Bazı geceler vardır; takvimde yalnızca bir tarih olarak durmaz.
Aradan yıllar geçse de karanlığı unutulmaz, sabahı ise bir milletin hafızasına mühür olur.
15 Temmuz işte böyle bir gecedir.
O gece yalnızca silahlar konuşmadı. Tanklar yalnızca asfaltı ezmedi.
Savaş uçakları yalnızca gökyüzünü yarmadı.
Asıl hedef, bir milletin iradesiydi.
Bir ülkenin bağımsızlık duygusuydu. Bin yıllık devlet aklıydı.
Bayrağa duyulan sadakat, ezana duyulan hürmet, vatana duyulan sevgiydi.
Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı. Bu millet, tarih boyunca hiçbir zaman yalnızca silahıyla savaşmadı. İnancıyla direndi, vicdanıyla ayağa kalktı, duasıyla güç buldu.
Malazgirt’te de böyleydi, Çanakkale’de de böyleydi, İstiklal Harbi’nde de…
15 Temmuz gecesi de aynı ruh yeniden ayağa kalktı.
O gece insanlar evlerinden ölümü göze alarak çıktı.
Kimisi gençti, kimisi yaşlı,
Kimisi üniversite öğrencisiydi, kimisi esnaftı.
Kimisi annesini öpüp helallik aldı, kimisi çocuğuna son kez sarıldığını bilmeden çıktı sokaklara…
Onları meydanlara çağıran sadece Cumhurbaşkanının çağrısı değildi; vicdanlarıydı.
Çünkü bazı anlarda insan, yaşamak için değil; yaşadığı toprağın haysiyetini korumak için yürür.
15 Temmuz’un en büyük dersi de budur.
Bir ülkeyi yalnızca ordular ayakta tutmaz. Onu ayakta tutan, gerektiğinde bedenini siper eden isimsiz insanlardır.
Tarih çoğu zaman komutanların adını yazar; fakat milletleri kurtaranlar, ismi bilinmeyen kahramanlardır.
O gece sokaklara çıkan insanlar, sadece bir darbeyi durdurmadılar. Türkiye’nin geleceğine vurulmak istenen prangayı da kırdılar. Yarınlarına sahip çıktılar, milli iradeyi savundular ve dünyaya şu gerçeği ilan ettiler; bu milletin kaderi, namlunun ucunda yazılamaz.
15 Temmuz’un ardından geçen yıllar bize bir hakikati daha gösterdi.
Devletler yalnızca dışarıdan gelen tehditlerle yıkılmaz. Asıl tehlike, içeriden kurulan ihanet ağlarıdır. Üniformanın içine saklanan hainler, makamın arkasına gizlenen fırsatçılar ve milletin güvenini istismar eden yapılar, en büyük yıkımı içeriden verir.
Bu yüzden 15 Temmuz’u yalnızca anmak yetmez.
Anlamak gerekir.
Hafızasını diri tutamayan toplumlar, aynı acıları yeniden yaşamaya mahkumdur.
İhaneti unutanlar, ihanetin farklı yüzleriyle tekrar karşılaşırlar.
Çünkü kötülük, isim değiştirir; yöntem değiştirir; fakat niyetini değiştirmez.
Bugün bize düşen, o geceyi sadece yıldönümlerinde hatırlamak değildir. Adalet duygusunu korumak, devletine sahip çıkmak, birlik ruhunu diri tutmak, genç nesillere bağımsızlığın bedelini anlatmak ve her türlü vesayet anlayışına karşı uyanık kalmaktır.
15 Temmuz, yalnızca geçmişte kalmış bir gecenin adı değildir.
O gece, millet olmanın ne demek olduğunu yeniden hatırladığımız gecedir.
Şehitler bize canlarıyla bir emanet bıraktılar.
O emanet; sadece bayrak değildir.
Sadece vatan değildir.
Sadece yarınlarımız da değildir.
Asıl emanet, bir daha hiçbir ihanetin bu topraklarda kök salamamasıdır.
Ve unutulmamalıdır ki!
Bazı geceler karanlığıyla değil, sabahında doğurduğu milletle hatırlanır.
15 Temmuz da böyle bir gecedir.
O gece, karanlık kaybetmiş; millet kazanmıştır.
Vesselam…