“Muhsin Başkan” neden hedef alındı?

Murat Yılmaz

Yazan: Murat Yılmaz

· 4 dk okuma

“Muhsin Başkan” neden hedef alındı?

Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü yeniden tartışılıyor ve vefatına yol açan helikopter kazasının bir FETÖ tertibi olduğu iddiaları artık savcılar tarafından soruşturuluyor… Peki “Muhsin Başkan” neden hedef alınmış olabilir? Bu konu yeterince tartışılmıyor… Bunu anlayabilmek için Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatına bakmak gerekiyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun 1954’te Sivas’ın Şarkışla ilçesinde Elmalı köyünde başlayan hayatı, 2009 yılında Kahramanmaraş’ta seçim gezisinde geçirdiği “helikopter kazasıyla” sona erdi. Muhsin Yazıcıoğlu henüz lisedeyken 1968’de Genç Ülkücüler Derneği’nin başkanı olarak başladığı ülkücülük hayatına, Ankara’da Veterinerli Fakültesine gelmesiyle devam etti. Ülkü Ocaklarında Genel Başkan Yardımcılığı ve Genel Başkanlık yaptıktan sonra, ülkücü hareketin en sevilen ve teşkilata hakim lideri olarak sivrildi. 78’li ülkücülerin lideri olan Muhsin Yazıcıoğlu, bundan sonra “Muhsin Başkan” olarak anılmaya başladı. Muhsin Başkan kısa sürede MHP içerisinde parti-ocak, merkez-çevre, Türkçü-İslamcı, devletçi- milletçi anlaşmazlıklarında ocağın, çevrenin, Türk-İslam ülkücülerinin, milletçilerin liderliğine yükseldi. Onu henüz 24-25 yaşlarında ülkücü hareketin vazgeçilmez liderliğine taşıyan şey işte bu tercihi ve bu tercihteki temsil kabiliyetiydi.

Yazıcıoğlu ile MHP Genel Başkanı Alpaslan Türkeş ve onun etrafındaki genel merkezin anlaşmazlığı henüz bu yıllarda ortaya çıkmıştı. Yavaş çekimde bir iç savaşa benzeyen 80 öncesinin bu günlerinde, komünizm tehlikesine karşı kurulmuş olan Ülkü Ocakları içerisinde bir anlaşmazlık yaşanması ve üstelik 25 yaşındaki bir gençlik liderinin hareketin tartışmasız kurucu lideri ve “Başbuğ”u Alpaslan Türkeş’e karşı teslim olmaması ancak liderlik meziyeti ve temsil kabiliyeti ile izah edilebilirdi. 12 Eylül 1980 darbesiyle ülkücü hareketin de devrimci hareketle aynı muameleye tabi tutularak ülkücülerin Mamak cezaevinde ağır işkencelere uğraması, milletçi hareketin içinde var olan düaliteleri arttırdı. 12 Eylül öncesinde gençlik hareketi içinde başlayan islami duyarlılık giderek gelişti. Ortak tehdit olarak görülen komünizm tehdidinin kalkışı, devletle ilişkileri sağlayan Türkeş’in devlet tarafından tutuklanması Türkeş’in yönetim hatalarının tartışılmasına yol açtı. MHP’nin elit kesimleri bu tartışmalarla MHP’den uzaklaştılar. Türkeş’in 12 Eylül şartlarının yumuşamasıyla hapishanedeyken hareketi emanet ettiği Muharrem Şemşek’in zaten öteden beri sevilmemesi ve hataları, ülkücü harekette yeniden Muhsin Yazcıoğlu ve arkadaşlarının önünü açtı. Muhsin Başkan ve arkadaşlarının içeride çözülmemesi ve teşkilat üzerindeki hakimiyetlerini devam ettirmesi onları yeniden bir efsaneye dönüştürmüştü. Yazıcıoğlu, 7,5 seneyi bulan çileli hapishane döneminin sonunda 1987’de tahliye olduğunda, basının karşısına hapishanedeki eşofmanlarla değil, takım elbise giyerek çıkarak ciddiyet ve iddiasını ortaya koyuyordu.

Yazıcıoğlu hapishaneden çıkınca ülkücü şehit ve tutuklarının alilerine yardım için kurulan bir vakfın başına geçerek hareketin “has adamı” olduğunu tabana bir kez daha göstermişti. Muhsin Başkanının tahliyesiyle ülkücü hareketin dışarıdaki havası bir anda değişti. Türkeş’in dışarıdaki mutemedi olarak iş gören Muharrem Şemşek hakimiyetini derhal kaybetti. Şemşek’in hakimiyeti, teşkilatın asıl elemanlarının çıkışıyla sona erdi. Muhsin Başkan’ın gördüğü olağanüstü ilgi, hareketi toparlamakta zorlanan Türkeş’i eski Ülkü Ocakları liderlerini partiye davet etmesiyle sona erdi. Parti içinde genel sekreterliğe getirilen Dr Devlet Bahçeli’ye destek sözü veren Muhsin Başkan ve arkadaşları partiye girdiler.

Bu arada Refah Partisi, Milliyetçi Çalışma Partisi ve Islahatçı demokrasi Partisi arasında kurulan ittifakla 12 Eylül’ün %10 barajı aşılarak Muhsin Başkan ve arkadaşlarının da dahil olduğu bir grup MÇP’li TBMM’ye girdi. Bir süre partiyi nispeten derleyip toparlayan Türkeş, Muhsin Başkan ve adamlarının ocakları ve parti üzerinde kazanmaya başladı nüfuzdan rahatsız olmaya başladı. Böylece hareketin bünyevi problemleri üzerinden Türkeş ve Yazıcıoğlu yeniden karşı karşıya gelmeye başladılar. Neticede yaşanan tartışmalar iyi yönetilemedi, Yazıcıoğlu ve arkadaşları MHP’den ayrıldılar. Bu ayrılma hadisesi bile Muhsin Yazıcıoğlu’nun ülkücü hareket içindeki Türkeş’e rağmen özgül ağırlığını göstermeye yeter…

Büyük Birlik Partisi adıyla partileşen hareket aynı zamanda Türkeş ve MHP’den farklarını gösterecek bir eleştiri ve özeleştiri süreci başlattılar. Lider kültünü, doktrinin tartışılamazlığını vs eleştiren Yeni Hafta ve Gündüz gazetelerindeki neşriyat İslamcı ve solcu cenahlarda da dikkatle takip edildi. Bu eleştiriler ve BBP’nin varlığı MHP’nin 12 Eylül öncesi yanlışlarından arınmasında ciddi katkıları oldu. BBP takip eden seçimlerde ANAP ile işbirliği yaparak yeniden TBMM’de temsil edildi. Bu dönemde Refah-Yol hükümetinin kurulmasında anahtar parti rolü oynayan BBP, 28 Şubat sürecindeki demokratik duruşuyla sağdaki sempati halesini genişletti.

Muhsin Yazıcıoğlu’nu ve BBP’yi hedef haline getiren de 28 Şubat darbesine karşı direnci oldu. Muhsin Yazıcıoğlu’nun 28 Şubat sürecinde söylediği “Namlusunu halka çevirmiş tanka selam durmam!” ve "Türkiye İran olmaz, Cezayir olmayacak, Suriye yapılmasına da biz müsaade etmeyeceğiz” sözleri ve mücadelesi 28 Şubat sürecinin klasik anlamda tam bir darbe olmasını engellemiştir. Muhsin Başkan ve gençlik teşkilatının 28 Şubat sürecinde darbecileri rahatsız eden ve darbeye karşı sivil direniş iradesi, 28 Şubat darbesini akamete uğratan güçlü dinamiklerden birisidir. Bu tarihten sonra darbe yapmayı aklına koymuş kesimlerin Muhsin Yazıcıoğlu faktörünü hesap etmeden bir darbe planlaması yapmayacakları açıktır. Darbe yapmayı hedefleyen FETÖ’nün 28 Şubat darbesini engelleyen Muhsin Yazıcıoğlu’nu hedef alması, eşyanın tabiatına ve darbe planlamasına uygundu. Önce bir takım sızma faaliyetleriyle BBP ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun gençlik teşkilatını lekelemek, onun üzerinden hareketi kontrol etmek veya tasfiye etmek istediler. Hırant Dink cinayeti bir seri tertibin önemli halkasıydı. Ancak Muhsin Başkan bu tertipleri tecrübesi ve eskilerden gelen geniş ilişki ağıyla bozdu. Bu haliyle tertipçiler için daha da tehlikeli hale geldi. FETÖ’nün siyasi partileri dizayn ve bazı siyasi liderlerin tasfiyesinde ilk hedefin Muhsin Yazıcıoğlu olması bu bakımdan manidardır. Yazıcıoğlu’nun 2009’da şehit edilmesinden sonra 2010 yılında Deniz Baykal’ın ve MHP genel merkezinin kasetlerle hedef alındığı hatırlatalım… 9 Mart darbesini engelleyen ünlü MİT’çi Prof Dr Mahir Kaynak’ın “Eğer sizin tasfiyenize yol açacak bir açığınız yoksa, sizi öldürerek tasfiye ederler” sözü, Muhsin Başkan için gerçekleşti mi? Tasfiye edilecek ahlaki bir açığı bulunamayan Muhsin Başkan, kaza süsü verilen bir suikastla FETÖ tarafından öldürüldü mü?

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim