Haluk Levent’in Ahbaplarının Hastalığı

Hasan Basri Akdemir

Yazan: Hasan Basri Akdemir

· 5 dk okuma

Haluk Levent’in Ahbaplarının Hastalığı

“Erdoğan’ın karşısında kutu kola bile kazanır.” diye cümle duyduk.

“Zulüm 1453’te başladı.” diye cümle okuduk.

“FETÖ’cü metöcü, yeter ki bu iktidar gitsin.” diye cümleler duyduk.

“Hasta, kaçtı, bitti…” Neler neler duyduk!

Bu karşıtlık bir de taraftarlık yaratıyor kuşkusuz. Onlardan da irrasyonel çok şey duyuyoruz. Ama orada kimse hain, düşkün, Kılıç artığı ilan edilmiyor.

Bu karşıtlığın bir üst versiyonunu deprem döneminde görmüştük. “Enkazın altında iktidar kalsın.” diye devlet karşıtlığı yapıp, “Bu devlete mi güveneceğiz? Ahbap’a güveneceğiz tabii.” dediler.

Seçimden sonra bölge “Erdoğan” deyince, oradaki insanlara hakaret ettiler. Erdoğan düşmanlığını devlet düşmanlığına, devlet düşmanlığını da millet düşmanlığına çevirdiler.

Bu hastalıklı zihin yapısının duvara tosladığı bir örneği daha yaşadık. Haluk Levent’in onlara yaşattığı sarsıntıdan sonra kendi hastalıklı zihinleri yerine yine soyut suçlamalarla durumu geçiştiriyorlar. “Nasıl bir dönemde yaşıyoruz? Kime güveneceğimizi şaşırdık.” diyorlar.

Ya sabıkası bu gibi akçeli işlerde alengirlerle dolu bir adama zaten nasıl güvenirsiniz?

Ha, bu adama bu işleri yapma ruhsatı veren devletin de suçu yok değil ama devlet işin üzerinde olduğunu gösterdi.

Peki bu denetimler!

İBB de sürekli denetleniyordu, Beşiktaş da, Şile de, Bolu da ve hatta Uşak bile denetleniyordu. Bu denetimler nasıl yapılıyor? Kim yapıyor? Denetimcilerin çıktığı kapıdan savcılar girince nasıl bu tespitler oluyor? Dün bu tespitlerin olmasını ne engelledi? İstanbul’da Akın Gürlek gelmeden önce neden bir dosya numarası dahi oluşmadı?

Bence bu soruların da üstüne gidilirse hukuka olan güven tesis edilir.

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında tüm detaylar

25 Mart 2009…

Türk siyasetinin en sarsıcı olaylarından biri yaşandı.

Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ile birlikte gazeteci İsmail Güneş, İl Başkanı Yavuz Hızlan, Belediye Meclis Üyesi Murat Çetinkaya, pilot Kaya İstektepe ve koruma Murat Tokmak, Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesi kırsalında meydana gelen helikopter kazasında hayatını kaybetti.

Kazanın ardından geçen günler, hatta yıllar boyunca kamuoyunun zihninden hiç çıkmayan tek soru vardı:

Gerçekten sadece bir kaza mı yaşandı? Aradan tam 17 yıl geçti. Ve bugün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 29 kişi hakkında gözaltı kararı verildi.

Suçlama ise oldukça ağır: “Silahlı terör örgütü kurmak, yönetmek ve üye olmak” ile “tasarlayarak kasten öldürme.”

Bu noktada artık konuşulan şey yalnızca bir helikopter kazası değil. Konuşulan şey, kazadan sonra yaşananların da suçun bir parçası olup olmadığıdır.

Dosyanın yönü değişti

Bugüne kadar kamuoyunda en çok tartışılan konu helikopterin neden düştüğüydü. Oysa Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma bambaşka bir noktaya odaklanıyor. Soruşturmanın merkezinde; delillerin değiştirilip değiştirilmediği, kritik cihazların sökülüp sökülmediği, arama kurtarma sürecinin yönlendirilip yönlendirilmediği, resmî belgelerin gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, bütün bunların organize biçimde yapılıp yapılmadığı soruları bulunuyor.

Yani soruşturma artık “helikopter neden düştü?” sorusundan önce, “Düştükten sonra ne oldu?” sorusuna cevap arıyor.

GPS neden bu kadar önemli?

Dosyanın en dikkat çekici başlığı GPS cihazı. Çünkü bir hava aracındaki GPS; son koordinatları, uçuş rotasını, hız bilgilerini, konum kayıtlarını, son hareketleri barındırabilecek en önemli teknik delillerden biridir.

Paylaşılan belgelerde dikkat çeken husus şu: 31 Mart tarihli tutanakta cihazların yerinde olmadığı ifade edilirken, daha sonra hazırlanan bilgi notunda cihazların bulundukları yerden alınarak kapalı ortama taşınması gerektiği belirtiliyor.

İki belge arasında görülen bu farklılık, soruşturmanın neden yeniden derinleştirildiğini anlamak açısından önem taşıyor. Bu belgeler, tek başına herhangi bir kişinin suçlu olduğunu göstermez. Ancak savcılık açısından cevap verilmesi gereken ciddi sorular doğurur.

Fotoğraflar neden yeniden gündemde?

Dosyada yer alan fotoğraflarda kokpit panelinde bazı cihazların söküldüğü iddia ediliyor. Yine soruşturma dosyasına giren bazı görüntülerde olay yerinde resmî görevi bulunmadığı belirtilen bazı askerî personelin enkaz üzerinde işlem yaptığı ileri sürülüyor.

Fotoğraflarda kesici alet kullanıldığı iddiası da soruşturmanın inceleme alanına alınmış durumda. Bütün bunlar yargılama sonunda doğrulanacak veya çürütülecek hususlardır.

Ancak savcılığın bugün yürüttüğü soruşturmanın temel dayanaklarından birini de bu teknik görüntüler oluşturuyor.

Bilgi notlarındaki çelişkiler

Dosyanın en dikkat çekici bölümlerinden biri de emniyet bilgi notları. Paylaşılan belgelerde saat 17.40 sıralarında hazırlanan ikinci bilgi notunda;

Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatta olduğu, yaralıların hastaneye sevk edildiği, Göksun Devlet Hastanesi’nin hazırlık yaptığı ifadelerinin yer aldığı görülüyor. Oysa o saatlerde fiilî durumun bu bilgileri doğrulayıp doğrulamadığı yıllardır tartışılıyor. Savcılık bugün bu bilgi notlarının; hangi kaynağa dayandığını, kim tarafından hazırlandığını, kimlere gönderildiğini, gerçeği yansıtıp yansıtmadığını araştırıyor.

Radar kayıtları neden inceleniyor?

Kamuoyunda yıllardır tartışılan başka bir başlık da F-4 savaş uçakları.

Dosyada bulunan teknik değerlendirmelerde olay saatlerinde bazı F-4 uçaklarının bölgeye yakın uçuş yaptığı, bir uçağın radar görüntülerinden belirli süre kaybolduğu, daha sonra yeniden radarda görüldüğü iddia ediliyor.

Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Radar kayıtlarının bulunması tek başına herhangi bir suç işlendiğini göstermez. Bu verilerin anlamı ancak bilirkişi incelemeleriyle ortaya konabilir. Dolayısıyla bu başlık soruşturmanın araştırdığı konulardan biridir; kesinleşmiş bir vakıa olarak değerlendirilmemelidir. Gözaltına alınan isimler neyi gösteriyor?

Operasyonda dikkat çeken noktalardan biri de şüphelilerin profili.

Listede;

askerî personel,

sivil kaza kırım uzmanları,

polisler,

teknik personel,

Hava Kuvvetleri’nde görev yapmış isimler yer alıyor.

Bazılarının daha sonra FETÖ soruşturmalarında işlem gördüğü, bazılarının ihraç edildiği, bazılarının ise hâlen farklı kurumlarda görev yaptığı görülüyor.

Ancak burada hukukun temel ilkesini hatırlatmak gerekir. Bir kişinin geçmişte başka bir soruşturma geçirmiş olması, bu dosyada suçlu olduğu anlamına gelmez. Her dosya kendi delilleriyle değerlendirilir.

Asıl soru artık şu

Bu soruşturma 17 yıl sonra neden bu aşamaya geldi?

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamasına göre dosya 12 Haziran 2026 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na devredildi. Başsavcılık yaklaşık bir aylık çalışmanın ardından eş zamanlı operasyon kararı verdi.

Bu da gösteriyor ki soruşturma yalnızca geçmiş dosyaların tekrar okunmasıyla sınırlı değil. Yeni delillerin, teknik incelemelerin ve değerlendirmelerin dosyaya girdiği anlaşılıyor. Yargılama süreci ilerledikçe bunların kapsamı daha net ortaya çıkacaktır.

Bu operasyon ne anlama geliyor?

Bu operasyon, “Muhsin Yazıcıoğlu dosyası çözüldü.” anlamına gelmiyor.

Ama şu anlama geliyor:

Devlet, 17 yıl sonra ilk kez dosyanın yalnızca kaza kısmını değil, kazadan sonraki süreçte yaşandığı iddia edilen olayları da organize suç ve kasten öldürme iddiaları kapsamında soruşturuyor.

Bu oldukça önemli bir eşik.

Çünkü bugüne kadar yıllarca tartışılan pek çok iddia ilk kez bu kadar geniş kapsamlı bir ceza soruşturmasının konusu hâline geldi.

Devlet: Bu dosya kapanmadı!

Muhsin Yazıcıoğlu, sadece bir siyasi parti genel başkanı değildi. Türk siyasetinde farklı kesimlerin saygısını kazanmış, ilkeleriyle anılan bir isimdi. Onun ölümü de yıllardır milletin vicdanında cevabı bekleyen sorular bıraktı. Bugün yapılan operasyon, bu soruların tamamını cevaplamış değildir.

Ancak devletin, aradan geçen 17 yıla rağmen “Bu dosya kapanmadı.” mesajı verdiği açıktır. Şimdi söz, iddianameyi hazırlayacak savcılıkta ve ardından bağımsız mahkemelerdedir. Çünkü böylesine ağır iddiaların aydınlatılmasının tek yolu; varsayımlarla değil, delillerle konuşan, şeffaf ve adil bir yargılama sürecidir.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında artık en çok ihtiyaç duyulan şey de tam olarak budur: Maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarılması.

Diğer yazarlar

Podcast

GDH'i Google'da takip edin

Google'un yeni Tercih Edilen Kaynaklar özelliğiyle veya Google Haberler'den GDH içeriklerini doğrudan akışınıza ekleyin.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

GDH'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim