15 Temmuz: İhanetin karanlığından, bir milletin destansı şafağına

Yunus Emre Gedikli

Yazan: Yunus Emre Gedikli

· 3 dk okuma

15 Temmuz: İhanetin karanlığından, bir milletin destansı şafağına
İhanetin karanlığından, bir milletin destansı şafağına

İhanetin o ağır ve buz gibi nefesini ensemizde hissettiğimiz o zifiri gece... Dostlarımla beraber Atatürk Havalimanı’nın soğuk betonundaydık. Başımızın hemen üzerinden göğsümüzü yararcasına geçen savaş uçaklarının o sağır edici gürültüsü, kendi yurdunun kalbine çevrilmiş acımasız tank namluları ve bizi en çok yaralayan, kandırılmış o gencecik Mehmetçiklerin şaşkın gözlerle üzerimize doğrulttuğu silahlar...

Yüreğimize dağ gibi çöken, boğazımızı düğümleyen bu acı tablo, içimizde korkuyu değil; aksine asırlardır damarlarımızda sessizce bekleyen o kadim, o boyun eğmez direniş ruhunu uyandırmıştı. Gözyaşının cesarete, kanayan yaraların çelikten bir iradeye dönüştüğü o gece havalimanında başlayan yürüyüşümüz; sağcısından solcusuna, gencinden yaşlısına koca bir milletin hüzünde ve inançta sımsıkı kenetlenerek yazdığı, eşi benzeri görülmemiş bir dayanışma destanıydı.

Karşımızdaki düşman sıradan bir işgalci değildi. Beyni Amerika'da olan, yıllarca bu ülkenin merhametini, inancını ve zeki evlatlarını "eğitim, hizmet, diyalog" gibi en masum kavramların arkasına saklanarak sömüren sinsi bir şebekeydi. Tertemiz "Türkiye" markasını dünyanın dört bir yanında kendi karanlık idealleri için pazarlayan bu FETÖ yapılanması, devletin kılcal damarlarına kadar sızmış ve son darbeyi o gece vurmaya kalkmıştı.

Ancak hesap edemedikleri bir şey vardı: 2000 yıllık devasa bir devlet aklı ve milletin sarsılmaz iradesi.

Minarelerden Yükselen Selalar ve Çıplak Ellerle Durdurulan Tanklar

Bugün dönüp 15 Temmuz ile ilgili hafızalara kazınan o tarihi haberleri, o geceyi anlatan yazıları okuduğumuzda, belgeselleri izlediğimizde hep aynı ortak ruhu görürüz. Haber manşetleri şöyle haykırıyordu: "Millet Silahlı Kuvvetlere Emir Verdi!", "Çıplak Ellerle Çeliği Ezen İrade..."

O gece köprülerde, meydanlarda ve havalimanlarında yaşananlar, sadece bir darbe girişiminin bastırılması değildi; değerlerinin yozlaşmasına, vatanının emperyalist bir maşaya teslim edilmesine izin vermeyen bir halkın varoluş mücadelesiydi. Bu destanın unutulmaması gereken ibretlik yönleri şunlardır:

  1. Siyasetin Sustuğu, Yalnızca Vatanın Konuştuğu Saf İrade: O zifiri gecede insanlar; sağ, sol, iktidar veya muhalefet gibi tüm dünyevi ve siyasi kimliklerini evlerinin kapısında bıraktılar. Meydanlara inen milyonların hiçbir şahsi veya siyasi menfaati yoktu; tek dertleri, uğruna ölünecek bir vatanın bekasıydı. Bu durum, milletimizin söz konusu bağımsızlık olduğunda tüm ayrılıkları bir kenara itip nasıl tek vücut olabildiğinin en saf ve katıksız göstergesidir.
  2. Çeliği Ezen Çıplak İrade ve Etin Silaha Galibiyeti: Modern savaş teorilerinin ve askeri hiyerarşinin çöktüğü andı o gece. Dünyanın en ölümcül silahlarına, savaş uçaklarına ve tanklara karşı sokağa dökülen halkın elinde bir taş dahi yoktu. Namluların ucuna göğsünü siper eden, tankların paletleri altına yatan bu millet; etin, kemiğin ve imanın, vatan sevgisiyle yoğrulduğunda her türlü demirden ve çelikten daha aşılmaz olduğunu tüm dünyaya kanıtladı.
  3. Gökleri Yırtan Selalar ve Manevi Diriliş: Tıpkı İstiklal Harbi yıllarında, Anadolu'nun işgale karşı direnişinde olduğu gibi, o gece de minarelerden dalga dalga yükselen selalar karanlığı yırtan birer manevi kalkana dönüştü. O ilahi yankı, sadece sıradan bir çağrı değil; asırlardır damarlarımızda uyuyan o devasa milli ruhu sarsarak ayağa kaldıran, ölüm korkusunu kalplerden söküp atan en büyük ruhsal itici güçtü.
  4. Kadınıyla, Genciyle, Yaşlısıyla Topyekûn Sivil Şahlanış: O gece namluların karşısına dikilenler sadece gücü kuvveti yerinde erkekler değildi. Kucağında yavrusuyla sokağa fırlayan anneler, abdestini alıp şehadete yürüyen bastonlu ihtiyarlar ve yıllardır "apolitik, duyarsız" sanılan o gencecik fidanlar en ön saftaydı. Bu durum, vatan müdafaasının sadece askere bırakılmadığı, milletin her ferdinin devletiyle bütünleştiği benzersiz bir sivil direnişti.
  5. Ölümü Öldürenlerin İbretlik Yürüyüşü: O gece havalimanlarına, köprülere ve meydanlara inen hiç kimse eve sağ dönmeyi hesaplayarak yola çıkmadı. Ölümü bir son olarak değil, vatan uğruna içilecek en şerefli şerbet olarak gören bu inanmışlık; sadece sinsi bir darbeyi bastırmakla kalmadı. Aynı zamanda, gelecekte bu topraklara göz dikecek olan her türlü emperyalist akla ve karanlık şebekeye, asırlar boyu unutamayacakları sarsıcı bir ders verdi.

"Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, / Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!"

Bugün özgür, bağımsız ve kendi değerlerimizle barışık bir şekilde bu topraklarda nefes alabiliyorsak, bunu o gece canını hiçe sayan 251 şehidimize ve binlerce gazimize borçluyuz. O karanlık şebekenin son direniş çırpınışları, bu milletin asil kanında boğulmuştur.

Belki bugün o geceyi tam olarak idrak edemiyoruz ancak yıllar sonra tarihçiler dönüp 15 Temmuz 2016'ya baktıklarında; bu geceyi Çanakkale'yle, Kut'ül Amare'yle, İstiklal Harbi'yle aynı satırlarda yazacaklar. Çünkü o gece Atatürk Havalimanı'nda, Boğaziçi'nde, Kızılay'da dirilen ruh; Mete Han'dan Alparslan'a, Fatih'ten Mustafa Kemal'e uzanan o 2000 yıllık bağımsızlık karakterimizin ta kendisidir.

Bu eşsiz kahramanlık günü, sadece bir anma günü değil; ihanete karşı uyanık olmamız gerektiğini bize her an hatırlatan kutsal bir nöbetin adıdır. Unutmadık, unutturmayacağız!

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim