İstanbul’daki bir tasarım ajansından Şanghay’daki bir finans merkezine kadar modern dünyanın neresine giderseniz gidin, garip bir "dejavu" hissiyle karşılaşıyorsunuz. Sinemalarda sadece geçmişin devam filmleri ve Marvel uyarlamaları var; sokaklarda renk paleti gri, siyah ve beyaz arasına sıkışmış araçlar akıyor; şirketlerin strateji sunumları ise aynı danışmanlık firmalarının aynı kalıplarıyla hazırlanıyor.
Dünya Ekonomik Forumu panellerinden Financial Times analizlerine kadar herkesin sormaya başladığı o sarsıcı soru ortada duruyor: Modern ekonomi neden bu kadar renksiz, bu kadar öngörülebilir ve bu kadar sıkıcı?
Finansallaşma ve "Risk Korkusu"
Bu kitlesel ruhsuzluk ve tasarım felci bir tesadüf değil; küresel kapitalizmin geçirdiği yapısal dönüşümün doğrudan bir sonucudur. Modern finansal sistem, çeşitlilik ve özgünlüğü birer "risk" (pürüz) olarak görür.
Bir şirketin yönetim kurulu, daha önce denenmemiş, çığır açıcı ama başarısız olma ihtimali taşıyan özgün bir ürüne yatırım yapmaktansa; algoritmanın onayladığı, pazar araştırmalarının test ettiği ve kâr marjı önceden hesaplanmış "güvenli ve sıkıcı" olanı seçer.
- Sinema Sektörü: Bütçesi 200 milyon dolar olan bir film artık sanatsal bir risk alamaz. Bu yüzden Hollywood özgün senaryoları terk edip garantili formüllere sığınır.
- Otomotiv ve Mimari: Rüzgar tünelleri ve aerodinamik algoritmalar her markaya aynı optimal kasa yapısını dikte eder. Mimari yazılımlar ise maliyeti düşürmek için her şehre aynı modüler beton kutuları diker.
Felsefi Deşifre: "Aynı’nın Terörü" ve "Yok-Yerler"
Güney Koreli filozof Byung-Chul Han, Aynı'nın Cehennemi eserinde günümüz dünyasını kasıp kavuran bu zihinsel iklimi şöyle özetler:
Fransız antropolog Marc Augé ise bu tekdüzeliğin yarattığı mekânsal tahribatı "Yok-Yerler" (Non-Places) kavramıyla açıklar. Havaalanları, zincir oteller, alışveriş merkezleri ve süpermarketler... Buralar bir kimliği, tarihi veya ruhu olmayan, dünyanın her yerinde birbiriyle aynı olan nötr geçiş alanlarıdır. Modern ekonomi, kenti ve kültürü devasa bir "Yok-Yer"e dönüştürmüştür.
Algoritmik Monokültür: Şirketler Neden Aynılaşır?
Ekonomide verimlilik sevdası, küresel ölçekte bir "monokültür" yarattı. Dünyanın en büyük şirketleri aynı büyük danışmanlık şirketlerinden (McKinsey, BCG) akıl alıyor, aynı risk analizi yazılımlarını kullanıyor ve pazar payını korumak için rakiplerinin yaptığı her hamleyi birebir kopyalıyor.
Sonuç olarak:
- Sermaye konsolide oldukça özgün yerel işletmeler yok oluyor.
- Yapay zeka ve büyük veri (Big Data) algoritmaları, kitlelerin "en ortalama" beğenisini hedeflediği için sıradradışı olan her şeyi törpülüyor.
- Risk almayan, sadece maliyet kesen ve hisse geri alımı yapan şirket yönetimi modeli inovasyonu öldürüyor.
Sürtünmesiz Dünyanın Bedeli
Riskten kaçınan, her şeyi optimize eden ve pürüzleri yok eden bir ekonomi belki hissedarlara kısa vadeli öngörülebilir karlar sağlar; ancak uzun vadede insan ruhunu ve sürdürülebilir büyümeyi kurutur. Çünkü gerçek inovasyon, estetik devrimler ve ekonomik sıçramalar algoritmanın tahmin edilebilir sınırlarından değil; pürüzden, çelişkiden, beklenmedik risklerden ve özgünlüğün yarattığı "sürtünmeden" doğar.
Aynı tip kahveleri içip, aynı tip evlerde oturup, aynı kalıp fikirleri tükettiğimiz bu rasyonelleştirilmiş sıkıcılık çağında hatırlamamız gereken tek bir şey var: Pürüzsüz olan hiçbir şey hafızada kalmaz. Modern ekonomi ya kendi yarattığı bu steril sıkıcılık katmanını kırıp riske yer açacak ya da kendi monotonluğunun altında boğulacaktır.