Sultan Veled, Osman Gazi’ye kılıç kuşattı mı?

Osman Gazi’ye kılıcı Sultan Veled mi kuşattı? Osmanlı’nın kuruluş yıllarına uzanan bu rivayet, Mevlevîliğin hanedanla ilişkisine dair dikkat çekici bir tartışmanın kapısını aralıyor.

Samet Altıntaş

Yazan: Samet Altıntaş

· 5 dk okuma

Sultan Veled, Osman Gazi’ye kılıç kuşattı mı?

Alman sosyolog ve film eleştirmeni Siegfried Kracauer’e göre tarih; sondan bir önceki şeylerdir. Böylesi bir vizörden ilerlersek şayet; geçmişi geriye doğru işlettiğimizde, karşımıza ilginç manzaralar çıkar. Belgelerin ve söylencenin pan yaptığı sahneler de videonun en çok oynatılan yeri olsa gerek. Başlıktaki soru, Abdülbaki Gölpınarlı’nın Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik kitabında yer alan, yazarının da ‘hiçbir esasa dayanmayan efsaneler’ cümlesinden dediği bir varsayım. Tarihi matematiğe bulamadan; ancak kronolojiden de sapmadan söz konusu faraziyenin oksitlenmiş yanlarını gidermeye çalışalım.

Hazreti Mevlânâ; babası Bahaeddin Veled’in kararıyla ailecek Belh’ten ayrılıp, uzun süren yolculuğunun ardından ittifakla söylenene nazaran Konya’ya vardığında, yirmi bir yaşındadır. Sultanü’l-Ulema diye anılan pederinin 1231’deki vefatının ardından bir Kübrevî mürşidi olarak post’a geçer. Celaleddin-i Rumî’nin vasiyeti gereği Şeb-i Arus, yani ‘Düğün Gecesi’ dediği 17 Aralık 1273 tarihindeki maddi ölümünün ardından yeni şeyh; Mevlânâ’nın Mesnevî’yi yazmasına vesile olan müridi, halifesi ve ilk mesnevihan Çelebi Hüsameddin olur. Onun on bir yıllık rehberliğinden sonra 1284 senesinde Mevlânâ’nın postuna Kerîmüddin Bektemur oturur. Onun 1292’ye tarihlenen vefatının ardından yolun başına hem sûrî ve hem de sırrî hilafeti sırtlayan kişi Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled olur. Mevlevîliğin adap ve erkânını tanzim eden Sultan Veled, Türkiye Selçuklu Devleti’nin yıkıldığı ve hiç bitmeyen 13. asır Anadolu karmaşası vakitlerinde, Konya’daki âsitanededir.

Anadolu Selçukluları Yıkılırken…

İşte, geçmişin dipnotlarına gizlenecek olan rivayet de bu zamanlarda ortaya çıkar. İçlerinde; Yunus Emre’nin tarikat silsilesinde adını zikrettiği Rufaî mürşidi Sarı Saltuk’un da bulunduğu Türkmenleri Doburca’ya yerleştiren, aynı zamanda Osmanlı’nın ilk sufi ayaklanmasına imza atacak Şeyh Bedreddin’in baba tarafından akrabası diye bilinen II. Keykavus’un, oğlu Sultan II. Mesud’un 1308’de Kayseri’de vefat etmesiyle Anadolu Selçuklu Devleti parantezi kapanmış olur. Zaten 1243 Kösedağ Savaşı’yla büyük bir sarsıntı geçirip, çöküşe doğru savrulan Selçukîlerin fiilen/hukuken ortadan kalkmasıyla Küçük Asya’da Moğol hâkimiyeti perçinlenirken, literatüre ‘II. Beylikler Devri’ diye geçen emirlikler, dirayetli bir organizasyonla kendilerini belli eder. Orta Anadolu’da etkinlik süren Karamanoğulları’nın beşinci hükümdarı Yahşi Bey’in Konya hâkimi Ahi Mustafa’yı öldürmesi sonrası Konya, 1314’te bu inatçı Afşar boyunun başkenti olur. Tam burada Alevîlik ve Bektaşîlik üzerine araştırmalarıyla tanınan Fransız Türkologu İrene Melikoff’un hocası Claude Cahen’in 1986 yılında Belleten dergisinde yayımladığı “İlk Ahiler hakkında” adlı makalede kurduğu “Ahi Mustafa’nın babası ve kendisi, Ahilerin başına geçmeden önce Mevlevîlerle iyi ilişki içinde idiler. Fakat o, daha sonraları Mevlevîlerin tasavvuf görüşlerine saldırarak bu görüşlerin, halledilmesi kuvveti gerektiren dünya işleri karşısında aciz kaldığını ilân etmiş ve onlara düşman kesilmiştir. Fakat Ahilerin bizzat kendileri kuvvetin kurbanı olmuşlardır.” cümlelerini yedekte tutun.

“Molla Hünkâr Gelsin Olsun, Padişah Ne imiş?”

Tarihsel malzemeyi buraya kadar üst üste yığdıysanız okumaya devam edelim: Malum, Nizâm-ı Cedîd ve III. Selim devrini sona erdiren 1807 Kabakçı Mustafa İsyanı akabinde, IV. Mustafa taht’a çıkar; fakat bir yıllık saltanatının finalinde, boğularak öldürülür. 1808’de II. Mahmud’a biat etmek istemeyenlerin sesi yükselmeye başlar. Onlara hitaben, hanedandan itaat edecek başka kimse kalmadı denildiğinde, muhalefet cephesinden “Padişah adam değil mi? Kim olursa olsun, Esma Sultan olsun, Tatar (Kırım han sülalesi kastediliyor) gelsin olsun, Molla Hünkâr gelsin olsun, Allah ocağımıza zeval vermesin, padişah ne imiş.” mealinde cevaplar işitilir. Osmanlı modernleşmesi ile ilgili yaptığı çalışmalarla tanınan tarihçi Yüksel Çelik’in kaydettiğine göre Molla Hünkâr’dan kasıt; Sultan Veled’in Mevlevîliğin iç tarihine yaptığı aşıyla ortaya çıkan Makam Çelebiliği’dir. Konya Mevlevî Âsitânesi’nde postnişin olanlara verilen bu unvan, pek tabi politik bir gücü de temsil eder. Örneğin; ‘çelebi efendi’nin devlet protokolünde kazaskerle eşit statüde bulunması Yeniçerilerin ağzında biriktirdikleri meşruiyetin kökenine işarettir.

“Mevlânâ’nın Soyu, Padişahlığın Gerçek Vâris ve Sahibi idi.”

Bu demlerde, Batı Anadolu’da Türkiye Selçukluları’na bağlı bir uç beyi olarak faaliyetlerini sürdüren Ertuğrul Gazi, Selçuklu Sultanı III. Gıyâseddin Keyhusrev’e karşı merbutiyet bildirip, hediyeler takdim eder. 1279’dan sonraysa Ertuğrul’un oldukça yaşlandığı ve Kayı aşiretinin idaresini oğlu Osman Bey’e bıraktığı kayıtlı. Yüksel, burada tevatürün gölgesinde kalan bir bilgi kırıntısı seslendiriyor. Buna göre; Osman Gazi, Konya’ya bağlılığını bildirmeye giderken, Seçlukîlerin tarih sahnesinden silinmeye yüz tuttuğu bu sırada başmerkezdeki ahilerin Sultan Veled’e biat ettiğini belirtir. İşte, Gölpınarlı’nın mezkûr eserde kaydettiği, “Osman’a, Mevlânâ’nın oğlu Sultan Veled, kılıç kuşatmıştı.” cümlesinin arkeolojisi böyle. Onun “Mevlânâ Celâleddin’in soyu, padişahlığın gerçek vâris ve sahibi idi. Osmanoğulları ise ancak çelebilere niyabet (vekaleten) yoluyla padişahlık etmedeydiler. Hattâ çelebinin, İstanbul’a geldiği zaman Üsküdar’da kalması iktiza ederdi. Çünkü Üsküdar’dan İstanbul’a geçerse padişahın, saltanatı çelebiye teslim etmesi ve ona bey’at eylemesi lâzımdı.” sözlerini de es geçmeyelim.

Tarihin Meleği ya da Mazinin Mevlevîliği

Abdülkadir Özcan’ın dediğine göre; hükümdarlık sembolü olarak ilk kılıç kuşanma merasimi 1421’de II. Murad’ın cülûsundan sonra Emir Sultan eliyle Bursa’da gerçekleşir. Meraklısına not: Buhara’dan Bursa’ya gelen Şemseddin Muhammed de Mevlânâ’yla aynı tarikattan, yani bir Kübrevî mürşidi. Yine kendisi de bir Mevlevî olan Sultan Reşad’a kılıç kuşatan kişi de Konya Mevlânâ Dergâhı’nın son postnişini Abdülhalim Çelebi’dir. Bu merasim; Mevlevîlerin Osmanlı yönetimi ile son resmî teması sayılır. Çünkü son padişah Vahdettin; Kuzey Afrika’da Avrupalı sömürgeci güçlerle mücadeleyi örgütleyen bir kurum olarak öne çıkan Senûsiye tarikatının mürşitlerinden, aynı zamanda Mustafa Kemal Paşa’nın yanında yer alacak Şeyh Ahmed es-Senusi’nin elinden kılıç kuşanır. Evet, çağdaş olmalarına rağmen “Sultan Veled, Osmangazi’ye Kılıç Kuşattı mı?” bilinmez; ama Mevlevîliğin, Osmanlı’da oldukça egemen olduğunu hatırlatalım.

Bitirirken; Gölpınarlı’nın Sultan Reşad’a kılıç kuşatmaktan çok, Abdülhalim Çelebi’nin pozisyonunu açığa çıkaran olayla alakalı “Bu hâdise Sultan Reşad’ın Mevlevi olmasından ziyade Abdülhalim Çelebi’nin, Abdülhamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu kumandaniyle âyan ve meb’usan reislerine, meb’uslara ve nazırlara hitaben çektiği telgrafla İttihatçıların siyaseti, âmildir.” tespitini ve İmparatorluğun ‘çelebi şehzadeleri’ni bir başka yazıya taşıralım.

Nihayetinde Siegfried Kracauer’in arkadaşı Walter Benjamin’in dediği gibi ‘tarihin meleği’ belki de bize başka sahneleri işaret eder, değil mi?

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Sultan Veled, Osman Gazi’ye kılıç kuşattı mı?

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim