Balkanların saklı izi

Osmanlı’dan çok önce Balkanlar’da Müslüman topluluklar var mıydı? Orta Çağ İslam coğrafyacılarının kayıtları, Macaristan’dan Dobruca’ya uzanan İsmailî Başkırtların izlerini taşıyor. İbrahim Yerlikaya, Balkanlar’daki İslam varlığının bilinmeyen geçmişini ve Sarı Saltık’tan öncesine uzanan tartışmayı ele alıyor.

İbrahim Yerlikaya

Yazan: İbrahim Yerlikaya

· 9 dk okuma

Balkanların saklı izi

BALKANLARIN SAKLI İZİ

Asırlar öncesine uzanan bir yolculuk… Balkanlar’ın sisli topraklarında, henüz Osmanlı atları bu coğrafyaya ayak basmadan çok önce, harflerin ve sembollerin dilinde saklanmış bir hakikat fısıldanıyor olabilir mi?

11. yüzyılın karanlık koridorlarında dolaşan İsmailî Başkırt tüccarların gizemli izlerini sürüyor. Peki, bu sıradan bir tarihî kayıt mıydı, yoksa Balkanlar’ın manevi iklimine düşülmüş silinmez bir mühür mü?

Gelin, Zekeriyya Kazvînî’nin, Yâkût el-Hamevî’nin ve Ebu’l-Fidâ’nın satır aralarında saklanan bu gizli koloninin şifrelerini birlikte çözelim. Belki de bu kayıtlar, sadece bir ticaret kervanının değil, aynı zamanda heterodoks İslam’ın Balkanlar’daki en kadim fısıltısının habercisiydi.

BİLİNMEYEN SIRLAR

Tarih ilmi, tıpkı tasavvuf gibi, hakikatleri herkesin anlayamayacağı endişesiyle doğrudan söylemez. Kayıtlar, semboller ve satır aralarına gizlenmiş işaretler kullanılarak sadece “ehline” fısıldanır.

İşte 13. ve 14. yüzyıl İslam coğrafyacılarının eserlerindeki bu kayıtlar da tam olarak bu gizli dilin bir parçasıdır. Yâkût el-Hamevî’nin Mu’cemü’l-Büldân’ında, Kazvînî’nin Âsârü’l-Bilâd’ında ve hatta Endülüslü Ebu Hâmid el-Garnâtî’nin Tuhfetü’l-Elbâb’ında saklı kalan bu haberler, Macaristan’dan Romanya’ya uzanan bir gizemli varlığın izini sürer.

BAŞKIRT: BİR İSMİN ARDINDAKİ SIR

Bir Türk kavmi olan Başkırtlar, neden İsmailî olarak anılıyordu? Eğer bu isim, onların gerçekten İsmailiye mezhebine mensubiyetinden geliyorsa — ki başka bir sebep olmamalıdır — bu, çok mühim bir meseleyi gündeme getirir:

İsmailîye mezhebinin temsil ettiği İslam anlayışı, henüz 11. yüzyılda Balkanlar’a Başkırtlar aracılığıyla girmiş olabilir mi?

Bu soru, Balkan Bektaşiliği ve Aleviliği’nin tarihi açısından son derece kritiktir. Zira eğer bu kayıtlar doğruysa, heterodoks İslam geleneğinin Balkanlar’daki kökleri, 13. yüzyıldan çok daha eskilere, Sarı Saltık’tan ve hatta Osmanlı fetihlerinden çok öncesine uzanıyor demektir.

GARNÂTÎ’NİN FISILTISI VE ŞEHİRLERİN İSİMLERİ

Endülüslü Ebu Hâmid el-Garnâtî’nin Tuhfetü’l-Elbâb isimli eseri, bu gizemli koloninin coğrafyasını gözler önüne serer. 1150’lerde bu İsmailî kolonileri Macaristan’dan Romanya’ya kadar uzanıyorlardı. Ticaretle uğraşan şehirleri vardı. Buralarda yaşayan İsmailîler Frenkçe (Macarca) konuşuyor, onlar gibi giyiniyorlardı.

İsmailîlerin söz konusu yerlerde oturdukları kasabaların isimleri bir bir bilinmektedir. Aynı dönemde Balkanlar’a gelen muhtelif Arap tüccarların beraberlerinde getirdikleri kitapları dağıtarak İslam propagandası yaptıkları da bilinmektedir. Ebu’l-Fidâ’ya bakılırsa, Dobruca’da Sakcı (İshakçı) denilen Müslüman bir ahalinin ve bu adı taşıyan bir şehrin mevcudiyeti de bahis konusu olmaktadır.

Peki, bu sessiz tüccarlar sadece mal mı taşıyordu, yoksa harflerin ve kelimelerin gizli manalarını mı? Kitaplar dağıtarak yapılan bu “propaganda”, aslında bir inancın, bir yorumun, bir gizli ilmin Balkanlar’ın bağrına nakşedilmesi değil miydi?

VAFTİZ, DOMUZ ETİ VE ERİME POLİTİKASI

Bir takım sebeplerle buralara göç etmek zorunda kalan bu İsmailî kolonisi mensupları, zamanla Hıristiyanlaştırıldılar. Vaftiz edilerek domuz eti yemeye zorlandılar; her türlü İslami ritüeli uygulamaktan zorla alıkonuldular. Kiliseye devam etmeleri istendi; kızları mutlaka Hıristiyanlarla evlendirilmek zorunda bırakıldı. Buna muhalefet edenler şiddetle cezalandırıldı. Böylece Hıristiyanlar içinde eritilmeye çalışıldılar. Bu, bize Reconquista dönemi İspanya’sında Müslümanlara ve Yahudilere uygulanan Hıristiyanlaştırma politikasını hatırlatıyor

13.yüzyılda, özellikle Moğol hükümdarı Batu Han’ın saldırılarını buralara kadar yaymasıyla zoraki Hıristiyanlaştırılan ve Macarlar tarafından sıkıştırılan İsmailîler, zamanla ortadan kalktılar. Fakat peyderpey Macarlaşmalarına rağmen, yine de İsmailî Başkırtlar’ın 13. yüzyıla kadar mevcudiyetlerini koruyabildikleri görülüyor.

ÜÇ KOL: İSMAİLÎ MİRASIN BALKANLAR’A GEÇİŞ YOLLARI

Bu gizemli varlığın sonraki döneme bir miras bırakıp bırakmadığı, Balkanlar’daki halk İslamı’nın mahiyeti açısından elzem bir meseledir. Metin, bu mirasın üç ayrı koldan Balkanlar’a taşınmış olabileceğini fısıldar:

BİRİNCİ KOL: SARI SALTIK VE TÜRKMENLER

Genellikle bilinen, Balkanlar’da Osmanlı öncesi ilk İslam varlığının, 13. yüzyılın ikinci yarısında, Bizans imparatoru VIII. Mihail’in 1261’de Konstantinopolis’i Latinler’den kurtarmasının hemen ardından, 1263’te onun izniyle Anadolu’dan Sarı Saltık liderliğinde Dobruca’ya giden Türkmenlerce oluşturulduğudur. Sarı Saltık’ın yönettiği, Çepni boyuna mensubiyeti kabul edilebilecek olan Türkmen aşiretinin Suriye İsmailîleri ile alakası kuvvetle muhtemel bulunan Babailer ortamından geldikleri bugün iyi bilinmektedir. Bu itibarla, Babailer isyanına katılan Suriye kökenli Türkmen aşiretleri gibi Çepniler’in de daha orada iken İsmailî etkilere maruz kaldığını varsaymak, kolay reddedilecek bir olgu değildir. Böyle olunca, İsmailî etkilerin ikinci bir kolunun, Sarı Saltık’la Balkanlar’a yerleşen bu Türkmenler olduğunu düşünmemek gerekiyor.

İKİNCİ KOL: HURUFİLİK VE FAZLULLAH-I ESTERÂBÂDÎ

Bir üçüncü — ama belki dolaylı — faktörün, Osmanlı fetihleriyle beraber, önce 14. ve 15. yüzyıllarda muhtelif Kalenderî zümreleri, 16. yüzyıldan itibaren de onlarla iç içe geçen Bektaşiler vasıtasıyla yayılan Hurufilik olduğunu söyleyebiliriz. Bilindiği gibi, önemli bir İsmailî liderinin damadı olup 1394’te idam edilen Fazlullah-ı Esterâbâdî’nin., Geniş çapta eski İran dinlerinin kalıntılarını, Hıristiyanlık, Kabalizm ve Neoplatonizm’e ait inanç ve telakkileri İslami bir cila altında yorumlamak ve özellikle de İsmailî etkilerle yoğurmak suretiyle, merkezi Esterâbâd olmak üzere İran’da kurduğu Hurufilik, bir çeşit senkretik panteist mistik mezhep, hatta bir din olarak görülüyor. Kabalistik etkilerle harflere bir takım gizli anlamlar yükleyerek sistemini bu temele dayandırdığı için kurduğu yeni mezhep veya din Hurufilik olarak adlandırılır. Harflerin fısıltısı, burada bir kez daha yankılanır: Her harf bir sayı, her sayı bir tarih, her tarih bir hakikat…

Fazlullah’ın idamından sonra, merkeze karşı giriştikleri ayaklanmalar yüzünden Timur Devleti tarafından takibata uğrayınca, Hurufilerin önemli bir kısmı Anadolu’ya sığındı. Bunlar çeşitli tasavvufi çevrelere, fakat özellikle de muhtelif Kalenderî zümreleri gibi heterodoks sufî gruplara nüfuz ettiler. Bu tesirleri kuvvetli bir şekilde temsil edenlerin esasta, başta Şeyh Bedreddin (ö. 1416) olmak üzere, Balkanlar’da onun yoluna mensup daha sonraki Otman Baba, Akyazılı, Demir Baba ve benzeri Kalenderî şeyhleri olduğunu bugün çok daha iyi biliyoruz. Hurufilik, bunlara bağlı sufî zümreler aracılığıyla 15. yüzyılın ikinci yarısında Anadolu üzerinden Balkanlar’a da geçti. Bu aynı zamanda İsmailî etkilerin de Balkanlar’a geçişiydi. Prof. Melikoff’un son bir iki yazısı, bu kanalla Balkan Aleviliğinde İsmailî etkileri bahis konusu eder.

SEMBOLLER ÂLEMİ: SAKCI, İSHAKÇI VE BEKTAŞİ

Sakcı / İshakçı (Dobruca): Ebu’l-Fidâ’ya göre Dobruca’da bu adı taşıyan Müslüman bir ahali ve şehir vardır. “İshak” ismi, İsmailî geleneğin ve heterodoks İslam’ın izlerini taşır. Bu şehir, Balkanlar’ın manevi haritasında bir işaret fişeği gibidir.

Başkırt (İsmailî Koloni): Bir Türk kavminin İsmailîlikle anılması, İslam coğrafyasının en gizemli meselelerinden biridir. Bu isim, Balkanlar’daki heterodoks İslam’ın en kadim fısıltısını temsil eder.

Sarı Saltık ve Çepni (Türkmen Kolonisi): Babailer ortamından gelen, Suriye İsmailîleri ile alakası kuvvetle muhtemel olan bu topluluk, Anadolu’nun manevi iklimini Balkanlar’a taşımıştır.

Hurufilik ve Harfler: Fazlullah-ı Esterâbâdî’nin harflere yüklediği gizli anlamlar, Kabalistik etkilerle yoğrulmuş bir ilim anlayışını temsil eder. Harfler, burada sadece yazı değil, birer şifre, birer anahtardır.

Bektaşilik ve Alevilik: Balkanlar’daki halk İslamı’nın mahiyeti, bu gizli mirasın en önemli tezahürüdür. F. de Jong ve Irène Melikoff’un çalışmaları önemli veriler sağlamış olsa da, meselenin bir de bu açıdan ele alınması bizi ilginç sonuçlara götürecektir.

1263: BİR GÖÇÜN SEMBOLİZMİ

Sarı Saltık ve onun başını çektiği Anadolu kökenli Türkmen yerleşmesinin hikâyesidir. Ancak 13. yüzyılın ne Bizans ne de Selçuklu kaynaklarında, Sarı Saltık etrafındaki bu “İslamlaşma hareketi”nin tam olarak analizini yapmaya yarayacak müspet tarihi veriler mevcuttur. Bu kaynaklar sadece II. İzzeddin Keykavus’un Bizans’a sığınmasından ve bir Türkmen aşiretinin Dobruca bozkırlarına yerleştirilmesinden başka, ne Sarı Saltık’tan ne de onun giriştiği kabul edilen İslamlaşma hareketinden bahsederler. Bu olayı yalnızca Yazıcızade Ali’nin II. Murad döneminde İbn Bibi Selçuknâme’sinin çevirisini yaparken kaleme aldığı ilavelerden öğreniyoruz.

O halde 13. yüzyılda bu sürecin nasıl başlayıp geliştiğine dair geniş analizler yapabilecek durumda olmadığımızı söylemeliyiz. Ancak, Dobruca’da söz konusu yüzyılda Sarı Saltık’la başlayan bir İslamlaşma olayı herhalde vardı. Ama bu İslamlaşmayı, hiçbir zaman sistemli bir programa ve siyasete dayalı olarak, geniş çaplı metodik bir İslamlaşma hareketi şeklinde düşünmemelidir.

Bu tamamen yanıltıcı olur: zira kanaatimizce böyle sistemli bir İslamlaş(tır)ma olayı olsaydı, dini hareketler karşısında o kadar duyarlı olan dönemin Bizans ve Selçuklu kaynaklarının bunu atlaması bahis konusu olamazdı. Ama bu İslamlaşma, en azından başlangıçta, Sarı Saltık’ın başında bulunduğu, sınırlı bir nüfusu barındıran Türkmen aşiretinin 1263-64 arasında Dobruca’ya yerleşmesiyle orada ilk defa bir Müslüman cemaatinin mevcut olmuş olmasıyla başlar.

Ne tür bir Müslümanlığı temsil etmekte olduğu meselesi rezervde kalmak kaydıyla, bu küçük İslam cemaatinin önemi, herhangi bir fetih hareketine dayalı olmaksızın, tamamıyla Hıristiyan bir imparatorun izni sonucu oraya taşınmış olmasından gelmektedir. Bu, o devir için ilginç bir durumdur.

Sarı Saltık, tahtta kalma imkânını bir şekilde kaybederek talihsizliğe uğramış bir Anadolu Selçuklu sultanını destekleyen Türkmen aşiretinin, büyük bir ihtimalle beyi ve aynı zamanda dini lideri olan bir Türkmen babası sıfatıyla Dobruca’ya gelmiş, önce orada, sonra da Kırım’da birkaç zaviye açarak tabii yolla İslam propagandası yapmış olmalıdır.

SONUÇ: HARFLER NE FISILDADI?

Balkanlar’daki İsmailî Başkırtlar meselesi, tarihin satır aralarında saklanmış bir hakikatın kapısını aralar. Eğer bu kayıtlar doğruysa — ki Yâkût el-Hamevî, Kazvînî, Kalkaşandî ve Ebu’l-Fidâ gibi büyük coğrafyacıların eserleri bunu destekliyorsa — Balkanlar’da heterodoks İslam geleneğinin kökleri, 11. yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Bu, şu demektir: Sarı Saltık’tan önce de bu topraklarda bir İslam fısıltısı vardı. Belki bir tüccarın çantasında, belki bir harfin noktasında, belki de bir kasidenin mısralarında saklı kalan bir fısıltı…

Bugün için tarihî kayıtlarda belki çok fazla iz bulunmasa da, bu varsayımları test etmenin yegâne yolu, İsmailî kaynaklarından sağlanacak veriler ışığında, bugün Balkan Bektaşiliği ve Aleviliği içinde yapılacak araştırmalardır.

Balkan Bektaşiliği ve Aleviliği konusunda F. de Jong ve Irène Melikoff’un çalışmaları oldukça önemli veriler sağlamış olmakla beraber, meselenin bir de bu açıdan ele alınması, sanıyoruz bizi ilginç sonuçlara götürecektir.

Gerisi… Gerisi hâlâ konuşuluyor. Harfler fısıldamaya devam ediyor. Balkanlar’ın bağrında, vaftiz edilmiş ama unutulmamış, zorla Hıristiyanlaştırılmış ama kalbinde imanı saklı tutmuş o gizemli koloni… Belki de hâlâ aramızda, bir türküde, bir semahın dönüşünde, bir Bektaşi nefesinde yaşıyor. Ve tarih, bazen bir şiirin mısralarında, bazen bir harfin noktasında, bazen de bir tüccarın getirdiği kitabın sayfalarında saklanır…

KAYNAKÇA

I. Balkanlar'da İsmailî Başkırtlar ve İlk Müslüman Yerleşmesi ile İlgili Kaynaklar

1.Kazvînî, Zekeriyya. Âsârü'l-Bilâd.

2.el-Hamevî, Yâkût. Mu'cemü'l-Büldân.

3.el-Kalkaşandî. Subhu'l-A'şâ.

4.Ebu'l-Fidâ İsmail. Takvîmü'l-Büldân.

5.el-Garnâtî, Ebu Hâmid. Tuhfetü'l-Elbâb. (İstanbul kütüphanelerinde nüshaları bulunmaktadır.)

6.Okiç, Tayyip. "Sarı Saltık'a dair makale." (Metinde dipnotlarda yayımlanan metinlerle birlikte anılmaktadır.)

7.Yazıcızade Ali. İbn Bibi Selçuknâme Tercümesi (II. Murad döneminde kaleme alınan ilaveler).

8.İbn Bibi. el-Evâmirü'l-Alâ'iyye fi'l-Umûri'l-Alâ'iyye (Selçuknâme).

II. Hurufilik, Bektaşilik ve Heterodoks İslam ile İlgili Kaynaklar

9.Esterâbâdî, Fazlullah-ı. Câvidânnâme. (Hurufiliğin temel metni.)

10.Melikoff, Irène. Balkan Aleviliğinde İsmailî etkiler üzerine makaleler. (Metinde "son bir iki yazı" olarak anılmaktadır.)

11.de Jong, F. Balkan Bektaşiliği üzerine çalışmalar.

12.Şahverdi, Levent. Arşiv (Metinde "Levent Şahverdi Arşivi" olarak kaynak gösterilmektedir.)

III. Metinde Adı Geçen Diğer Şahıslar ve Eserler

13.Şeyh Bedreddin (ö. 1416) — Hurufi ve Kalenderî etkilerin Balkanlar'daki temsilcisi.

14.Otman Baba, Akyazılı, Demir Baba — Balkanlar'daki Kalenderî şeyhleri.

15.Sarı Saltık — 1263-64'te Dobruca'ya yerleşen Türkmen aşiretinin dini ve siyasi lideri.

16.II. İzzeddin Keykavus — Bizans'a sığınan Anadolu Selçuklu sultanı.

17.VIII. Mihail — Bizans imparatoru (1261'de Konstantinopolis'i Latinler'den kurtaran).

18.Batu Han — Moğol hükümdarı.

IV. Konuyla İlgili Genel Kaynaklar (Tamamlayıcı)

19.Ocak, Ahmet Yaşar. Babailer İsyanı: Aleviliğin Tarihsel Altyapısı. İstanbul: Dergâh Yayınları.

20.Ocak, Ahmet Yaşar. Kalenderîler ve Bektaşîler.

21.Gölpınarlı, Abdülbaki. Hurufilik Metinleri Kataloğu. Ankara: Türk Tarih Kurumu.

21.Gölpınarlı, Abdülbaki. Mevlânâ'dan Sonra Mevlevîlik.

22.Köprülü, Fuad. Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları.

23.Melikoff, Irène. Uyur İdik Uyardılar: Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları. İstanbul: Cem Yayınevi.

24.Melikoff, Irène. Kırklar'ın Cemi'nde. İstanbul: Cem Yayınevi.

25.Balivet, Michel. Şeyh Bedreddin: Tasavvuf ve İsyan. İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

İbrahim Yerlikaya’dan diğer yazılar

Podcast

gdh'i Google'da takip edin

gdh'i Google'da Tercih Edilen Kaynaklar'a ekleyin veya Google Haberler'de takip edin.

Yapay Zekâ Özeti

Balkanların saklı izi

Bu özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur. Doğruluk için haberin tamamını okuyunuz.

Yazı Boyutu

Haberin görünümü bu boyutta görünücek. Göz yorgunluğu olmadan rahat okuma.

Haberi Paylaş

Sayfayı Paylaş

gdh'yi bir arkadaşınıza tavsiye etme ihtimaliniz 0-10 skalasında kaç olur?

Hiç tavsiye etmezdimKesinlikle tavsiye ederim