görmek olacaktır. Bedava para, silah ve mühimmat akışının durması halinde İsrail’in Ortadoğu’daki varlığını ve maksimalist projelerini nasıl sürdüreceğini izlemek ilginç olacaktır. İhtimaldir ki ABD’nin bu organik ilişkiyi azaltma planına paralel olarak canhıraş bir şekilde bölge ülkelerini İbrahim Anlaşmalarına razı etme hedefinin arkasında da, yaklaşık yarım yüzyıldır verdiği bu desteğin sorumluluğunu başkalarına yıkma arzusu yatmakta. Biz yeniden birinci maddeye dönelim ve bu müzakere sürecinin içeriğinin ötesinde taşıdığı anlamı irdeleyelim.

Müzakerelerin kaderi J.D Vance’in başkanlık yolunu belirleyecek

Sürece dair en ilginç nokta kanaatimce “ikinci adamların” ön plana çıkması, belki de “itilmeleri”. Amerika Birleşik Devletleri tarafında Trump’tan sonra başkan olması en muhtemel isim J. D. Vance müzakereleri yürütüyor. Başkan Yardımcısı Vance 28 Şubat’ta başlatılan savaşa karşı olduğunu ancak ne olursa olsun ABD Başkanı’nın arkasında durması gerektiği için savaş kararına onay verdiğini açıkça ifade etmişti. Dahası Vance ABD kamuoyunda İsrail’e verilen desteği sorgulayan kitlelerin de sesi haline gelmiş durumda. İsviçre’deki müzakerelere gitmeden önce Beyaz Saray’da gazetecilerle buluşmasında ve New York Times gazetesine verdiği demeçlerde Netanyahu hükümetine eleştirilerinde sözünü sakınmadı. “Eğer İsrail hükümetinde yer alsaydım, dünyada hala sahip olduğum tek güçlü müttefike saldırmazdım”, “Son 3 ayda ülkenizi koruyan silahların üçte ikisi ABD tarafından üretildi ve bunların parasını Amerikan vergi mükellefleri ödedi”, “ İsrail’in sorunu Donald Trump değil ve İsrail’de en büyük sorunun ABD Başkanı olduğunu düşünen kim varsa, içinde bulundukları gerçeklikle yüzleşmeleri gerekiyor”, “Dokuz milyon nüfuslu bir ülkesiniz, karşı karşıya kaldığınız her ulusal güvenlik sorununu insanları öldürerek çözemezsiniz.”. İsrail’e kim ve ne olduklarını hatırlatan bu tarz cümlelerin Beyaz Saray’dan üstelik kamuoyu önünde yükseldiğine daha önce rastlanmamıştı. Vance bu söylemlerle kendi siyasi geleceği için de ciddi bir risk üstlenmiş durumda. İsrail’e meydan okuyarak başkanlık hedefine yürümeyi başarırsa bu ABD iç siyasetinde İkinci Dünya Savaşı’nın ardından görülmemiş bir paradigma değişikliği olacak. Trump yönetimi içerisindeki bir diğer potansiyel başkan adayı Dışişleri Marco Rubio’nun Vance’i harcamak için bu yola itmiş olması ihtimalini de gözden kaçırmamak lazım. Benzer bir durum İran cephesinde de geçerli.

Müzakerelerin başarısı İran’da müesses nizamı değiştirebilir

İran’da da her ne kadar düşük katılımlı bir halk oylaması ile seçilmiş olsa da devrimin başlangıcından itibaren geri plana itilen Cumhurbaşkanlığı makamı sorumluluğu üstlenmiş durumda. İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney’in İsviçre’deki müzakereler öncesinde elektronik ortamda mutabakata imza atılmasının ardından yaptığı açıklamanın üzerinde durmak lazım. “Esasen farklı bir görüşteydim. Bununla birlikte sayın Cumhurbaşkanı’nın Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak kendisi ve diğer üyeler adına İran halkının ve Direniş Cephesi’nin haklarının korunmasına ilişkin verdiği teminat ve bu konudaki açık sorumluluğu kabul etmesi neticesinde, mutabakatın imzalanmasını onayladım”. Yani Hamaney şunu söylemek istiyor, “Bir defaya mahsus olmak üzere inisiyatifi Devrim Muhafızları Ordusu ve Kudüs Gücü gibi yapılardan alarak sivil kanada bırakıyoruz. Sonuç başarılı olmazsa ya kırk katır ya kırk satır”. Müzakere sürecinin başarılı olması İran’da radikallerin elini zayıflaması potansiyelini içeriyor. Bu da devrim sonrası kurulan dengelerin hem siyasette hem ekonomide hem de sosyal düzeyde değişmesi anlamına gelecek. Vance gibi İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın ayağını kaydırmak isteyeceklerin sayısının katlanarak artmakta olduğunu tahmin etmek herhalde zor olmayacaktır. Ve tabi olası bir anlaşma ile ABD’nin ekonomik ve askeri desteğini yitirecek olan İsrail, İran’daki radikallerin güç kaybetmesiyle de bölgeye dair maksimalist hedeflerini gerçekleştirecek önemli bir argümanını da yitirmiş olacak. Dahası, Ağustos ayında ABD ile İran arasında sağlanacak kalıcı bir anlaşma, İsrail’de 27 Ekim 2026’da yapılması beklenen genel seçimlerde mevcut hükümeti oluşturan partilere de darbe vuracaktır. Müzakere sürecinin küresel toplum için olumlu yönde ilerlemesi, Netanyahu ve meczup ortakları Bezalel Smotrich ile Itamar Ben Gvir’in siyasi geleceklerinin sonu olabilir. İşte bu nedenlerle süreç her türlü provokasyon ve sabotaja son derece açık durumda. 60 günlük müzakere maratonunun sonucu her iki ülkenin siyasetindeki ikinci adam pozisyonundaki kişilerin ya paradigmayı dönüştürecek zaferleri ya da siyasi kariyerlerini bitirecek felaketleri olacak. Müzakerenin İsrail açısından yaratacağı sonuçları ise gelecek haftalarda değerlendirmek üzere esen kalın.

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim