14 Şubat’ta sevgililer gününü kutlar gibi; anneler gününde çiçek, babalar gününde kravat alır gibi yılda bir defa 15 Temmuz’u hatırladığımız şu günlerde TRT’nin Asırlık Gece dizisi ilaç gibi geldi. FETÖ vâri yapılar; kahpelerin daha da kahpeleştiği, kahraman milletin ise şans ve şerefine bir yenisini eklediği o gecenin onuncu yıldönümünde başımıza bela olmayı sürdürüyorlar biliyorsunuz. Ne hazindir ki, 15 Temmuz’dan sonra bir süreliğine pusan, devletten ve milletten yana taklidi yapanların bir kısmı birkaç senedir gemi azıya almış durumda. İşte böyle bir ortamda o gecenin hikayesini çeşitli detaylarıyla anlatan böyle bir diziye ihtiyaç vardı. Bundan evvel de faydalı çalışmalar oldu muhakkak; fakat FETÖ'cülerin karanlık dünyalarını anlatan o diziler yerine kahramanlarımızın kahramanlarını anlatan bu dizi hepsinden daha çok ihtiyaç duyduğumuz şeydi.
Tüm Türkiye’deki camilerde, Cuma hutbelerinde, vatan sevgisi konulu hutbe okunmuşken ve hutbe Malazgirt zaferinden 30 Ağustos zaferine kadar tarihimizin şanlı zaferlerini bize hatırlatmışken bir 15 Temmuz yazısı görmek belki okuyucuya garip gelmiş olabilir. Tarihimizin belki en büyük Seferi değildir; fakat Cumhuriyet tarihimizin en kritik zaferidir 15 Temmuz. Akabinde kimlerle iş tutacağını artık hepimizin çok iyi bildiği Fetullahçı terör örgütünün mağlup edilmesi, Yunan’ın denize dökülmesi sonrası bir başka bağımsızlık zaferidir. Bu sebeple, dün camide vatan sevgisi konulu hutbeyi dinleyip zaferlerimizi yâd eden halkımıza, olur da bu yazıyı okurlarsa, sürekli hatırımızı tutmamız gereken en önemli zaferimizin 15 Temmuz olduğunu hatırlatmaktır niyetimiz.
Orduyla halkın silah arkadaşlığı yaptığı o müstesna gecede, üniforma hırsızları mağlup edildi ve bünyemizdeki habis urların en büyüğü bünyeden atıldı. Metastaz yapmış, başka hücrelere de o kötü alışkanlıkları sirayet ettirmiş. O gece şeytanın temsilcisine karşı kavga kazanıldı ve hepimiz bu sayede metastaz yapan hücrelerden bahsedebilir olduk. Öyle olmasaydı memleketin vasatı olacaktı kanser. O gece o zafer kazanıldı ve Suriye’deki terör bataklığı kurutuldu. Kazanılmasaydı 15 Temmuz zaferi, terör dört bir yanımızı saracak ve biz milli bağımsızlığını yitirmiş yarı paralar olarak öylece bakacaktık. Başka neler olacaktı sizler de bir düşünün lütfen. Yahut nelerin olamayacağını düşünün… Kahraman Azerbaycan ordusu Karabağ’a bu şekilde girebilecek miydi acaba? Savunma sanayimiz tüm dünyanın övgüsüne mazhar olabilecek miydi? Çocuklarınız iyi okullarda şeytana ruhunu satmadan okuyabilecek miydi? Fetullahçı olmayanın ölünün kesildiği okullara devletin üniversiteleri de eklenmeyecek miydi? Ve en kötüsü, 15 Temmuz öncesi yedi haki cübbesi ile darbe girişimine liderlik eden Fethullah Gülen, Akın İpek’in kendisi için inşa ettiği kaçak sarayına oturup hepimizin sırtında kırbaç şaklatmayacak mıydı?
Bunlar cevaplarını hepimizin bildiği sorulardır. İşte bu sebeple zafer konulu bir gündemimiz olacaksa, öncelikli olarak hatırlamamız gereken, 15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a yad ettiğimiz o gecedir. O gece, ki yaşandı, birbirimizle, hayatın olağan akışına uygun kavgalar içinde bulabiliyoruz kendimizi. Bu kadar kıymetli bir geceyi senede bir gün yâd etmek olacak şey değildir. Kaybetmesi gerekenler kaybetti çok şükür ve kazanması gerekenler kazandı. Sonrası acısıyla tatlısıyla hepimizin malumu…
Hani Fethullah Gülen bir zamanlar, artık tüm dünyada bilinen o histerik vaazlarından birinde demiş ya “merak etmeyin, ben sizin hüzûrunuzda ölecek kadar talihli birisi değilim” diye. Hakikaten hüzûrumuzda ölecek kadar tahlilli birisi değilmiş. Pensilvanya’da bir çukura atılmayı hak edecek kadar yaşamış ve ona göre bir akıbeti layık olmuş. Şimdi dönüp baktığımda, herkesin 15 Temmuz’dan yana bir hayırlı çıkarım yaptığı bir ortamda, bu satırların yazarı da diyor ki, çok şükür 15 Temmuz’da bir zafer kazandık ve o hain elebaşı bu memlekete adım atamayacak hale geldi. Aksi taktirde Türkiye’ye gelir, burada bir koloni valisi olur, vadesi dolunca da hüzûrumuzda ölür giderdi. Olmadı ve bu olmayış bağımsızlığımızın bir nişanesi haline aldı. Pensilvanya’daki o mezar, yani hüzûrumuzdan çok uzaklardaki o mezar bizim bağımsızlığımızın bir simgesi oldu. Bunun kıymetini bilmek lazım…