19 yıl önce Türkiye olağanüstü bir seçim yaşamış ve milletin iradesiyle bir darbeden daha kurtulmuştu. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün 10.yılı dolaysıyla bu darbe teşebbüsünü değerlendirmiştik. Bugün de 27 Nisan e-darbesine karşı gelişen bir tedbir olarak gidilen erken seçimi, 22 Temmuz 2007 seçimlerini hatırlayalım. AK Parti hükümeti dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın e-bildirisi, Anayasa Mahkemesinin TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçme hakkını elinden almaya yönelik anti-demokratik kararı ve dönemin CHP Genel Balkanı Deniz Baykal’ın anti-demokratik tehditlerine karşı direnmiş ve erken seçime gitmişti… Seçmen de AK Parti’nin bu direnişine seçimlerde açık ve güçlü bir destek verecekti…
22 Temmuz 2007 genel seçimlerini açık bir şekilde AK Parti kazanmıştı... Bu sonuç, Türkiye’de demokrasi kazandı diye yorumlandı. Çünkü AK Parti’nin 27 Nisan 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Genelkurmay’ın e-bildirisinde demokrasiyle bağdaşmayan bir müdahaleye uğraması, buna Anayasa Mahkemesinin katılması ve bazı çetelerin hükümet aleyhine cinayete varan tertiplere girişmesi, seçmen tarafından açıkça reddedilmişti. Bu anti-demokratik müdahalelere karşı direnen, sivilleşme ve demokratikleşme hedeflerinden vaz geçmeyen AK Parti, seçmenin teveccühüyle karşılandı. AK Parti’nin bu bahiste yalnız bırakılmasının maliyeti, bilhassa merkez sağa fatura edildi ve merkez sağ taban açık bir şekilde AK Parti saflarına geçti.
AK Parti’nin başarısı şüphesiz sadece Cumhurbaşkanlığı krizine indirgenemezdi. AK Parti, 3 Kasım öncesinden itibaren istikrarlı bir şekilde asker-sivil bürokrasinin devletçi-militarist- laikçi, içe kapanmacı ve otoriter zihniyeti ve siyasi organları karşısında demokratik- sivil- özgürlükçü, piyasacı ve dışa açık yaklaşımıyla bir alternatif olduğunu göstermiştir. 3 Kasım 2002 seçimlerinin sonuçlarını ve kendi siyasi geleneklerini anla(ya)mayan siyasi partiler, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde tamamen tasfiye edildiler. Bu tasfiyenin, önümüzdeki dönemde de CHP ve MHP üzerinde olumlu tesirlerinin olması kaçınılmazdır… Seçim sonuçları üzerine yapılan ilk yorumlarda bu iki partiden de, seçim kampanyasında bir yanlış mı yaptık diye araştırmak yerine halkı suçlayan kinayeli açıklamalar geliyor. Bu açıklamaları yapanların, demokrasinin ve seçimin mantığını idrak edemedikleri ortadadır. Ancak zaman içerisinde iki parti de seçmen iradesinin verdiği dersi hazmedecekti. Nitekim MHP Cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak başta olmak üzere siyaseti normalleştirecek bir seri tavrıyla dikkati çekecekti… MHP ve Devlet Bahçeli’nin 22 Temmuz seçimleri sonrasındaki normalleşme ve sivilleşme konusundaki tercihleri aslında bugünkü Cumhur İttifakının da nüvelerini taşıyordu.
Bazı çevreler seçimlerde muhalefet partileriyle beraber AK Partiye demokrasi, sivil yönetim ve hukuk dışı muhalefet eden “anayasal kurumların” da yenildiğini ifade ediyorlar. İşte bu noktada, hukuk ve ordunun siyasete alet edildiğinde en büyük zararı kendilerinin gördüğü gerçeği ortaya çıkıyor. 28 Şubat sürecinde ağır bir şekilde yıpranan bu iki kurum, AB uyum paketleri ve AK Parti reformları sayesinde anayasal düzen içinde eski yerlerine dönerken, itibarlarını da kazanıyorlardı. Ordu, bu süreçte en ağır şekilde yıpranan kurum olmuştur. Hâlâ
Seçimlerin bilhassa dikkat edilmesi gereken bir sonucu da, AK Parti’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da DTP’yi ezici bir şekilde yenebilecek kadar güçlenerek çıkmış olmasıydı. Bu durum, AK Parti’nin Kürt sorunun varlığını kabul eden ve bu sorunun çözümü için reformlar yapan tavrının, bölge halkında makes bulmasıydı. Sadece bölgede değil, bölge dışında da DTP seçmeni AK Partiye oy vermişti. AK Parti, bu haliyle bütün bölgelerden yüksek düzeyde oy alarak Türkiye’nin siyasi birlik ve entegrasyonuna ilişkin ciddi bir güvence teşkil ettiğini ispat etmişti. Böylece ulusalcıların ve bir kısım milliyetçilerin, AK Parti aleyhine yürüttüğü “vatan haini ve iç düşman” ithamına varan kampanyası da boşa çıkmıştı…
Maalesef siyasi tarihimizin bu çok mühim tarihleri, bilhassa yeni nesiller tarafından yeterince bilinmiyor. Demokrasi ve siyaset ise hafıza olmadan gelişmeyecek sosyal süreçlerdir. Bu bakımdan siyasi tarihimizi sık sık hatırlamalıyız…